Yahudiler, Hz. Yakub Peygamberin Allah'ı güreşte yenmesini nasıl açıklıyorlar?

Soru Detayı

- Yar.32: 24 Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti.
- Yar.32: 25 Yakup'u yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakup'un uyluk kemiği çıktı.
- Yar.32: 26 Adam, "Bırak beni, gün ağarıyor" dedi. Yakup, "Beni kutsamadıkça seni bırakmam" diye yanıtladı.
- Yar.32: 27 Adam, "Adın ne?" diye sordu. "Yakup."
- Yar.32: 28 Adam, "Artık sana Yakup değil, İsrail*fm* denecek" dedi,"Çünkü Tanrı'yla, insanlarla güreşip yendin." D Not 32:28 "İsrail": "Tanrı'yla güreşir" anlamına gelir.
- Yar.32: 29 Yakup, "Lütfen adını söyler misin?" diye sordu. Ama adam, "Neden adımı soruyorsun?" dedi. Sonra Yakup'u kutsadı.
-  Yar.32: 30 Yakup, "Tanrı'yla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı" diyerek oraya Peniel*fn* adını verdi. D Not 32:30 "Peniel": "Tanrı'nın yüzü" anlamına gelir.
- Yahudîler bunu nasıl anlıyorlar ve açıklıyorlar?
- İsrail kelimesi Kur'an'da geçiyor mu; geçiyorsa hangi anlamdadır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Tevrat'ta, Hz. Yakub (as)’ın Tanrı Yahve/Yehova ile olan mücadelesine yer verilmektedir ki, bu hayli dikkat çekici bir durumdur ve Tevrat’ın tahrif edildiğinin göstergelerinden sadece birdir.

Buna göre, ailesiyle birlikte Hazret-i Yakub, dayısının yanından Kenan diyarına dönerken, çölde bir adamla karşılaşır ve tanyeri ağarıncaya kadar onunla güreşir.

Yakub, "Bırak gideyim." dediği hâlde, güreş tuttuğu kimse onu bırakmaz ve daha sonra o kişi Yakub'a, “Artık sana Yakub değil, İsrâîl (Yahudilerce: Tanrı ile güreşen) denecek. Çünkü sen, Allah ile ve insanlarla güreşip yendin!” der. (Tekvîn, 32/22-32)

Tevrat'ta anlatıldığına göre bu güreş esnasında Yakub'un uyluk kemiği incinmiştir. Bu nedenle Yahudiler, bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakup'un uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı.(bk. Tevrat, 32/24-32)

Dolayısıyla Yahudi anlayışına göre, Yakup, bu olay sebebiyle “tanrı ile güreşen” veya “Tanrı ile uğraşan” manasına gelen “İsrail” lakabını alır. Tanrıyla güreşmesine dair anlatılan bu uydurma kıssadan itibaren Yakup’un adı onur ünvanı olarak “İsrail” (Yisrael) adıyla; O’nun çocukları da “İsrailoğulları” (Bney Yisrael) unvanıyla tarihe geçmiştir. (Baki Adam, Yahudiliğin Hristiyanlığa ve İslam’a bakışı)

Tevrat'ta geçen bu ifadeler, açıkça Tanrı’nın insan şekline getirilmesidir. Bu ise, tevhitten bütünüyle uzak, kemal sıfatlardan mahrum ve noksan sıfatlara sahip bir ilah inancının ifadesidir.

Buna benzer bir düşünce Hinduizm'de de vardır. Orada da tanrı bir insan veya hayvan şekline bürünerek yeryüzüne inmiştir. Bu inanç Hinduizm'de “Tanrının Avatarası” olarak ifade edilmektedir.

Yahudi din alimleri, Eski Ahid'de yer alan bu tür kıssaları, değişik şekillerde yorumlama ve tevil etme yoluna gitmişlerdir. Nitekim bu olay, Tevrat tefsirlerinde; “Yakub'un güreş yaptığı kişi Tanrı değil, Tanrı şeklinde gözüken bir melektir.” denilerek tevil edilmiştir. Durum böyle olsa bile, bu sefer yaratılmış bir varlığın Tanrı şekline girebileceği düşüncesi ortaya çıkar ki, bunun da tevili mümkün değildir.

Nitekim Tevat'taki güreş olayının ardından: “(Mûsâ): Tanrı'yı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı, dedi.” (Tekvîn, 32/30) ibaresi, tevilin mümkün olmayacağını gösterir. Mana çok açıktır ve hiçbir hak inanca uygun düçmeyecek şekildedir.

Ayrıca, bu olayın Tevrat'ta niye yer aldığı, hikmet ve gerekçesinin ne olduğu da tamamen meçhuldür. Her hadisenin bir gerekçesi olması gerekirken, bununla ilgili hiçbir gerekçe gösterilmemektedir.

İfade ettiğimiz gibi Tevrat'ta, Allah Teala'nın “Sübhân”, yani her türlü beşerî sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf bir Rab olduğu hakikatinin zıddına, O'na beşerî bir acziyet isnad edilmektedir. Bu hususta muharref Tevrat'taki diğer bazı ifadeler de şöyledir:

“Ve Musa, kavmin, aşiretlerine göre herkesin, çadırının kapısında ağlamakta olduğunu işitti; ve Rabbin öfkesi çok alevlendi; ve Musa'nın gözünde kötü oldu. Ve Musa Rabb'e dedi:

“Niçin kuluna kötülükle davrandın? Ve niçin senin gözünde lutuf bulmadım ki, bu kavmin bütün yükünü benim üzerime yüklüyorsun? Bütün bu kavme ben mi gebe kaldım? Onları ben mi doğurdum ki, bana: 'Lala, emzikli çocuğu taşıdığı gibi, atalarına and ettiğim diyara kucağında onları taşı.' diyorsun? Bütün bu kavme vermek için nereden et bulayım? Çünkü bana: “Bize et ver ve yiyelim.” diyerek ağlıyorlar. Bütün bu kavmi ben yalnız taşıyamam, çünkü bana çok ağırdır. Ve eğer bana böyle davranırsan, niyâz ederim, eğer gözünde lutuf buldumsa, beni hemen öldür; ve sefaletimi görmeyeyim!” (Sayılar, 11/4-6, 10-15)

Cenab-ı Hakk'a zulüm isnad eden bu ifadeler, Hz. Musa'ın Rabbine dua ve niyazda bulunacağı yerde baş kaldırıp isyankar bir tavır sergilediğini gösterir ki, bu durum bir mukaddes kitaba ne kadar uygun düşer.

Yine Tevrat'ta, Allah inancıyla bağdaşmayan şöyle bir olay anlatılır:

“Günün serinliğinde cennet bahçelerinde gezinti yapmakta olan Rab, Âdem ile Havva'yı arar. Onlar ağaçların arkasına gizlenmiştir. Tanrı onları göremeyince: 'Neredesin?' diye Hazret-i Âdem'e seslenir. Âdem, 'Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim.' der.” (Tekvîn, 3/8-10)

Bütün bu ve benzeri bir çok konu, ne kadar tevil edilmeye çalışılırsa çalışılsın, Tevrat'ın tahrif edildiğini, yani Tevrat’ın aslının korunamayıp insan elinin karıştığını, bir takım ilave ve çıkarmaların yapıldığı kendiliğinden anlaşılır.

Bugün birçok alim, Tevrat kıssalarındaki insan şeklinde bir tanrı inancının arka planında, eski Mısır ve Babil'de görülen putperest ve efsanevî tanrı inançlarının tesirleri bulunduğunu ve bu inançların hem Yahudileri hem de Tevrat yazarlarını etkilediğini ifade etmektedir.

Kur'an'da İsrail ismi geçmeketdir.

Kur’an-ı Kerim Hz. Yakub aleyhisselamın adının İsrail olduğunu şu iki ayeti ile tasdik etmektedir:

“Tevrat'ın indirilmesinden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi.” (Âl-i İmran, 3/93)

“…İbrahim ve İsrail (Yakub)'in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir.” (Meryem, 19/58)

İslam tarihçileri ve müfessirler; Arapça olmayan İsrail kelimesine, Tevrat’ta yüklenen manadan tamamen farklı başka anlamlar yüklemişlerdir.

Yahudi kaynaklarında bu kelimenin anlamı konusunda verilen bilgiler İslâm'ın uluhiyyet ve peygamberlik inancıyla bağdaşmadığı için Müslüman bilginler bu hususta farklı açıklamalar getirmişlerdir.

İsrail kelimesinin anlamı Allah'ın kulu (Abdullah) demektir. İbn Abbas’ın açıklamasına göre, İbranice’de "isra" kul demektir, "il" de Allah demektir.

"İsra" kelimesinin Allah'ın seçtiği, "il" kelimesinin ise Allah demek olduğu söylendiği gibi "isra" kelimesinin sağlam yapmak ve bağlamaktan geldiği de söylenmiştir. Buna göre İsrail, Allah tarafından sağlam bir şekilde güçlü olarak yaratılmış gibi bir anlam ifade eder.

Ayrıca, Hz. Yakub’un Allah için hicret ettiği vakit bir gece yürümesinden dolayı, Yüce Allah'a geceleyin giden ve yürüyen anlamında İsrail isminin verildiği de söylenmiştir. Bu açıklamaya göre ismin bir bölümü İbranice bir bölümü de Arapların söyleyişine uygun olur. (bk. Taberi, Kurtubi ilgili ayetlerin mealleri)

Kur’an’ın bahsettiği olaylar ve olayların kahramanları kesinlikle bir tarihî vaka olarak vardır. Eski ilahî kitaplar üzerinde bir müheymin / kontroler olan Kur’an-ı Kerim o semavi dinlerdeki bilgilerin yanlışlığa uğramış olanları düzelterek doğru olanı insanlara anlatmaktadır.

Kur’an’ın Tevrat ve İncil ile ilişkisini belirleyen vasfı “Muheymin”dir. Bu kelime, gözetmen ve kontrol eden manasına gelir. Bu kontrol iki şekilde olur, o kitaplarda bulunan doğruları tasdik ve zamanla vahiy olmayan kısmında -insanların hatası olarak yer alan- yanlışları tashih etmek.

İşte Tevrat’taki muharref unsurların doğrularını beyan eden Kur’an-ı Kerim, tasdik ettiği ve kullandığı İsrail kelimesinin “Allah’ın kulu/Allah’ın safveti/Allah’ın seçkin kulu/Allah’ın güçlü kıldığı.” manasında olan gerçek anlamını kastettiğini kabul etmemiz en doğru tavır olacaktır.

Bilindiği gibi Hz. İbrahim oğlunu kurban ederken onun oğlu Yakup da müjdelenmiştir:

“O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Yakub'u müjdeledik.” (Hud, 11/71)

Dolayısıyla Hz. Yakub’un İsrail lakabına “Allah’ın seçkin kulu” şeklinde mana verilmesinin, Yakup peygamberin hayat çizgisini en iyi anlamlandıran bir ifade olacağı kanaatindeyiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun