Bir ayette geçen bir kelimenin sırası başka ayette neden değişir?

Soru Detayı

Kuran’da bir ayette geçen bir kelimenin veya ifadenin, başka bir ayette yeri değişiyor, bunun hikmeti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sorulan soru, lafzî müteşabihlerle ilgilidir.

Lafzî Müteşabihler

Lafzî müteşabih, lafızları aynı olduğu halde, birinde zikredilen bir kelimenin diğerinde geçmemesi (ziyadelik-noksanlık), birinde önce geçen bir kelimenin diğerinde sonraya bırakılması (takdim-tehir) veya bir edatın yerine başkasının zikredilmesi gibi açılardan farklılık arz eden ayetlerdir.

Keza aralarında bu tür farklar olmaksızın aynen tekrarlanan ayetler de tabii olarak “lafzî müteşabih” sayılırlar.

Şüphesiz, benzer ayetlerdeki bu tür farklılıkların çeşitli sebep ve hikmetleri vardır. Alimler bu farklılıklardaki incelikleri, nükte ve hikmetleri açıklama hususunda çeşitli izahlarda bulunmuşlardır. Burada birkaç örnekle bu durumu açıklamaya çalışacağız.

1. Misal:

Yâ-sîn suresi 20. ayette, “ve câe min aksa’l-medîneti raculun yes’â/ Şehrin ücra köşesinden bir adam koşarak geldi” denmişken, Kasas suresi 20. ayette ise, “ve-câe raculün min aksa’l-medîneti yes’â/ Bir adam şehrin ücra köşesinden koşarak geldi” denmiştir.

Alimler bu farklılık hakkında, yani “racul” kelimesinin, birinci ayette mefulden sonraya bırakılmışken, ikinci ayette fiilden hemen sonra gelmesinin hikmeti hususunda şu izahlarda bulunmuşlardır:

Birinci ayette tanınmayan mümin bir şahsın, Allah’ın elçileri tarafından hidayet ve imana davet edilen kavmini, elçilerin davetini kabul etmeye teşvik maksadıyla yanlarına koşarak gelmesi anlatılmaktadır.

İkinci ayette ise, Hz. Musa’yı öldürmek için plan kuran kimseleri haber vermek gayesiyle koşup gelen kimse anlatılmaktadır.

Yâ-sîn suresinde üzerinde durulan husus, bu tanınmayan (meçhûl) şahsın uzak bir yerden şehirde kıssanın yaşandığı ve insanların toplandıkları yere koşup gelmesidir. Bu yüzden kavmi için etkili olacak ve daha çok hayrete sebep olacak nokta öne alınarak vurgulanmış, sanki şöyle denmek istenmiştir:

“Yakınlarında olanlar dahi nasihatte bulunmazken, onlara nasihatte bulunmak için şehrin en ücra köşesinden bir kimse koşup geldi. Üstelik bu kimse, yakınlarındakiler gibi olaylara şahid olup, onlar gibi elçileri dinlememişti. Böylece varıp onları Allah’ın elçilerine tabi olmaya ve getirdiklerini kabul etmeye teşvik etti.”

Dolayısıyla bu ayette “aksa’l-medine/ şehrin en ücra köşesi” ifadesi dikkat edilecek, ibretle okunacak husustur.

İşte bu yüzden “racul/ adam” kelimesine takdim edilmiştir (öne alınmıştır).

Kasas suresindeki ayette ifade edilmek istenen husus ise, Hz. Musa’nın tanımadığı bir adamın başka bir taraftan gelerek aleyhinde kurulan tuzağı haber vermesidir. 

Dolayısıyla burada faille, failin geldiği yeri haber verme önem açısından eşittir. Bu yüzden cümlede öne alınması uygun olan kelime, yani fail önce zikredilmiştir (takdim edilmiştir). Çünkü burada adamın şehrin ücra köşesinden koşup gelmesinin insanlar üzerinde bir etkisi yoktur. Önemli olan verdiği haberdir. Fail yani “racul/adam” üzerine vurgu yapılması, yaptığı bu hayırlı işinden dolayı övgü (gerçek manada adam!) manasında da değerlendirilebilir.

2. Misal:

Fakirlik endişesiyle çocukların öldürülmesini nehyeden şu iki ayet arasındaki fark da bu konu hakkında güzel bir misaldir:

Enam suresi 151. ayette şöyle buyruluyor: “Vela taktulû evlâdekum min imlâk nahnu narzukuküm ve iyyâhum., İsra suresi 31. âyette ise, “Vela taktulû evladekum haşyete imlak nahnu narzukuhum ve iyyaküm.”

Görüldüğü gibi bu iki ayetten birincisinde önce muhatap zamiri (küm), daha sonra gaib zamiri (hum) zikredilirken, ikinci ayette, önce “hum”, sonra “küm” gelmiştir. Bu durum şöyle izah edilmiştir:

Birinci ayette, içinde bulunulan, yaşanılan bir aşırı yoksulluktan dolayı çocukların öldürülmesi nehyedilmektedir. Ayetteki “min imlak/ fakirlikten dolayı” ifadesi bu durumu, yani yaşanılan, karşı karşıya olunan fakirlikten dolayı kendilerine yük olarak gördükleri çocuklardan kurtulma arzusunu dile getirmektedir. Bu yüzden fakirlikle yüz yüze olan babalar (küm) takdim edilmiştir. Yani sizi rızıklandıran biziz, şu halde onları da rızıklandırırız denmek istenmiştir.

İsra suresindeki ayette ise, fakirlik endişesinden dolayı çocukların öldürülmesinden, çocuklar dünyaya geldiklerinde ilerde fakirliğe düşme korkularından bahsetmektedir. Bu yüzden çocuklar (hum/onlar) takdim edilerek şöyle denmek istenmiştir: Onların fakirliğinden veya kendinizin onlar sebebiyle fakirliğe düşme endişesinden dolayı, o çocukları öldürmeyin. Çünkü onları rızıklandıran Allah’tır. Keza sizi de…

Bu duruma bilhassa Kuran kıssalarında daha çok rastlanır. Çünkü bazı Kuran kıssaları çeşitli gaye ve hikmetlerle birkaç yerde benzer suretlerde zikredilir.

Bu çeşitliliğin hikmeti ise, kelamda tasarruf (sözü uzatmamak) ve sözü farklı suretlerde ifade ederek, bütün çeşitlerinde insanlara Kuran’ın benzerini getirme hususunda aciz olduklarını bildirmektir.

Bir kısmı veya tamamı aynen tekrarlanan ayetlerde ise bu hikmet, o ayetlerin siyak ve sibaklarına ve Kuran nazmı içindeki yerlerine kıyasla ortaya çıkar.

Bu örneklerle iktifa ediyor ve son olarak Lafzî müteşâbihlerle ilgili meşhur eserlerden bazılarını zikretmek istiyoruz:

- Hatîf el-İskâfî (v. h. 431), Dürratu’t-Tenzîl ve ğuraatu’t-Te’vîl fî Beyâni’l-Ayâti’l-Müteşâbihât fî Kitâbillahi’l-Azîz.

- Mahmud b. Hamza el-Kirmânî (v. H. 505), Kitâbu’l-Burhân fî Müteşâbihi’l-Kur’ân.

- İbnu’z-Zubeyr el-Ğırnâtî, Milâku’t-Te’vîli’l-Kâtı’ li-Zevi’l-İlhâdi ve’t-Ta’tîl fî Tevcîhi’l-Müteşâbihi’l-Lafziyyi min âyi’t-Tenzîl.

İlave bilgi için tıklayınız:

Araf 179 ve Nahl 78'de kulak göz kalp ve kalp göz kulak ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
87 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun