Bin rekat nafile namaz kılmak bidat mı?

Soru Detayı

Aklıma takılan bir soru var. Mesela bazı zatlar günde 1000 rekat namaz kılarmış. Bişri Hafi yalın ayak gezermiş. Bunları Hz. Muhammed yapmış mıdır? Eğer yapmadıysa bu zatların yaptığı bu işler yanlış mı veya sünnete ters mi? Hz. Muhammed’in yaptığı her davranış bu zatların yaptıklarından daha mı iyidir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bu konuda prensip şudur:

Herhangi bir ibadetin, bir zikrin aslı Kur’an ve sünnette varsa, bunlar bid’at sayılmaz.

Nitekim, sahabeden beri İslam tarihi boyunca, insanlar hadislerde mervi olmayan bazı ibadetleri de yapmışlardır.

Söz gelişi, Hz. Peygamberden üç aylarda peş peşe oruç tuttuğuna dair sahih bir rivayet olmamasına rağmen, İslam ümmetinde bu orucu tutan pek çok kimse olmuştur. Keza, peygamberimizden gelen sahih bir bilgi olmadığı halde, günde 500, 1000 rekat nafile namaz kılanlar olmuştur.

Buradaki ilke şudur: Nafile olarak namaz ve oruç tutmak, kitap ve sünnette mevcuttur. Bilinen bazı günler ve saatler hariç, nafile olarak yapılacak ibadetlerin sınırlandırılması söz konusu değildir.

Üstelik, bunları teşvik eden ayet ve hadisler vardır. Örneğin, Kur’an’da “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzab, 33/41) mealindeki ayette, zaman-mekân, sayı, şekil  itibariyle herhangi bir sınırlama, bir kayıt getirilmeksizin, Allah’ı zikredilmesi emredilmiştir.

Hz. Peygamberin bizzat-zaman, mekân, sayı ve şekil itibariyle, tercih ettiği duruma uygun olarak yapılan zikirlerin çok daha sevaplı olduğu bir gerçektir. Fakat bu durumun dışında yapılan zikirler de bid’at değil, sünnetin çizgisinde yapılan sevaplı bir ibadettir.

- Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat içerisinde yer alan, asfıya ve evliya makamında olan yüz binlerce İslam büyüklerinin sürekli yaptıkları bu “fazladan” dediğimiz ibadetlerin isabetli olmadığını hayal etmek bile bu büyük zatlara karşı bir saygısızlık olacağını düşünüyoruz.

- Bu konuda milyonlarca ehl-i iman tarafından hem asfıya hem evliya makamında olduğu kabul edilen Bediüzzaman hazretlerinin, -hem Kitap ve Sünnete tabi olmanın önemini, hem de kitap ve sünnette yalnız asılları bulunan zikir ve ibadetlerin bid’a sayılmayacağını- gösteren şu ifadeleri de bize ışık tutmaktadır:

“Ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar bid'attır. Bid'atlar ise, اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ sırrına münafî olduğu için, merduddur. Fakat, tarîkatta evrad ve ezkâr ve meşrebler nev'inden olsa ve asılları Kitab ve Sünnetten ahzedilmek şartıyla ayrı ayrı tarzda, ayrı ayrı surette olmakla beraber, mukarrer olan usûl ve esasat-ı sünnet-i seniyeye muhalefet ve tağyir etmemek şartıyla, bid'a değillerdir. Lâkin bir kısım ehl-i ilim, bunlardan bir kısmını bid'aya dâhil edip, fakat "bid'a-i hasene" namını vermiş.

İmam-ı Rabbanî Müceddid-i Elf-i Sâni (ra) diyor ki: "Ben seyr-ü sülûk-u ruhanîde görüyordum ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan mervî olan kelimat nurludur, sünnet-i seniye şuaı ile parlıyor. Ondan mervî olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve halleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki; sünnet-i seniyenin şuaı, bir iksirdir. Hem o sünnet, nur isteyenlere kâfidir, hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur."

İşte böyle hakikat ve şeriatın bir kahramanı olan bir zâtın bu hükmü gösteriyor ki: Sünnet-i Seniye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve membaıdır.” (Lem'alar, 56)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
378 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR