Tüm ayetleri Cebrail (as)'in indirmemesinin hikmeti nedir?

Tarih: 23.03.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyin inişi esnasında, bizim bildiğimiz alemden başka bir aleme geçiyor; adeta bizim alemimize kapanıyordu... Bu alemden ayrılıyor, bir başka buuda giriyordu. Bu meselede hususi donanıma sahip olmakla beraber, vahyin ağırlığını çok ciddi hissediyor; o alemle irtibatın manevi baskısını yaşıyor; vahyi almadaki zorluğu duyuyordu.

İşte bu nedenle Allah Teala "Gerçekten Biz sana taşıması ağır ve pek kıymetli ağır bir söz vahyediyoruz." (Mûzzemmil, 73/7) buyurmuştur. 

"Taşıması ağır ve pek kıymetli" olarak tercüme ettiğimiz kelimenin aslı sakîl olup, Cenab-ı Allah bu âyette Kur'ân hakkında sakîl söz tabirini kullanmaktadır. Sakîl ağır demektir ki, Katâde ve Mücahid gibi ilk dönem müfessirleri bu ağırlığı Kur'an'daki emir ve yasakların, haram ve helâllerin önemi ve yerine getirilmelerindeki güçlükle izah ederken, Hüseyin ibn Fazl, "Ancak Allah'ın yardımına, muvaffakiyet vermesine mazhar bir kalbin ve Tevhid'le donatılmış bir nefsin taşıyabileceği bir ağırlık" olarak yorumlar (Kurtubî).

Gerçekten de, özellikle Kur'an olarak tecellî eden vahyin ağırlığını anlayabilmek açısından şu âyet çok önemlidir:

"Bu Kur'ân ki, eğer onu bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, (onca cesametine rağmen) o dağın, Allah'a olan derin saygı ve taziminden dolayı başını eğip parça parça olduğunu görürdün. İnsanlar için böyle temsillerde bulunuyoruz ki, sistemlice düşünüp gerekli dersi alsınlar."
(Haşr, 59/21)

Vahiy, Cenab-ı Allah'ın Kelâmî tecellisidir. O'nun isim ve sıfatları için derece farkı söz konusu değildir. Dolayısıyla, Kudret tecellisi ne ise, Kelâm tecellisi de odur. O'nun doğrudan, yani sebepler ötesi bir lem'acık Kudret tecellisi nasıl Hz. Musa (a.s.)'ın yıldırım çarpmışçasına, cansız gibi bayılıp düşmesine ve yanı başındaki dağın toz olmasına yol açmışsa (Bakara, 2/143), Kelâm'ı da aynı tecelli gücüne sahiptir. Ne var ki O, Kelâm tecellisinde her bir peygamberin o tecelliyi alabileceği derecede tenezzülde bulunur; yani bu tenezzül, peygamber olan zâtın kapasitesine göredir.

Evet, Hz. Musa (a.s.) peygamberler içinde beş büyük peygamberden biri olmasına rağmen, bir dağı toz haline getiren Kudret tecellisine dayanamamıştır. Fakat, Cenab-ı Allah'ın Kur'an'ı teşkil eden Kelâm tecellisi, bu Kudret tecellisinden daha az şiddette değildi. Değildi ki, eğer o tecelli herhangi bir dağa olmuş olsaydı, yukarıda meali verilen âyet-i kerimede buyrulduğu üzere, o dağ parça parça olurdu.

Kur'an'daki bu tecellinin şiddetine işaret eden bir başka âyette de şöyle denmektedir:

"O Kur'an ki, eğer İlâhî bir kitapla dağlar yürütülecek veya yeryüzü parça parça edilecek ya da ölüler konuşturulacak olsaydı, bunlar ancak onunla olurdu."
(Ra'd, 13/31).

Demek ki, Kur'an'ı teşkil eden İlâhî tecellinin şiddeti, dağları yürütecek, bunun da ötesinde yeryüzünü parça parça edecek ve ölüleri diriltecek derecededir.

Vahyin ilk şekli Rasûlûllah (s.a.s)'in uykuda iken gördüğü sadık rüyalardır. Bu rüyalarda "sadık rüya" (Rüya-yı Sadıka)* adı da verilmektedir. Peygamber (s.a.s)'in gördüğü bu rüyalar daha sonraları kendisine zahir olurdu. Hz. Aişe (r.anha), "Peygamber, hiç bir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi apaçık zuhur etmesin." diyerek bu rüyalara ışık tutmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti inerken Cebrail (as)'ın Hz. Peygamberi (asv) sıkarak onu vahyin ağırlığına hazırlaması hususu önemlidir.

Gelen ayetlerin içeriği de vahyin geliş şekli ile alakalıdır. Peygamberimiz (asv) çan sesine benzeyen bir ses duyardı. Vahyin en ağır şekli budur. Vahyin bu şekli tehdit ve vaad ihtiva eden âyetlere özgüdür. Bu şekildeki vahyi Rasûlüllah (s.a.s) şöyle anlatıyor:

"Bazan çıngırak sesine benzeyen bir sesle gelir. Böylesi bana en ağır olanıdır."

Böyle bir vahyin geliş anında Peygamber (s.a.s) titrer, terler ve rahatsız olurdu. İbn Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Rasûlüllah (s.a.s)'in âyetleri zabtetmekte zorluk çektiği dudaklarını kımıldattığı zikredilmektedir. Cenab-ı Allah, Peygamberine "Vahyi çabucak alması için dilini kıpırdatma, onu toplamak ve kıraatını sabit kılmak bize aittir. Öyle ise sana Kur'ân okununca sen onun kıraatına uy." (Kıyame, 76/16-18) uyarısında bulunmuştur. Bu âyetin nâzil olmasından sonra Rasûlüllah (asv) Cebrail (as)'i dinler, onun gidişinden sonra onun gibi okurdu.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun