Ben doğuştan psikopatım ve namaz kılmakta çok zorlanıyorum?
Ben uzun zaman önce namaza başladım fakat zaman geçtikçe namaz çok zorlaşmaya başladı 6 ay namaz kıldıktan sonra 3-4 ay namaz kılamıyorum. Aileme bu durumu açıklayamıyorum ve kafam çok karışık gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum.
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle namaz konusundaki hassasiyetiniz için sizi tebrik ederiz. Çünkü namaz insanın sadece kısa dünya hayatını değil, ebedi hayatını da ilgilendiriyor.
Namaz ve iman davası, dünya savaşlarından veya maddi zenginliklerden çok daha büyük ve önemli bir mücadeledir. Her insanın, ne kadar güçlü veya zengin olursa olsun, bu manevi sınavı kazanmak için çaba göstermesi gerekir.
İmanını sağlam tutamayanlar, ebedi kazancı kaybeder; bu kaybı dolduracak hiçbir dünya serveti, güç veya başarı yoktur. Yani, gerçek değer, maddi değil, ruhsal ve manevidir. (bk. Nursi, Şualar, 11. Şua)
Bu tebrik ve hatırlatmadan sonra bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek isteriz:
“Psikopat” kelimesi halk arasında çok yanlış ve geniş kullanılıyor. Psikopat, psikolojide, başkasına zarar vermekten pişmanlık duymayan, empati kuramayan, yalan söylemeyi ve manipüle etmeyi alışkanlık hâline getirmiş, suç işleme eğilimi olan kişiler için kullanılan çok ağır ve nadir bir tanımdır.
Ayrıca hiç kimse kendi kendine “psikopat” tanısını koyamaz. Sadece uzmanlar tarafından, uzun değerlendirmelerle konur. Oysaki sizin anlattıklarınız psikopatlık değildir. Çünkü siz zorlandığınızı fark ediyorsunuz, vicdan azabı ve kafa karışıklığı yaşıyorsunuz, namazı dert ediniyorsun, doğru olanı yapmak istiyorsunuz.
Bunların tamamı imanlı olmanın empati, vicdan ve farkındalık taşımanın göstergesi. Psikopatlıkla taban tabana zıt. Muhtemelen duygularınız biraz karışık, isteksizlik, boşluk, soğukluk hissediyorsunuz veya kendinizi diğerlerinden farklı hissediyorsunuz. Bunlar ergenlikte ve gençlik yollarında sıklıkla yaşanır.
Kendinize böyle ağır bir etiket yapıştırmanız size zarar verir, ama gerçeği yansıtmaz. Siz “bozuk” değilsiniz. Zorlanan bir insansın, o kadar.
Sorunuzun cevabına gelince
1. Namazın Zor Gelmesi İmansızlıktan Değildir
Namazla ilgili yaşadığınız zorluklar yalnızca sizin başınıza gelen bir durum değildir. Namazın bir müminin ebedi hayatı için sahip olduğu önemden dolayı şeytan ve nefis sürekli ertelemek ve nihayetinde bıraktırmaya çalışmaktadırlar. Bundan dolayı namaza başlayıp bir süre sonra zorlanmak, bırakıp tekrar başlamak birçok kişinin maruz kaldığı bir sıkıntıdır. Bu, sizin kötü, imansız ya da samimiyetsiz olduğunuz anlamına gelmez. Zaman zaman şeytana ve nefsinize mağlup olduğunuz anlamına gelir.
Ayrıca 6 ay düzenli kılıp, daha sonra 3-4 ay ara vermeniz de “tamamen bıraktım” demek değildir. Bu namazdan bir kopuş değil, nefsine mağlup olup ara vermektir.
Ayrıca zorlanmanız, Allah’ın sizden uzak olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, zorlanmanıza rağmen bu konuyu dert ediyorsanız bu zaten kalbiniz hâlâ Allah’a bağlı olduğunu gösteriyor. Sizin imanlı olduğunuz ve Allah’a karşı kulluk vazifesini yapmak istediğinizin güçlü bir kanıtıdır.
2. Her Şeyi Ailenize Anlatmak Zorunda Değilsiniz
Namaz kılma konusunda yaşadığınız sıkıntıları ailenize anlatamamanız çok anlaşılır bir durum. Bu sizinle, Allah arasındaki bir bağ, sizin yaratıcımıza karşı ciddi bir sorumluluğunuz. Ayrıca bazı ailelerin tepkisi normalden fazla olabiliyor veya bundan dolayı kaygılanıyorlar.
Ama insan sıkıntılarını en yakınlarıyla paylaşmak isteği duyar, buna ihtiyacı da var. Burada namaz konusunda hiç girmeden şunu söyleyebilirsiniz:
“Şu ara kendimi manevi olarak iyi hissetmiyorum, ne yapabilirim?”
Eğer ailenden biriyle konuşmak çok zor geliyorsa, güvendiğiniz başka bir yetişkin (bir öğretmen, rehber, imam, danışman) de olabilir.
3. Bazen “İçinizden Gelmese” de Namaza Kılmaya Devam Edin
İbadetlerimizi yaparken canımız istemeyebilir. Ama bu durum ibadete devam etmeye engel olmamalı.
Elbette ki beş vakit namaz kılmak, gün boyu aç kalarak oruç tutmak, maddi ve manevi sıkıntılara katlanarak Haç vazifesini ifa etmek, malımızın bir kısmını zekât olarak başkalarına vermek nefse kolay gelmeyecektir. Bunları Allah emrettiği için yapacağız. Ebedi hayatımızda karşımızı ebedi bir cennet olarak çıkacağını bilerek kılacağız. En azında sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.
Bunu çalışma ve okul hayatından da anlayabiliriz. Birçok öğrenciye ders çalışmak, ödev yapmak, okula gitmek, sınava girmek zor gelmesine rağmen, okulu bitirdiğinde elde edeceği makam, mevki ve maddi imkanları düşündüğü için okula devam ediyor.
Ayrıca devam edilen şeyler alışkanlık haline gelir. Nitekim zaten daha sonra düzenli olarak ve daha da bilinçlenerek namaz kılmaya devam ederseniz eskisi kadar zor gelmeyeceğini göreceksiniz.
Neden mi içimizden o anda gelmese bile namaz kılmaya devam etmek?
Çünkü namaz bir irtibattır, Allah’a karşı olan bağımızın devam etmesidir. O gün çok mükemmel bir namaz kılmayabiliriz, ama en azından Yaratanla bağlarımız devam eder. O bağ sayesinden kendimizi diğer günahlardan daha kolay koruruz. O bağ sayesinde imanımızı muhafaza ederiz ve yine o zayıf bağ sayesinde namaz kılma alışkanlığımızı devam ettiririz.
4. Allah’ın Size Kolaylık Vermesi İçin Dua Edin
Kalplerin sahibi olan Allah’a size ibadetleriniz konusunda kolaylık vermesi için bol bol dua edin. Ayrıca dua da Allah ile olan bağınızı güçlendirmeye katkı sunacaktır.
5. Neden Usanç Duyduğunu Sorgula
İnsanların bir kısmı, namazın günde beş vakit olması ve ölünceye kadar kılınacak olmasını düşündükleri için namaz onlara ağır gelir. Mesela 18 yaşında bir genç şunu diyebilir. Eğe ben 100 yaşında ölürsem, bu demektir ki seksen iki yıl boyunca sürekli namaz kılacağım. Böyle düşündüğü için bütün bütün namazdan kaçabilir.
Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin açıklamalarından istifade ederek nefimize ve kendimize şöyle diyebiliriz:
Zamanın Değeri:
Ey nefsim! Ömrün sınırlı ve geçici. Sonsuz olduğunu sanma. Her gün, her saat hızla akıp gidiyor ve çoğu zaman farkına varmadan boşa geçiyor. Keyfine göre nazlanmak, ruhunu beslemeni ertelemek için bir bahane olamaz.
Beden ve Ruh Arasındaki Fark:
Bedenimizin sağlıklı kalması için suya, yiyeceğe ve temiz havaya ihtiyacı vardır. Eğer su içmezsek, bir süre sonra susuzluktan halsiz düşeriz; yemek yemezsek enerjimiz biter, vücudumuz zayıflar; hava almazsak nefesimiz yetmez, yaşamak zorlaşır. Bedenin bu ihtiyaçlarını her gün tekrar etmesi bize bir yorgunluk vermez, aksine yaşamımızı sürdürebilmemizi sağlar ve bize lezzet verir.
Ruhumuzun da benzer temel ihtiyaçları vardır. Ruh, kalp ve akıl sürekli bir beslenmeye, nefes almaya, enerjiye ihtiyaç duyar. Namaz, dua ve ibadetler ruhun “su, hava ve gıdası”dır.
Su gibi: Namaz, ruhun susuzluğunu giderir; kalbi ferahlatır, manevi canlılık verir.
Hava gibi: Dua ve ibadet, ruhun nefes almasıdır; günlük sıkıntılardan ve geçici zevklerden arınmamıza yardım eder.
Gıda gibi: Namaz, ruhu besler ve güçlendirir; doğru düşünmeyi, huzurlu olmayı ve vicdanın dengede kalmasını sağlar.
Yani tıpkı bedenimiz her gün su, hava ve yemek olmadan yaşayamazken, ruhumuz da her gün namaz ve dua ile beslenmezse eksik kalır, huzursuz ve boş hisseder. Namaz, ruhun temel ihtiyaçlarını karşılayan bir “hayat kaynağı”dır.
Ruhun Ebedi Hedefi:
Ruhumuz, ebedi mutluluğu ve Yaratan’a bağlanmayı ister. Dünyanın geçici sıkıntıları ve zevkleri, ruhun gerçek huzurunu veremez. Sadece Allah’a yönelerek içimizdeki boşluğu doldurabiliriz.
Namazın Önemi:
Namaz bir yük değil, ruhunu güçlendiren, kalbini teskin eden bir fırsattır. İçinden gelmese bile namaza devam etmek, ruhunun gıdasını ihmal etmemek demektir. Küçük adımlar bile alışkanlık ve bağ oluşturur; zamanla bu bağ seni daha güçlü kılar.
Allah’tan Başka Yok:
Kalbine huzur ve tatmin verecek başka kimse yoktur. Dünyanın sıkıntıları geçici, zevkleri sınırlıdır. Namaz ve dua ile Yaratan’a yönelmek, ruhunu beslemenin ve iç huzurunu bulmanın tek yoludur. (bk. Nursi, 21. Söz, 1. Makam)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet