Allah’ın her şeyi yarattığına inanıyoruz. Neden her şeyde kudret tecellisine ihtiyaç var?

Tarih: 02.04.2012 - 11:10 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Ateş yaktı deyince ne için şirk oluyor?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Allah’ın kâinatı yaratmasındaki en büyük maksadı kendi varlığı ve -şeriksiz- vahdaniyetini göstermektir. Bu yüzdendir ki,

“Allah her günahı affedebilir, fakat şirki asla affetmez.” (Nisa, 4/116)

mealindeki ayette açıkça şirke karşı sert tavrını ortaya koymuştur. Nitekim, İslam alimleri tarafından kabul edilen, -farklı bazı artı-eksilere rağmen- ittifak edilen bir husus şudur ki; Kur’an’ın temel maksatları dörttür: Allah’ın varlığı ve birliğinin ispatı, nübüvvetin ispatı, haşrin ispatı, kulluk ve adaletin tespitidir. İslam’da en ufak bir gösteriş ve riyakarlığın bile gizli bir şirk olarak değerlendirilmesinin arka planındaki espri de tevhidin önemli konumundan kaynaklanmaktadır.

- Bir ilde iki vali, bir köyde iki muhtar, bir makamda iki müdür, bir ülkede iki devlet başkanının olmaması, hâkimiyetin en büyük özelliğinin “men’i müdahale” prensibi olduğunu gösterir. Kâinatın yegâne hâkimi olan Allah’ın mutlak hâkimiyetine şeriki müdahale ettirmesinin mümkün olmadığına Kur’an, hadis ve akl-ı selim şahadet etmektedir.

- Bununla beraber, insanlar için bu konuda düşünmesi gereken iki saha vardır: 

Birincisi: İtikat sahasıdır. Her mümin şunu kesin olarak bilecek ki, varlık aleminde Allah’tan başka hakiki müessir yoktur. En küçük bir zerreden ta en büyük bir galaksiye kadar her şeyin dizgini yalnız Allah’ın elindedir, her şeyin anahtarı onun yanındadır. Hiçbir şey hiç bir yönüyle Allah’ın ilim, kudret ve hikmetinin dışında var olamaz, varlıkta kalamaz. Bir yıldız onun emri dışında kaymadığı gibi, bir yaprak dahi onun izni dışında yere düşmez.

İkincisi: Sebepler sahasıdır. Allah pek çok hikmetinin gereği olarak, dünyada bir sebepler örgüsünü yaratmıştır. İnsanlar sebepler dairesinde hareket etmek zorunda olduğu için, Allah’ın kâinattaki fıtrî kanunları denilen bu sebepler örgüsüne yapışmak zorundadır. Örneğin, insan oğlu, ekmeden biçemez. Evlenmeden çocuk sahibi olamaz. Gözlerini açmadan göremez. Yemek yemeden doyamaz. Su içmeden susuzluğunu gideremez. Yürümeden/veya bir vasıtaya binemeden bir yere varamaz...

Ancak, sebepler dairesinde sebeplere fiili olarak riayet ederken, gönlündeki iman şuuruyla -örneğin- şunu kesin olarak bilecek ki, şu elma ve armudun sahibi, ağaç değil, Allah’tır. Şu çocuğun yaratıcısı anne-babası değil, Allah’tır. Şu hastalığın şifa kaynağı doktor veya ilaç değil, Allah’tır...

“Doğrusu güldüren de ağlatan da Allah’tır.” (Necm, 53/43)

mealindeki ayette en basit bize ait zannettiğimiz hallerimizin dahi hakiki sahibi Allah olduğuna işaret edilmiştir.

Evet, adet olarak: “ateş beni yaktı; yemek yedim doydum; çok sevindiğim için güldüm, çok üzüldüğümden ağladım; doktora gidip iyileştim” gibi ifadeleri kullanmakta bir sakınca yoktur. Yeter ki, bunların birer vesile olduğunu bilsin ve halk arasında böyle kullanıldığı için kullanmış olsun... Çünkü, bu ifadeler sadece sebepler cihetine vurgu yapan sözlerdir. Ancak, bunları söylerken her şeyin sahibi olan Allah’ı unutup da bu sebeplerin söz konusu fillerin/işlerin gerçek sahibi olduğunu düşünürse o zaman şirkin pençesine düşmüş olur.

Şunu da belirtelim ki, Allah’ın birliğini ders veren her şeyde tevhid hakikatine bir pencere açan eserleri okumak bu iman şuurunu sürekli elde tutmanın en önemli bir anahtarıdır...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun