Ayet ölüm korkusuyla parmaklarını tıkar diyor, ama çoğu insan tıkamaz?

Tarih: 06.05.2021 - 05:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bakara 19 ve 20, Allah örnek misal vermiş, ölüm korkusuyla parmaklarını tıkar, diye. Ama çoğu insan kapanmaz. Verilen bu misalleri her insan mı yapar yoksa belli kişiler mi? Benzetilen münafıklara verilen kişi gerçek kişi mi, temsil mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

Onların misali, bir ateş yakan insan gibidir. Ateş tam etrafını aydın­lattığında Allah ışıklarını yok eder de onları karanlık içinde, hiçbir şeyi gör­mez bir halde bırakıverir, 

Artık onlar sağırlardır, dilsizlerdir ve körler­dir; bu yüzden geri de dönemezler. 

Yahut onlar, karanlıklar içinde gökten boşanan gök gürültülü, şimşekli bir yağmura tutulmuş kimseler gibidirler. Yıldırımlar yüzünden ölümden korkarak parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Hâlbuki Allah inkârcıları çepeçevre kuşatmıştır. 

Şimşek gözlerini kör edercesine çakar, onların çevresini aydınlatınca orada yürürler, karartınca da kala kalırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görmelerini büsbütün giderirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara, 2/17-20)

Bu ayetlerden anlaşıldığına göre, münafıklarla ilgili verilen bu misal birçok yönden “benzetme ortak yönü” barındırmaktadır. Bu teşbih ve temsil vakıa olarak yaşanmış olabildiği gibi yaşanmamış da olabilir.

- Genellikle vakıa olarak söz konusu olmuş olsa bile, bu haller her yağmura tutulan kimse için söz konusu değildir.

Ayette zikredilen “şimşekli bir yağmura tutulmuş kimseler gibidirler” cümlesinin tamamlayıcısı “Yıldırımlar yüzünden ölümden korkarak parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar” cümlesidir. Yani; bu benzetme her yağmura tutulan için değil, belki yağmura tutuldukları zaman, “Yıldırımlar yüzünden ölümden korkarak parmaklarıyla kulaklarını tıkayan” kimseler içindir. Yoksa herkesin aynı konuma düşmesi fikri isabetli değildir.

Benzetmeler yaparak, misaller vererek, ilgili hikayeler ve geçmiş vakalardan istifade ederek anlatma usulü çok eski zamanlardan beri bütün milletlerde olduğu gibi İslâm'ın ilk muhatabı olan Araplarda da kullanılmıştır.

Kuran-ı Kerîm de bu usul ve üslûba sık sık başvurmuş, eğitim öğretimde sesli ve görüntülü yayınlardan istifade edercesine bunlardan yararlanmıştır.

Münafıkların durumunu misallerle tasvir eden bu ayetleri tefsir edenler çeşitli yorumlar yapmışlar; örneğin ışığı İslam'ın nuru, karanlığı imansızlık, yağmuru rahmet, ganimet vb., gök gürültüsünü ve şimşeği inkarcıları tehdit eden ayetler olarak açıklamışlardır.

Bu anlamlara ilave olarak, bu iki ayetteki ışığı ve aydınlığı "güdüler, duyu organları, akıl" gibi beşerî bilgi kaynaklan ve araçları; karanlık, yağmur, gök gürültüsü, yıldırım, şimşek ve bunlar arasında ilerlemeye, yol almaya çalışan insanı da "bütün iniş ve çıkışlarıyla, maddî ve manevî meseleleriyle insanın dünya hayatı" olarak anlamak da mümkündür.

İnsanoğlu dünyada problemleriyle başa çıkmaya çalışırken ya sadece beşerî güç ve imkanlarıyla yetinir veya bunlara ilahî yardım ve irşadı da ekler, Kuran'ın ve Sünnetin rehberliğinden faydalanır.

İnkarcılar dini hayatlarının dışına attıkları için akıl, duyular ve tecrübelerle -daha çok ve kısmen- maddî problemlerini çözüyorlar, bu alanda hayatlarını düzene koyabiliyorlar. Beşerî bilgilerin yeterli olmadığı ilişkiler, varlıklar, olaylar ve oluşlar alanına gelince karanlıklar içinde kalıyor, meçhuller arasında bocalıyorlar.

Bu alana karşı idrak kanallarını kapatmak, görmezlikten gelmek, düşünmemeye çalışmak, yok saymak fayda vermiyor. Şuur altının derinliklerinde fırtınalar kopuyor, şuurda huzursuzluklar su yüzüne çıkar gibi oluyor, bunları bastırmak, madde ötesini ve beşerî gücün çözümden âciz kaldığı problemleri unutmak için başvurulan tedbirler (zevku safa âlemleri, iş, sanat, spor vb. alanlardaki faaliyetler, içki, uyuşturucu...) fayda vermiyor, faydası şimşek hızıyla gelip geçiyor.

Bunlar insanı bir müddet oyalasa bile kaçınılmaz sonla karşı karşıya gelindiğinde gerçek anlaşılıyor, fakat artık çok geç oluyor, iş işten geçmiş bulunuyor.

Allah Teala’nın kullarına verdiği beşerî bilgi araçları, hem geçerli ve yeterli oldukları alanlarda kullanılmaları hem de insanın içindeki ve dışındaki işaretleri (ayetler) okuyarak rabbini bulması, O'nun irşadına kulak vermesi içindir.

Bunları yerli yerinde ve amacına uygun olarak kullanmayan insan, bunlardan mahrum bulunan yaratıkların seviyesine inmiş olur. Ancak her nimetin bir hesabı olacağı için, o yaratıklardan farklı olarak insan sorumlu bulunuyor, emanetten hesaba çekiliyor.

Münafıklar da bir yandan akıllan, diğer yandan zahiren uyum gösterdikleri Müslümanların dinden gelen bilgileri sayesinde dünya hayatlarını kısmen düzgün götürebiliyorlar. Fakat sıra iç dünyalarına, madde ve ölüm ötesi aleme ve ilişkilere gelince karanlıklar ve ıstıraplar içinde kalıyor, bocalıyor ve çıkmaza saplanıyorlar.

Kesintisiz ilahi irşad ve ışıkla desteklenmediğinde bir yakındık ateşin, bir kibritin, bir şimşeğin ışığı kadar kısa ve yetersiz olan akıl ve beşerî bilgiler onları bu çıkmazdan kurtaramıyor.

Ayetlerde geçen temsil ile münafıkların durumu arasındaki benzetmelerin detaylarını görmek ilgili ayetlerin tefsirlerine bakılabilir. (bk. Razi, Maverdi, Nazmu’d-Durer, İbn Kesir, İbn Aşur, Vehbe Zuhayli, ilgili ayetlerin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun