"Biz gece ve gündüzü iki Ayet kıldık ve gece âyetini sildik" (İsra, 17/12) ayetindeki "Gece ayetini sildik." ifadesi nasıl anlaşılmalıdır?

Soru Detayı
- Bu ayet, çok önemli bir bilimsel gerçek olan ayın, bir zamanlar güneş gibi olduğuna kanıt olur mu?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetin meali:

“Biz geceyi ve gündüzü birer nişan olarak yarattık. Nitekim Rabbinizin nimetlerini arayasınız, ayrıca yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gecenin nişanını siler, aydınlatıcı olarak gündüzün nişanını getiririz. İşte biz her şeyi açık açık anlattık.” (İsra, 17/12) 

Daha önceki ayetlerde sözü edilen vahiy kitabı Kur'an'ın insanlığı kurtarıcı rehberliğinden sonra, burada da muhatabın dikkati kâinat kitabından bir kesite, gece ile gündüzün akışına çevrilmekte; bunun insanlık için taşıdığı değere dikkat çekilmektedir. 

Gece ve gündüz için "nişan" diye çevirdiğimiz "âyet" deyiminin kullanılması ilgi çekicidir. Kur'an nasıl âyetlerden oluşuyorsa gece ve gündüz de "iki âyet"tir; Allah'ın varlığı ve birliğini, kudretini, ihsanını gösteren iki işarettir, delildir.

"Gecenin nişanını sileriz" ifadesi değişik şekillerde açıklanmıştır. Bir yoruma göre gecenin delili (âyet) karanlık, gündüzün delili aydınlıktır. Buna göre maksat, sabaha doğru giderek gecenin karanlığının silinmesi yani dünyanın aydınlanmasıdır. İkinci bir yoruma göre gecenin delili ay ışığıdır. Ayın ışığının hilâlden başlayıp dolunay olduktan sonra gün geçtikçe azalması ve nihayet gece gökyüzünün karanlığa gömülmesi "gecenin delilinin sîlinmesi"dir.

Ayrıca, "Gecenin nişanını sileriz" ifadesinden ayın ışığını güneşten aldığı veya ayın bir zamanlar ışıklı bir yıldız iken daha sonra ışığının silindiği, söndüğü şeklinde anlamlar da çıkarılmaktadır. Çünkü âyette ayın ışığının söndürülüşünden ve buna karşılık güneşin ışık verici duruma getirildiğinden bahsediliyor. Bu da ayın başlangıçta bir ateş kütlesi olduğunu ve daha sonra söndüğünü gösteriyor. 

Bazı müfessirler, ayın silinip söndürülüşünü, onun üzerinde kara lekelere yorumlamışlardır ki bu çok dar bir anlayıştır. 

Zemahşerî'nin yaklaşımı ise daha değişiktir. O bu âyetten; ayın, güneşin tersine, ışıklı ve şualı olarak hiç yaratılmadığı sonucunu çıkarmıştır. (Zemahşerî, Ayrıca bk. Neysabûrî, ilgili ayetin tefsiri)

- Gecenin, yani Ay’ın mahvedilmesinden maksat nedir? 

Tefsircilerin piri kabul edilen sahabeden Abdullah îbn Abbas ise bugünki ilmî bulgulara da uygun düşen bir yorumda bulunmuştur. Ona göre bu âyet, başlangıçta ayın güneş gibi ışık vermekte olduğunu anlatıyor: "Gece âyeti olan ay, güneş gibi aydınlatıcı idi, aydınlığı mahvedildi ve ayın yüzündeki karaltı o mahvın izidir." (bk. Taberî, İbn Kesîr ilgili ayetin tefsiri)

Muhammed b. Ka'b-ı Kurazî demiştir ki: "Gece bir güneş, gündüz de bir güneş vardı. Gece güneşi mahvedildi ve işte aydaki silinti odur." (bk. Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, 5/248)

Bazı tefsir ve benzeri eserlerde Hz. Peygamber (asm)’den nakledilen ve fakat hadis kaynaklarında bulamadığımız bir söze yer verilir: Hz. Peygamber (asm)’den  aydaki karaltı soruldu da Resulullah dedi ki: 

“İkisi de güneş idi, yüce Allah 'Biz gece ve gündüzü iki Ayet kıldık ve gece âyetini sildik.' buyurdu. Şimdi gördüğün karaltı o silintidir." (bk. Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, 5/247; Kurtubî, Râzî ilgili ayetin tefsiri)

Demek ki ay önce güneş gibi aydınlatıcı olarak yaratılmıştı, o da bir güneş demekti. Ve o halde güneş gibi ısısı da vardı. Sonra yüce Allah o güneşi sildi, yani söndürdü ve böylece şimdi bildiğimiz gece âyeti olan ay meydana geldi. 

Şu halde gerek ayın yüzündeki karaltı ve gerek aksettirdiği ışığının büyüyüp küçülmesi ve nihayet kamerî ayın son üç gününde kaybolup yeni bir hilâl olarak ortaya çıkması, o silmenin bir eseri ve neticesidir. 

Ayın nuru kendiliğinden olmayıp güneşten elde edildiği, eskiden beri astronomi ilmi bilginlerince bilinirse de ayın, önceleri güneş gibi aydınlatıcı iken, sonradan böyle mahvedilip sönmüş olduğu bilinmiyordu. Kur'ân'ın bildirmiş olduğu bu gerçeği nihayet zamanımız bilim adamları almış kabul etmiş ve bu günkü bilimsel düşüncelerini bu temel üzerine takip etmekte bulunmuşlardır. 

Gök cisimlerinin meydana gelme şekilleriyle ilgili teorilere yol açmış olan bu ayın silinmesi meselesi, bilimsel açıdan çok önem taşıdığı gibi, dini açıdan da öyledir. Çünkü kıyamet hallerinden

"Güneş dürülüp söndürüldüğü zaman, yıldızlar kararıp düştüğü zaman..." (Tekvîr, 81/1-2)

âyetleri ile bildirilen güneşin dürülüp söndürülmesi, yıldızların kararıp düşmesi hadiselerinin düşünülüp tasdik edilmesini önceden bir misal ile ibret bakışına sunmaktır. 

Kıyamet ve ahireti hesaba aldırmak için, zamanın değişim seyrini mütalaa ettirmek hikmetiyle gece ve gündüz âyetlerini söz konusu eden bu âyetin gelişi de özellikle bu ibret ile ilgilidir. 

Böylece buyuruluyor ki, gece âyetini mahvettik ve gündüz âyetini bir gösterici kıldık. Yani güneşi, gözü olanlara herşeyi görecek bir görme vasıtası olan ışık ile parlak yaptık ve mahvetmedik ki Rabbinizden lütuf isteyesiniz. Bu hitabın insan cinsine yönelik olduğu dikkate alınırsa bundan anlaşılır ki, yer üzerinde insan cinsi ayın silinmesinden sonra yaratılmış ve gece ile gündüzün birbirinden ayrılması insan hayatının feyiz sebeplerinden birisi olmuştur. 

Bu şekilde mana şöyle olur:

Bunların böyle yapılması şu hikmetler içindir ki siz, hayata mazhar olup görüş ve düşünce sahibi insanlar olasınız da bunları yapan ve sizi yetiştiren Rabbinizin büyüklüğünü anlayarak çalışsanız; fakat kötülük ve noksanlık için değil, O'nun lütuf ve kereminden hayırlı kazanç ve ilerleme istemek için çalışasınız ve yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Geceleriyle ve gündüzleriyle, aylarıyla ve yıllarıyla zamanı ölçüp önünü sonunu, dünyayı ve ahireti hesap edesiniz ve dünyaya güvenip ahiretteki hesabı unutmayasınız diye, bunları böyle yaptık. Ve her şeyi geniş olarak açıkladık. Yani yaratılış âleminde her şeyi ayırd edip gündüz âyeti ile gösterdiğimiz gibi, Kur'ân'da da din ve dünyanızla, iyilik ve kötülüğünüzle ilgili her şeyi âyetleri ile açıkladık; bu şekilde Kur'ân, gündüz âyeti gibidir. Bunun karşısında önceki kitaplar ise, mahvedilmiş gece âyeti gibi neshedilmiştir. (Emalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Bilimsel araştırmalar çerçevesinde yapılacak yorumların isabet derecesi bir yana, Kur'an için önemli olan, aynı suresinin 9. ayetinde

“Kuşkusuz bu Kur'an en doğru olana iletir; güzel işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.”

buyurulduğu gibi insanlığa Allah'ın lütuflarını anlatarak onları en doğru yola, yani İslâm'ın itikadı ve amelî ilkelerini benimseyip yaşamaya yöneltmektir. Buna kısaca hidayet denir. 

Kur'an'ın bu hidayet verici misyonunu ikinci plana atıp, onda sadece bilimsel bilgi arayışına girerek meraklı zihinleri tatmine yönelmek Kur'an'ın istediği şeye uygun olmaz. Ancak, Kur’an’ın esas hedeflerini araştımanın ve uygulamanın yanında, bilimsel bilgi araştırmaları yapmak da güzeldir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR