Biz bir bilgisayar programıyız. Allah adaletlidir, diye kimsenin bizi kandırmadığını nasıl anlarız?

Tarih: 04.10.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Her şeyden önce insan olarak biz bir bilgisayar programı gibi değiliz. Çünkü bilgisayarın iradesi yoktur, yazılım esnasında ona böyle bir hak tanınmamaktadır. Zaten böyle bir şey mümkün de değildir. Bu sebeple, bilgisayar, programcının elinde bir kukladan öteye geçemez. Şayet programcı yanlış bir komut öğrettiyse o bunu öyle algılar. Nitekim, bazı kelimelerin yazılımını -yanlış olarak bellediği için- yanlışa doğru, doğruya yanlış diyebiliyor.

Oysa, insanın  kader yazılımında yer alan unsurların başında “özgür irade” gelmektedir. Kişi bu özgür iradesi sayesinde istediğini seçmekte hürdür. Yazılımında olduğu için insan istese de özgür olmaktan kendini uzaklaştıramaz.

Bununla beraber, yazılımı yazan Allah’ın bir ismi “ADL”dir. Yani öyle adildir ki, adeta adaletin / adlin kendisidir. Kâinatın her tarafında kendini belli eden dengeler, ölçüler, bu adaletin varlığına şahitlik etmektedir. Eskiden beri peygamberlere karşı isyan eden zalimleri helak etmesi, hakkın, adaletin temsilci olan peygamberleri ve onlara tabi olanları himaye etmesi, reddi kabil olmayan -tarihin referans verdiği- ilahî adaletin yansımalarıdır.

Ayrıca, Kur’an’a iman etmiş bir kimse için, bu ilahî adaletin varlığının en büyük şahidi Kur’an’ın kendisidir.

Özetle, bilgisayarın beynine istediği şekilde komuta eden insan beyni ile, bilgisayar beynini kıyaslamak eskilerin eskimez deyimiyle “kıyas maal-farıktır”, yani -bu iki unsur, kıyaslamayı / karşılaştırmayı haklı çıkaracak şekilde- bir benzetme yönü, bir ortak paydası olmayan türden olduğu için, aralarında konuyla ilgili bir benzetme yapmak mümkün değildir.

Kendisine -dışta varlığı olan- gerçek bir vücut elbisesi giydirilen, başına özgür iradeyle seçici olmaya imkân veren bir şuur takılan insan ruhu ile, ruhsuz, cansız, ne yaptığını gerçekte fark etmeyen, özgür irade nedir bilmeyen, bir yazılımın esiri olan kukla bir makineyi karşılaştırmak, mantık açısından her türlü lojistik destekten yoksun, her yönden çatırdamaya, dökülmeye müsait bir önerme yapılanmasıdır.

Eğer insan, “rüzgarın önünde sürüklenen bir yaprak, sadece verilen komutu yerine getiren bir bilgisayar” ise, seçme kabiliyeti yoksa, yaptığından mesul değilse, o zaman suçun ne manası kalır? Böyle diyen kişi, bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemeye müracaat etmiyor mu?

Halbuki, anlayışına göre şöyle düşünmesi gerekirdi:

“Bu adam benim evimi yaktı, namusuma dil uzattı, çocuğumu öldürdü, ama mazurdur. Çünkü makinedir, bilgisayardır, bu fiilleri yapmak zorunda, ne yapsın, başka türlü davranmak elinden gelmezdi ki.”

Hakkı çiğnenenler gerçekten böyle mi düşünüyorlar?

İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü, her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Halbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgarın önünde bir yaprak, programlanan bir bilgisayar gibi olmadığını kabul eder.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah’ın küllî iradesi ile insanın cüzî iradesi nasıl bağdaştırılabilir? Allah’ın sonsuz ilmi karşısında insan özgür olabilir mi?

 Bazıları insan iradesini hiçe sayıyor ve insanın, yaptığı isyanlardan sorumlu olmadığını iddia ediyorlar. İnsan bütün işlerini bir cebir altında mı yapmaktadır; değilse hangi fiillerinden sorumludur?

Allah bizi yaratırken ne yarattığını bilmiyor muydu? Allah sağ eliyle cennet ehlini sol eliyle cehennem ehlini yarattı, şeklinde hadisler var. Bu durum insan iradesini yok saymak anlamına gelmez mi?

Günah işleyen bir kişi kendi iradesine uyarak mı günah işler, yoksa kaderinde olduğu için çaresiz bir şekilde günahı işlemeye mecbur mu kalır?

İnsanın iradesini de Allah yarattığına göre Allah insanın günah işlemesine neden müsade etmektedir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun