"Bir kimsenin ırkçılık yaptığını duyacak olursanız ona: 'Babanın bilmem nesini ısır.' deyiniz, bunu açık açık söyleyiniz." anlamına gelen hadis sahih midir? Peygamberimizin (asm) edep ve hayası buna izin verir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili rivayet şöyledir:

“Bir kimsenin cahiliye âdetince, kavim ve kabilesine intisab ederek (onlardan yardım taleb ettiğini) ve onlarla şereflendiğini duyacak olursanız ona: ‘Babanın bilmem nesini ısır!’ deyiniz. Ve bunu açık açık söyleyerek, îmâ ve kinayede de bulunmayınız.” (1)

Bu hadisin sahih olduğu rivayet edilmiştir. (2)

Hadiste geçen ‘babanın bilmem nesini ısır’ cümlesindeki ‘bilmem nesini’ deyimi ‘elhenu’ kelimesinin çevirisi olarak verilmiştir. Arapça’da bu kelime, anması veya söylenmesi çirkin olan şeyler için kinâye olarak kullanılır. Hadis şerhlerinde bu kelimenin zeker, ferc ve eyr’den istiâre olduğu belirtilmektedir.(3)

Peygamber Efendimiz (asm), bütün sohbetlerinde itidal, nezaket ve güzel sözle açıklamalarda bulunduğu halde, kavmiyetçilik ve ırkçılık dâvası güdenlere karşı, gayet sert davranmış ve onları tahkir ve rezil edici ifadeler kullanmıştır.

Resûlüllah Efendimizin (asm) ırkçılığa karşı ümmetini uyanık tutması ve ırkçılığın ne kadar çirkin bir şey olduğunu göstermesi bakımından bu hadîs, fevkalâde dikkat çekicidir. Eğer ırkçılığın ne kadar çirkin olduğunu gösteren başka hiçbir hadis olamasaydı, sadece bu hadîs-i şerîf bile kavmiyetçiliğin, ırkçılığın, soyunu üstün görmenin ne derece adî, rezil, alçak bir fitne unsuru olduğunu göstermesi bakımından yeterli olurdu.

Hadîste geçen bu ağır tabirler, kavmiyetçiliğin fenalığını göstermek ve Müslümanları bu fitneye karşı uyanık tutmak içindir.

Nitekim, konuyla ilgili bir başka rivayet de şöyledir:

“Sizler Hz. Âdem’in oğullarısınız. Âdem ise, topraktandır. Bir kısım insanlar var ki, cehennem kömüründen başka bir şey olmayan adamlarla iftihar ederler, övünürler. İşte bunlar ya bu övünmeden vazgeçerler, ya Allah nezdinde pisliği burunlarıyla yuvarlayan gübre böceklerinden daha değersiz olurlar.” (Müsned, II, 524; Ebû Dâvud, Edeb, 120, 5116)

Bu benzetmeyle, ırkçılıkla meşguliyetin, bu böceğin meşguliyetinden daha değersiz ve çirkin olduğu belirtilmektedir...

Müslümanların birlik ve beraberliğine zarar veren kavmiyetçiliği, Kur’ân-ı Kerîm yasakladığı gibi (Hucurat, 49/13), Peygamber Efendimiz (asm) de reddetmiştir.

Bu hadisler, Müslümanları, Müslüman olmayan ecdadlarıyla övünmeyi yasaklarken başvurduğu ifadelerin dozajındaki ağırlıktan memnun olmayanlar, tuttukları yolun dikliğe, uçuruma yakın tehlikeli meylini göremeyecek kadar gaflet gösterebilirler. “Hz. Peygamber böyle bir ifadeye yer verir mi?" gibi ifadelerler yersiz ve tehlikeli açıklamalarla hadis-i şerife dil uzatmaya kalkabilirler.

Ancak unutulmamalıdır ki, Müslümanların birliğini, beraberliğini bozmada en mühim nedenlerden biri olarak, tarihte rol oynayacak bir davranışın fenalığını, her hâl u kârda ondan çekinmek gerektiğini, en âmi bir kimsenin bile kolayca anlayacağı bir üslub ile Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm ifade buyurmuştur. Biz, bu manayı ciltlerle yazıya döksek, halk seviyesinde bu kadar nefret verici bir açıklamada bulunamayız. Resûlullah (asm) bunu bir cümlede, hem de kısa bir cümlede yapmıştır.

Hz. Peygamber (asm)’in böyle ifadelerle hissettirmeye çalıştığı fenâlıkların alanını göstermek için, önce Osmanlılar ve Türkler arasında, sonra da Araplar arasında ırkçılığın nasıl uyandırıldığına bakmak yeterli olacaktır. Bugünkü yurdumuzu parçalamada da büyük ölçüde ırkçılığın müessir bir alet olarak kullanılması da, bu hadisin ifade ettiği mefhumun ne kadar yerinde olduğunu gösterir.

Evet Hz. Muhammed (asv) Allah’ın Elçisi olarak, müminlerin birlik ve beraberliğini bozan, zedeleyen her türlü düşünce ve fiili, her çeşit kötü ahlakı yasaklamıştır. Bilhassa İslâm kardeşliği ve İslam birliğinin en zararlı, en büyük düşmanı olan ırkçılığı şiddetle yasaklamıştır.

“Allahü Teâlâ, kıyamet günü bütün canlılar; mahşer yerine topladığı vakit, yakındakiler gibi uzaktakiler de aynı şekilde duyacakları bir sesle karşılaşırlar. Bu ses, şöyledir: ‘Ey insanlar! Sizi yarattığımdan bugüne kadar, hep ben sustum da sizi dinledim. Bugün siz susunuz da beni dinleyiniz. Bugün size amellerinizin karşılığı verilecektir. Ey insanlar! Ben sizin aranızda bir neseb, asalet koydum; siz de kendi aranızda bir neseb tayin ettiniz. Benim koyduğum nesebi düşürdünüz ve kendi nesebinizi yücelttiniz. Ben, en şerefliniz, en çok müttakî olanınızdır, dedim. Fakat siz, buna yanaşmadınız da falanzâde, falan dediniz. İşte bugün ben de sizin koyduğunuz asaleti düşürür ve kendi koyduğum asaleti yüceltirim. Müttakîler nerede?’ Hemen müttakîler için bir sancak çekilir, onlar bu bayrağın ardına takılır, yerlerini alır ve hesapsız olarak Cennet’e girerler.”(4)

Bu hadîs-i şerif büyük bir ibret tablosudur. Cehennem’in bütün dehşetiyle hücum ettiği ve herkesin ‘nefsî, nefsî’ dediği o meydanda hangi soy-sop, hangi hasep-neseb, hangi şahlık ve padişahlık, hangi kavim ve kabile beş para edecektir? O meydanda geçer akçe, ancak ve ancak, Rabb-i Celîl’in de beyan buyurduğu gibi, kalb-i selimdir, Ehl-i sünnet itikadıdır, takvâdır, ubûdiyyettir, istikamettir.

"Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir:
1. Kaderiyye (Fertler, kendi fiillerini kendileri yaratırlar, diyerek Allah’ın takdir ve iradesini kabul etmeyenler.)
2. Unsuriyet, (ırkçılık) dâvası gütmek,
3. Dinî mes’elelerin rivâyetinde titiz davranmamak.”
(Taberânî, Mu’cemü’s-Sağîr 1, 158)

“Kim kavmiyetçilik dâvası güderse, cehennemde iki dizi üzerine çökecek olanlardır.” Dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü, oruç tutsa da, namaz kılsa da mı?” “Evet!” cevabını verdi. “Oruç tutsa da, namaz kılsa da.” (Hâkim, Müstedrek 4, 298)

“Ey insanlar, Rabbiniz birdir. Hepiniz, Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise, topraktandır. Allah katında en şerefli olanınız, takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arab olmayan üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arab olmayanın da Arab üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyahın beyaz üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyazın da siyah üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir.” (bk. Cem'u'l-Fevâid, 1/510, hadis no: 3632)

“Kıyamet günü bir adam, bir adamın elinden tutmuş olarak gelir ve: “Yâ Rabbi, bu beni öldürdü!” der. Allah da ona: “Onu niçin öldürdün?” diye sorar. Berikisi de: “İzzet senin için olsun diye (Şanını yüceltmek için) öldürdüm!” cevabını verir. Allah ona: “O bana aittir” der. Derken bir başka adam, yine birisinin elinden tutmuş olarak gelir ve: “Bu beni öldürdü” der. Allah da: “Onu niye öldürdün?” diye sorar. Berikisi de: “İzzet falancanın olsun diye” cevabını verir. Allah: “Fakat, izzet ona ait değildir” der ve öldürdüğü kişinin günâhını yükleterek gönderir.” (Nesâî, Tahrim, 2)

“Kim, itaatten ayrılır ve cemaati terketmiş halde ölürse, câhiliye ölümüyle ölmüş olur. Kim de, ummiyye (gayesiz, hedefsiz iş, asabiyet ve kavmiyet için yapılan savaş) bir bayrağın altında savaşır, asabiyet (kavmiyet) için öfkelenir veya asabiyete çağırır veya asabiyete devam eder ve bu esnada öldürülürse, onun ölümü câhiliye ölümüdür.” (Müslim, İmâret, 53-57)

Dipnotlar:

(1) bk. Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, 5, 136; Şeybânî, Şerhü Siyeri’l-Kebîr, 1, 90

(2) bk. Tahâvî Şerhu Müşkili’l-Âsâr, 8/231-238; Heysemî Mecma’u’z-Zevâid, 3/3

(3) bk. Tahavi, Şerhu Müşkili’l-Âsâr, 8/231-238;  Ebû ‘Ubeyd Garîbu’l-Hadîs; İbnu’l-Esîr en-Nihâye fî Garîbi’l-Hadîs

(4) bk. Taberânî, “Evsat”ında, Hâkim, “Müstedrek”inde... İmam-ı Gazâlî, “İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn”, Bedir Yay., c. 4, s. 296

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR