Benim meşru isteklerim mi önemli yoksa eşimin nafile ibadetleri mi?

Tarih: 03.02.2021 - 08:24 | Güncelleme:

Soru Detayı

Sorum karı koca haklarıyla ilgili: Biz eşimle farklı cemaat ve tarikatlara mensubuz. Yaptığımız ibadetlerde günlük vird ders zikir okumalarımızda farklılık gösteriyor. Kendi derslerine önem veriyor. Bildiğim hadisler gereğince koca hakkı ve rızası bir kadının cennete gitmesi için çok önemli. Bu konuyla ilgili yanlış karar tavır ve davranış sergilemek istemiyorum.
Aynı durum kadın için de geçerli mi? Yani erkeğin nafile ibadetleri mi yoksa karısının meşru istekleri mi önemli?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Karı-kocanın meşru istekleri nafile ibadetlerden önce gelir.

1. İslamda aile ve evlilik kutsal kabul edilen müesseselerdendir. Bu nedenle evlilik, ayet ve hadislerle teşvik edilmiştir. Evlilik, kadınla erkeğin birbirleriyle uyuşma ve anlaşmasına dayanan nikah akdi ile başlar, karşılıklı sevgi, saygı, şefkat, merhamet, sadakat ve güvenle devam eder. O halde, bu hasletlerin güzelce korunması gerekir.

Hz. Peygamber (asm) evlilik sonrası eşleri bekleyen görev ve sorumluluğun büyüklüğünü şöyle dile getirir: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz koruyup kollamakla görevli olduklarınızdan sorumlusunuz. Yönetici, sorumluluğu altında bulunanların koruyup kollayıcısıdır. Erkek, aile bireylerinin koruyup kollayıcısıdır. Kadın da eşinin, evi ve çocuklarının koruyup kollayıcısıdır. Özetle, hepiniz, koruyup kollayıcısınız ve hepiniz, koruyup kollamakla görevli olduklarınızdan sorumlusunuz." (Buhari, Ahkam 1, Müslim, İmaret 20, (1829); Tirmizi, Cihad 27,1705)

Ailenin kurucuları olan karı ile kocanın ayrı ayrı hakları ve görevleri vardır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde bir takım iyi davranışa dayalı hakları vardır.'' (Bakara, 228) buyurulmuştur. Peygamberimiz (asm) de şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin karılarınız üzerindeki hakkınız, hoşlanmadığınız kimseleri minderinize oturtmamaları ve sevmediğiniz kimselerin evinize girmelerine izin vermemeleridir. Dikkat ediniz, onların da sizin üzerinizdeki hakları, giyeceklerini ve yiyeceklerini iyi bir şekilde sağlamanızdır.'' (Tırmizi, Rıda, 11)

Peygamberimiz (asm) Veda haccında bir konuşma yapmış önemli konulara temas etmiştir. Hadis ve tarih kitaplarında yer alan bu konuşmanın bir bölümünü karı-koca haklarına ayırmış ve şöyle buyurmuştur:

"Ey insanlar, kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı size tavsiye ederim. Siz kadınları Allah emaneti olarak aldınız. Onların iffet ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır." (Müslim, Hac, 19; Tirmizi, Rıda, 11; İbn Mace, Nikah, 3)

Karı ile kocanın birbirlerine karşı olan hak ve görevlerine kısaca şu şekilde işaret edebiliriz:

Kocanın görevleri

- Mehir; evlenme sırasında erkeğin kadına ödediği veya ödeyeceğini taahhüt ettiği para veya mal kadının hakkıdır.

- Nafaka; kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin yiyecek, giyecek ve konut giderlerini karşılamak demektir. Nikah işlemi tamamlanınca, kadının nafakası normal ölçüler içinde kocaya aittir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Annelerin beslenmesi ve giyimi, uygun bir şekilde çocuğun babasına aittir" (Bakara, 233)

Koca üzerine borç olan eşinin nafakası, sosyal durumlarına uygun olmalıdır.

Ayrıca zengin olan kocanın karısına bir hizmetçi tutarak ev işlerini gördürmesi de kadının hakkıdır.

- Ailenin iffetini ve şerefini korumak.

- Karısının cinsel ihtiyacını karşılamak.

Kadının Görevleri:

- Kocanın meşru isteklerini yapmak, ailenin huzur ve düzenini bozacak davranışlardan sakınmak.

- Kocasına sevgi ile bağlanmak ve kadınlık görevini yerine getirmek

- Ailenin iffetini ve şerefini korumak, kocasının evini ve malını muhafaza etmek ve israftan sakınmak.

- Kocasının cinsel ihtiyacını karşılamak.

Karı-Koca bu özetlediğimiz karşılıklı hak ve görevlerine riayet ettikleri takdirde hem kendileri mutlu olur hem bu yuvada yetişen çocuklar anne-babaya saygılı olur.

Ailedeki mutluluk, karı ile koca arasındaki sevgi ve saygıya bağlıdır. Eşler, yuvada mutluluğu sağlamak için gerekli fedakarlığı gösterecek, huzur bozucu tutum ve davranışlardan sakınacaklardır. Karı ile kocanın herhangi bir sebeple aralarının açılması halinde Allahu Teala her iki tarafın ailelerine görev vermekte ve şöyle buyurmaktadır:

"Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur. Şüphesiz Allah herşeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır" (Nisa, 35)

Aile reisi olan erkek de eşine karşı yumuşak davranacak, kaba hareketlerden sakınacaktır. Peygamberimiz: "Sizin en hayırlınız ailesine en hayırlı olanınızdır. Ben aileme karşı sizin en hayırlınızım." (İbn Mace, Nikah, 50) buyurmuştur.

Her şeyde olduğu gibi aile hayatında da örnek alacağımız kimse, Peygamberimizdir. O, eşleri ile gayet iyi geçinir, onların sıkıntı veren bazı davranışlarına tahammül ederdi.

Bir gün Hz. Aişe (r. anha) bir şeye darılarak Peygamberimize yüksek sesle konuşuyordu. Bu sırada Hz. Ebu Bekir (r.a.) gelmiş, kızını azarlamak istemiş, fakat Peygamberimiz buna engel olmuştu. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.) kalkmış gitmiş, bir süre sonra tekrar geldiğinde karı-kocanın barıştıklarını görmüş ve: "Az önce kavganıza şahit olduk, şimdi de barıştığınıza şahit olalım." dedi.

Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: "İman eden bir erkek, iman etmiş bir kadına (onda hoşlanmayacağı bir huydan dolayı) kızmasın. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmıyorsa diğer huyundan hoşlanabilir" (Müslim, Rida,18)

Peygamberimiz(s.a.v.) bu hadisi şerifte kocayı uyarıyor. Eşindeki hoşlanmadığı bir huyu sebebiyle yuvayı sarsacak hatta dağılmasına sebep olacak tavırlardan sakınmasını öğütlüyor.

2. Karı-koca dahi olsa hiç kimse bir başkasını kendi bağlı bulunduğu mezhebe, meşrebe, cemaate, tarikata vb. oluşumlara bağlanması hususunda baskı yapma hakkına sahip değildir. Bu sebeple İslam'ın temel inanç, ahlak ve uygulama esaslarını öğrenen ve bunlarla amel eden bir kadına kocası kendi cemaat, tarikat veya mezhebinin uygulamalarını dayatma ve söz konusu uygulamaları yapmaya zorlama hakkı yoktur.

Bu husustaki sorun karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde çözüme kavuşturulmalıdır.

Bununla birlikte eşlerin birbirlerinin meşru haklarını ihmal etmemek suretiyle nafile ibadet etmelerinde herhangi bir sakınca yoktur. Ancak yerine getirilecek olan nafile ibadetler eşlerin birbirlerine karşı haklarına riayet etmelerine engel teşkil ediyorsa bu durumda nafile ibadetlerin ertelenmesi daha uygundur. Bu hususta Peygamber Efendimizin (asm) sözlü ve fiilî uygulamaları en güzel örnekliği teşkil eder; 

''Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı, onların ahlak bakımından en güzel olanlarıdır, onların en hayırlıları da aile fertlerine karşı hayırla muamelede bulunanlarıdır.'' (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/250)

"Kocası yanında iken onun iznini almadan bir kadının (nafile) oruç tutması helal olmaz..." (Buhari, Nikah 86)

Bu hususta örnek alınacak bir başka uygulama ise şu şekilde aktarılır:

Peygamber Efendimiz (asm), Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra Mekkeli muhacirlerle Medineli ensar arasında hukukî bağlayıcılığı da olan kardeşliği tesis etti. Hz. Peygamber'in kardeş yaptığı kimseler arasında muhacirlerden Selman el-Farisî ile ensardan Ebu'd-Derda da yer alıyordu. Bu kardeşlerden Ebu'd-Derda, Müslüman olduktan sonra kendisini ibadetten alıkoyduğu için ticareti dahi bırakıp kendini ibadete vermiş bir kimseydi.

Bir gün Selman, kardeşi Ebu'd-Derda'yı ziyarete gitti ve dostunun hanımını bakımsız elbiseler içinde görünce çok şaşırarak, “Bu ne hâl?” diye sordu. Ümmü'd-Derda, kocasının kendisi ile ilgilenmediğini ima ederek, “Kardeşin Ebu'd-Derda'nın dünyaya (ve bir eşe) ihtiyacı kalmadı ki!” karşılığını verdi. Biraz sonra Ebu'd-Derda gelerek Selman'a yemek ikram etti. Selman onun da kendisiyle birlikte yemesini isteyince Ebu'd-Derda, “Ben oruçluyum.” dedi. Ancak Selman, “Sen yiyene kadar ben yemeyeceğim!” deyince Ebu'd-Derda, nafile olan orucunu bozarak yemeğe katıldı.

Selman, o gece Ebu'd-Derda'nın misafiri oldu. Ebu'd-Derda gecenin bir yarısında erkenden namaza kalkmıştı. Bu durumu fark eden Selman, yatıp uyumasını istedi. Bir süre sonra tekrar namaza kalkan Ebu'd-Derda'yı Selman yine uyuması konusunda ikaz etti. Gecenin sonuna doğru Selmân, Ebu'd-Derda'yı, “(Haydi), şimdi kalk.” diyerek uyandırdı ve ikisi birlikte namaz kıldılar.

Namaz sonrasında Selman, Ebu'd-Derda'yı karşısına alarak kardeşlik hakkından doğan şu samimi uyarıda bulundu:

“Rabbinin senin üzerinde hakkı var. Nefsinin senin üzerinde hakkı var. Ailenin senin üzerinde hakkı var. Şu hâlde her hak sahibine hakkını ver!”

Bu olaydan sonra Ebu'd-Derda Peygamber Efendimize gelerek hadiseyi anlattı. Hz. Peygamber (sas), “Selman doğru söylemiş” buyurarak Selman'ın kardeşine olan uyarılarını takdir etti. (Buhari, Savm, 51)

Bir başka hadiste ise; Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (asm) (kendisini ibadete vererek dünyadan el etek çektiğini duyduğunda) Osman b. Mazun'u çağırmak üzere birini göndermiş ve geldiğinde ona şöyle buyurmuştur: “...Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır...” (Ebu Davud, Tatavvu, 27).

Ayrıca Allah Resulü (asm)'nün, geceleyin nafile ibadet etmek istediğinde Hz. Aişe (r. anhâ)'den "Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?" diyerek talepte bulunmuştur. (İbn Hıbban, Sahîh, 2/386)

Peygamber Efendimiz (asm)'den rivayet edilen tüm bu hadis-i şerifler ve fiilî uygulamalar, karı-koca arasında cereyan etmesi gereken dengeli ilişkideki inceliği göstermesi bakımından önemlidir.

Sonuç olarak, eşlerin birbirlerine karşı, anlayış ve hoşgörü çerçevesinde hareket etmeleri, birbirlerinin haklarına riayet etmeleri kurulmuş olan yuvanın sağlıklı bir zeminde devam etmesi için önemlidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun