Anne sütünde K vitamini neden eksiktir?

Soru Detayı

Soru 1: Anne sütünde K vitamini eksiktir bu yüzden yeni doğan her çocuğa Kas içine K vitamini enjeksiyonu yapılır. Anne sütünde K vitamini açısından neden yetersizdir ? Allah anne sütünü özellikle eski zamanlarda kas içine k vitamini yapılamayacak teknolojik dönemlerde neden yeterli miktarda k Vitamini koymamıştır? Aynısı folik asit için de geçerlidir. Örneğin doğum yapan her kadına folik asit verilir yoksa bebekte nöral tüp defekti olur. Bunun hikmeti sizce nedir? 
Soru​ 2: DNA Polimeraz enzimimiz 10 üzeri 9 bazda bir hata yapmaktadır. Bu enzimin hatalarından dolayı ADENİN karşısına GUANİN veya SİTOZİN gelebilmekte. Bu yüzden kanser olayları olmakta. Bu nu engelleyen proofering mekanizmaları olsa da bu mekanizmalar evrimsel süreçte gelişmiştir.Yani Allah kanser olmaması için bu mekanizmayı koyduysa o zaman DNA polimeraz hiç hata yapmasaydı? Yok kanser olsun istiyorsa proofering olmasaydı? Bunun olayı nedir? 
Soru 3: Dinozorların varlığını yeryüzündeki enerji fosillerine bağlamışsınız. Yani Allah insana enerji olsun diye 1 milyon yıl dinozoru yaşattı sonra da onları acı içinde öldürdü? Peki demir uzaydan dünyaya inmiştir. Uzaydan bir enerji kaynağı da indirebilirdi. O sistemi sağlayabilirdi. 
EVRİM'e karşı direnen sizler -inşallah bundan vazgeçeceksiniz- buna açıklamanız nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şimdi bu üç sorunun cevabı da aslında tek cümledir. O da Allah’ı inkârdır. Bazıları O’nun varlığını doğrudan reddedemiyorlar. Güya kendi akıllarınca Allah’ın yarattıklarında hata bularak bu kâinatı Allah’ın kudretinden alıp tesadüf ve tabiata vermeye çalışıyorlar.

Önce onlara bazı sorularımız olacak. Ta ki mesele biraz anlaşılsın.

- 60-70 yıl öncesinde anne sütünde nelerin olduğu biliniyor muydu? Cevabını biz verelim.

- Hemen hemen hiçbir şeyi bilinmiyordu. Hatta daha düne kadar doktorlar anne sütünün çocuğa zararlı olduğunu, onun yerine mamanın verilmesi gerektiğini söylüyorlardı?

Şimdi ikinci soruma geçiyorum:

- “İlim anne sütündeki elementlerin varlığının hikmetlerini tamamen araştırdı ve son noktaya geldi mi? Yani daha anne sütünde araştırılacak bir şey kalmadı mı?”

Cevabını biz verelim.

- Anne sütünün yapısı ve hikmetlerini anlama noktasında daha işin başındayız. Bu konuda daha nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Önümüzde adeta araştırılması gereken kocaman bir dağ var. İnkârcılar, araştırılmamış, araştırılsa da neticesi ve hikmetleri tam ortaya konamamış bir araştırma konusu hakkında soru soruyor ve onun lüzumsuzluğu üzerinden hareketle Allah’ı inkârına güya bir gerekçe buluyorlar.

Anne sütündeki onlarca madde hakkında şimdi sizin sorduğunuz gibi 50 yıl önce soru sorulup, süt içerisindeki o elementlerin gereksiz ve lüzumsuz olduğu hakkında görüş beyan edilse idi, şimdi siz o soru sahibine ne derdiniz? Onun cevabını da biz verelim.

- “Bu adam ne kadar cahil ve ahmak imiş. Tam araştırılmamış ve hikmeti bilinmeyen şeyleri Allah’ın lüzumsuz yarattığını iddia etmiş”.

İşte şimdi sizin gereksiz ve lüzumsuz gördüğünüz o şeyleri 40-50 yıl sonra okuyanlar sizin için aynı ifadeleri kullanacaklar ve şöyle diyeceklerdir:

- “Bu kadar da Ahmaklık olur mu?”

İkinci soru çok daha vahim.

Eskiden “Edep ya Hu” derlerdi. Yani, bir kimsenin Allah’a karşı haddini bilmesi, edebini takınması ve ona göre konuşması lazımdır. İnsan bir müdürle veya Cumhurbaşkanıyla konuşurken bile ağzından çıkan her kelimeye dikkat eder. Bir arkadaşıyla konuşur gibi konuşamaz.

Allah’a karşı böyle laubali ve seviyesiz, gereksiz ve lüzumsuz soruları alaycı bir tarzda sorup, O’nun varlığını sorgulamak en hafif tabiri ile haddini bilmemektir, bu konuda sınırı aşmaktır ve edepsizliktir. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz ki, Allah’a karşı böyle meydan okurcasına soru soruyorsunuz?

Daha düne kadar hayatta yoktunuz. Sonra sizi bir hücre olarak anne karnında yarattı ve sizi besleyip büyüterek akıllı ve şuurlu hale getirdi. Her an rızkınızı veriyor ve hayatınızı devam ettiriyor.

Bu kadar nankörlük olur mu?

Allah kanseri kimin için yaratacağını ve nasıl yaratacağını size mi soracaktı? Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Sizin aklınız kâinata mühendis mi tayin edildi?

Sizin netice ve gerekçe olarak sözünü ettiğiniz adenin ve guanin meseleleri o hadise için binde ve belki de milyonda bir bile değildir.

Değil siz, bütün dünyadaki insanlar toplansa onların yaratılış hikmetlerinin çok az bir kısmını anlayabilirler. Onu bilmenin ve anlamanın yolu da inceden inceye tetkik etmek ve araştırmakla mümkündür.

Siz adeninin ve guaninin gördüğü vazifeleri araştırmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bu konuda hangi çalışmaları yaptınız da böyle ahkâm kesiyorsunuz?

Adenin ve gfuanin DNA nükleotidlerindendir. DNA konusunda araştırma yapmak, bahçeden domates toplamaya benzemez. O sahada çalışmak ve araştırma yapmak dipsiz bir koyuda iğne ile toprak kazmak gibidir. Bittiğini ve tamamen araştırdığınızı zannettiğiniz bir konuda bir bakarsınız ki önünüze deniz gibi yeni sahalar çıkmıştır.

İlim adamı Allah’ın eserlerine karşı meydan okur tarzda; “Bunu niçin böyle yaptı? Bu gereksiz ve lüzumsuz” gibi haddini aşacak şekilde itiraz etmez ve etmemeli.

Aklı başında bilim adamı; “Allah bunu boşuna yaratmamıştır. Benim ulaşamadığım başka hakikatleri olmalı. Onu da araştırıp hikmet ve faydalarını ortaya koymalıyım” der.

Boş tenekeye dokunulduğu zaman nasıl tankır, tangur ses çıkarırsa, içi boş cahil ve Allah’ı tanımayan insanların sözleri de aynen böyledir.

Üçüncü soru da tamamen kulaktan dolma lüzumsuz ve gereksiz bilgilerden meydana gelmiştir.

Güya Cenab-ı Hak dinozorları fosil yakıtlar için yaratmış. Onların bir milyon yıl yaşadığını söylüyorsunuz. Peki, bir dinozorun kaç yıl yaşadığını biliyor musunuz?

İnsanın ortalama ömrü 60-70 senedir ve insanlığın yeryüzünde görünmesi ise 6-10 bin yıl arasında değişmektedir. Bir milyon yıl yeryüzünde saltanat sürmek dinozorlar için yetmiyor mu? Dünyaya kazık mı çakacaklardı? Hangi canlı o kadar yeryüzünde saltanat sürmüştür?

Velev ki onlar fosil yakıt için yaratılmış olsun. Onların cesedi hiç olmazsa fosil yakıt olarak işe yarıyor. Ya sizin gibilerin cesedi öyle bir iş de görmüyor ya. Sadece karınca ve kurtlara yem olup gidiyor.

Her canlı mutlaka ölecektir. O dinozorlar sence ne kadar yaşamalıydı? Dünyada devamlı kalan bir canlı var mı? O canlıları yaratan yine bu dünyadan onları alıp götürüyor. Getirirken size sormayan yaratıcı dünyadan onları götürürken, nasıl götüreceğini size mi soracaktı?

Dinozorların acı çekerek öldüğünü nereden biliyorsunuz? Siz acı çekmeden mi öleceksiniz? O canlılar ölmemiş olsa, hastalıklı ve bakıma muhtaç hale gelince hayat onlar için ızdırap ve çekilmez bir hal almayacak mı?

Peki, o zaman bu canlılar nasıl beslenecek ve onların ihtiyacını kim karşılayacak?

Dinozorların acı çekerek öldüğü iddiası büyük bir safsatadır. Allah bir anda onların ruhlarını almış olamaz mı? Onlar ölürken siz yanında mıydınız? Hem yanında olsanız bile ne kadar acı çektiğini nereden bileceksiniz?

Bu nasıl hastalıklı bir ruh halidir? Onları yaratan onların acı çekip çekmediğini bilmiyor mu? O yaratıklarını elbette insanlardan daha fazla düşünür ve daha merhametlidir.

Dinozorların acı çekerek Allah tarafından öldürüldüğü iddiası büyük bir yalan ve iftiradır.

Siz dinozorlara ağıt yakmayı bırakın. Onların nasıl öldüğünü değil, Allah’ı tanımayıp, olur olmaz şeyleri aklına takarak Allah’a isyan edenlerin nasıl öleceğini Kur’an’dan ve hadislerden öğrenerek ona karşı çareler arayın.

Cenab-ı Hak Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Ey kâfirler! Siz ölü (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Şunu bilin ki, sonra sizi (eceliniz gelince) O, öldürecek, tekrar sizi O diriltecek ve tekrar O'na döndürüleceksiniz (orada hesap vereceksiniz)" (Bakara, 2/28)

Bir hadiste de şöyle buyrulur:

"Bir Müslüman muhtazar olduğu (can çekişme anına girdiği) zaman rahmet melekleri, beyaz bir ipekle gelirler ve şöyle derler:

'Sen razı ve senden de (Rabbin) razı olarak (şu bedenden) çık. Allah'ın rahmet ve reyhanına ve sana gazabı olmayan Rabbine kavuş!

Bunun üzerine ruh, misk kokusunun en güzeli gibi çıkar. Öyle ki melekler onu birbirlerine verirler, ta semanın kapısına kadar onu getirirler ve:

'size arzdan gelen bu koku ne kadar güzel!' derler.

Sonra onu müminlerin ruhlarına getirirler. Onlar, onun gelmesi sebebiyle sizden birinin kaybettiği şeyinin kendisine geldiği zamanki sevincinden daha çok sevinirler. Ona:

'Falanca ne yaptı? Filânca ne yaptı?' diye (dünyadakilerden haber) sorarlar. Melekler: 'Bırakın onu, onda hala dünyanın tasası var!' derler. Bu gelen (kendisine dünyadan soran ruhlara): 'Falan ölmüştü, yanınıza gelmedi mi?' der. Onlar:

'O, annesine, Haviye cehennemine götürüldü!' derler. Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm devamla der ki:

"Kafir, muhtazar olduğu vakit, azap melekleri mish (denen kıldan kaba bir elbise) ile gelirler ve şöyle derler:

'Bu cesetten kendin öfkeli, Allah'ın da öfkesini kazanmış olarak çık ve Allah'ın azabına koş!'

Bunun üzerine ruh, cesetten, en kötü bir cife kokusuyla çıkar. Melekler onu arzın kapısına getirirler. Orada:

'Bu koku ne de pis!' derler. Sonunda onu kâfir ruhların yanına getirirler." (Nesâî, Cenâiz  9)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
641 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR