Sınav bitmek üzere...

Elektrik bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyken belki de dünyada hiç yaşanmamış bir olay yaşadım...

Zor bir dersten sınava girmiştik. Sınav süresi üç saatti. Sınavda her şey serbestti. Defter, kitap ve her türlü dokü­man serbest... İsteseniz kütüphanenizin tamamını sınava getirebilirdiniz.

Sınavda üç soru sorulmuştu. Her sorunun üç-dört tane şıkkı vardı. Her türlü dokümanın serbest olması, soruların ne kadar zor olduklarını anlatmaya yeter herhâlde...

Bu üç sorunun ikisinden hiçbir şey anlamamıştım. Sanki bu dersi hiç görmemiştik... İlk anda soru kâğıdını alıp sınav­dan çıkmayı düşündüm. Ancak yanımda dersle ilgili çok sa­yıda doküman vardı. Kolaya teslim olmayı kendime yediremedim. Sınavda kalmayı ve soruları çözmeye karar verdim. Şu kitap, bu defter, öteki kitap... Olmadı. Sil baştan başla... Kafa kalmadı. Bunaldım. Başımı sıranın üstüne koyup biraz dinleneyim, dedim. Dinleneyim derken uykuya dalmışım. Göz kapama değil, resmen uykunun tâ kendisi... Uyuduğumu, uyanınca anladım. Sıranın sertliğiyle yüzümün yarısı da sertleşmişti.

Uyandığım ilk anda nerede olduğumu çıkaramadım. Çıkaramadım çünkü... Aklım başıma geldiğinde tam bir saatten fazla uykuda kaldığımı anladım. Dünyada belki de hiç yaşanmamış bir olayı yaşıyordum. Bu nedenle ilk uyandığım an, sınavda olduğum hiç mi hiç aklıma gelmedi. “Burası neresi? Ben neredeyim?” diye aklımı toparlamaya çalışırken sınavdaki arkadaşlarımı fark etmeye başladım. Önümde defterleri kalemleri de görünce jeton düştü. Şaşırmış, çok mahcup olmuştum. Dersin hocası da bir prof’tu. Hocamızdan da çok utanmıştım.

Uyandıktan sonra sınavın bitimine bir saat bir süre kalmıştı. Hemen soru kâğıdına yöneldim. Kaldığım yerden devam ettim. Sonuçta bu sınavdan geçer not almıştım.

Peki, ya bu sınav bitinceye kadar hiç uyanmasaydım ne olurdu?

Bu sorunun cevabı çok açık: Sınavdan geçer not alamazdım...

Uykuda uyandığım ilk an nerede olduğumu çıkarama­mıştım. Bir şaşkınlık yaşamıştım. Bir de uyku sersemliği var... Bu şaşkınlık ve zihin sersemliği beş-on saniye devam etti. Eğer bu şaşkınlık beş-on saniye değil de sınav bitinceye kadar devam etseydi, uyanmış görünmenin hiç­bir faydası olmayacaktı. Yine başarısız olacaktım...

Başımdan geçen bu olay, hayatı ne derece algıladığımı sorgulamam için iyi bir ders olmuştu. Bana verilen ömrü uykuda mı geçiriyordum? Uyanık görünüyorsam ömür sa­hifelerimi neyle dolduruyordum? Bedenimin, ruhumun ve tüm ihtiyaçlarımın sahibi olan Allah’a karşı ne derece dürüsttüm?...

İnsan, kâinatta düşünme yeteneği olan tek varlık. Ve ben de “insan” olarak yaratılmıştım. Vücudumdaki elementlerin aynısı hayvanlarda da var; ama hiçbir hayvan medeniyet kuramadı. Hayvanların hiçbir türünde “istikbal” endişesi yok; oysa bende var. Bu nedenle üniversiteye girmiş, meslek sahibi olmaya çalışıyorum. Gel gör ki sınavda uyukluyo­rum. Olacak şey mi?

Değerler üstü kıymeti haiz olan “hayat”ın esprisi nedir? Elimle, gözümle, ilmimle tanık olduğum her mevcudun bir hikmeti var da kâinattaki bütün mevcutların hizmet ettiği “hayat”ın bir hikmeti yok muydu? Hayatın gerçek hikmetini biliyor muydum? Hayat sınavında sorulan soruyu tam olarak anlayabilmiş miydim? Sabahları uykudan uyandığımda dünyanın cazibedar oyuncaklarıyla “gaflet” denilen başka bir uykuya mı dalıyordum? Hayat sınavının bitimine acaba kaç saat kalmıştı? Geri kalan sürede geçer not alabilecek miydim?...

İmtihan zor, ama her doküman serbest. Hayatın değerini gerçek anlamda idrak etmiş ve silinmez izler bırakmış büyüklerin kitaplarını okumak, hatta onlardan kopya çekmek bile serbest. Yeter ki azmimi yitirmeyeyim... Başkalarına değil, bizatihi kendi öz nefsime karşı dürüst olabilsem, Cenab-ı Hakkın inayetine ve merhametine nail olabilirim.

Evet, sınav henüz bitmedi. Soruları bir daha baştan okumak lâzım: Mevlâ bizden öncelikle ne istiyor?...

4875 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun