Bidatlar mezheplere göre değişir mi? Bidat denilince ne anlaşılmalıdır?

Tarih: 13.05.2015 - 11:38 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bid'at sayılan bir durum/davranış için, mezhepten mezhebe hüküm farklılığı var mıdır? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bid'at: Dinde, sonradan ortaya çıkan her türlü ekleme ve çıkarmalardır.

Bid'at sadece ibadet ve akide alanında olur. Allah Rasulü’nün hiç yapmadığı ve yapılmasına izin vermediği her inanç ve ibadet türü ya da ibadetlerdeki her ekleme ve çıkarma bid'attir.

- Bir mezhebin bütün alimleri, bid'at konusunda aynı görüşte değildir. Bu sebeple tamamen mezheplere göre bid'ati kategorilere ayırmak mümkün değildir. Çünkü aynı mezhep alimlerinden bid'atla ilgili farklı yorumlar vardır.

- Genel olarak bid'at, alimler arasında geniş ve dar kapsamlı olmak üzere iki ayrı şekilde mütalaa edilmiştir:

a) Bid'atı geniş kapsamlı olarak değerlendirenlerin başında İmam Şâfiî ve İmam Nevevî gelmektedir. Hanefi mezhebinden İbn Âbidin gibi benzeri âlimler de bu görüştedir. Bunlara göre, "Bid'at, Hz. Peygamber (s.a.m)’den sonra ortaya çıkan -dinle ilgili olan olmayan- her şeydir."

Bu tarife göre, dinî özellik taşıyan amel ve davranışlarla birlikte günlük hayatla ilgili olarak sonradan ortaya çıkan yeni düşünceler, uygulama ve âdetler de bid'at olarak kabul edilmiştir. Bu tarif, bid'atin lügat anlamı göz önünde bulundurularak yapılmıştır.

- Bu görüşteki  âlimlerin dayanağı şu hadis-i şeriftir:

“Kim benim bir sünnetimi ihya ederek insanların onunla amel etmelerine vesile olursa, o insanların kazanacağı sevaplardan hiçbir şey eksiltmeden onların sevaplarının bir katını almış olacaktır. Kim de bir bid'at icat ederek onunla amel edilmesine sebep olursa, o bid'at ile amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiçbir şey eksiltmeden, onların günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 15)

- Söz konusu alimler, bid'ati, hasene ve seyyie olarak ikiye ayırır, yapılması mahzurlu olmayanlara bid'at-ı hasene (iyi bid'at), yapılması mahzurlu olanlara da bid'at-ı seyyie (kötü bid'at) derler.

Örneğin; minare ve medrese yapmak bid'at-ı hasene, kabirlerin üzerine mum yakmak da bid'at-ı seyyiedir.

Buna göre, hadislerde reddedilen bid'atler, kötü bid'atlerdir.

Nitekim, Hz. Ömer, Mescid-i Nebevi'de teravih namazını cemaatle kılanları görünce,"Bu ne güzel bir bid'attir." diyerek teşvik etmiş ve bid'at-ı haseneyi belirtmiştir. (Buhârî, Teravih, 1)

- İmam Şafii’nin şu ifadeleri de bu görüşünü ortaya koymaktadır:

“Bid'at iyi ve kötü olmak üzere iki çeşittir. Sünnete uygun olan bid'at, memduhtur/ güzeldir. Sünnete muhalif olan bid'at ise mezmumdur/kötüdür.” (bk. İbn Teymiye, el-Furkan beyne Evliyai’r-Rhamani ve Evliyai’ş-Şeytan, 1/162)

- Bediüzzaman Said Nursi de bid'atleri dar çerçevede/dinle ilgili konulara tahsis etmekle beraber, İmam Şafii’nin iki çeşit bid'at ile ilgili görüşüne de atıfta bulunmuştur.

“Ahkâm-ı ubudiyette yeni icadlar bid'attır. Bid'atlar ise, اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ (bu gün size dininizi tamamladım) sırrına münafî olduğu için, merduddur”diyen Bediüzzaman, şu görüşleri seslendirmiştir:

“Her tarikatın kendi meşrebine göre ayrı ayrı tarz ve şekilde virdleri, zikir ve tesbihleri vardır. Bu zikirlerin asılları Kitab ve sünnetten alınmak şartıyla ve sünnete aykırı olmamak ve bütün bütün sünneti değiştirmemek kaydıyla bid'at değildir. Bu çeşit uygulamaya bazı âlimler, bid'at demiş olsalar da, 'bida-i hasene' adını vermişlerdir.” (bk. Lem'alar, s. 56)

- Keza bazı cami ve mescitlerde Peygamberimiz (asm)'in mübarek saç ve sakalının telleri bulunmakta ve bunlar belli vakitlerde ziyaret edilmektedir. Bunlarla ilgili Bediüzzaman’ın şu görüşleri de “bida-i hasene” kavramı noktasındaki düşünceleri bakımından önem arz etmektedir:

"Bazı ehl-i takva, böyle işlerde ya takva veya ihtiyat veya azîmet noktasında ilişseler de hususî ilişirler. Bid'a da deseler, bid'a-i hasene nev'inde dahildir. Çünkü vesile-i salavattır." (bk. Lem'alar, s. 156)

b) Bid'ati dar kapsamlı olarak anlayanların başında İmam Malik, Hanefilerden İmam Birgivî, Aynî; Şafiilerden Beyhakî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hcaer el- Heytemî ve Hanbelilerden İbn Teymiyye gibi âlimler gelir.

Bunlara göre: "Bid'at, Hz. Peygamber (asm)’den sonra ortaya çıkan ve dinle ilgili konularda ilave veya eksiltme özelliği taşıyan her şeydir."

Bu alimlere göre dinle ilgisi olmayan ve dinî özellik taşımayan yeni icatlar bid'at sayılmaz. Bu bakımdan örf ve âdet türünden olan davranışlar, bid'at kavramının dışında değerlendirilir.

Bu görüşteki alimlerine dayandığı deliller şu hadislerdir:  

"İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenlerdir."(Müslim, Cum'a, 43)

"Her bid'at dalalettir." (Müslim, Cum'a, 43)

"Din namına sonradan ortaya çıkarılan şeylerden sakının. Gerçekten sonradan ortaya çıkarılan her şey bid'attir ve her bid'at de sapıklıktır. Bu durumda sizin yapmanız gereken şey, benim sünnetime ve birer hidayet ve irşad rehberi olan halifelerimin sünnetlerine sarılmanızdır." (Ebû Dâvud, Sünnet, 5)

Yani bu alimlere göre, ilgili hadislerde “bid'atin kötü, ateş, dalalet” olarak gösterilmesi, onun dinle ilgili konularla sınırlı olduğunun göstergesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun