Tevbe Suresi 28. ayette geçen, müşrikler ancak bir necestir/pisliktir, ifadesi ne demektir? Buna Yahudiler ve Hristiyanlar da girer mi?

Tarih: 06.04.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir necestir/pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.”(Tevbe, 9/28).

Bu sûrenin başındaki 5. ayetteki ve bu âyetteki bildirim, İslâm'ın tebliği açısından bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Zira artık Mekke'nin fethi gerçekleşmiş, Kabe'deki putlar yıkılmış ve Hicaz bölgesinin en güçlü kabileleri İslâmiyet'i kabul etmişlerdir. Bu aşamada Kabe çevresindeki müşriklere sınırsız bir inanç özgürlüğü tanıyarak burada kalmalarına izin vermek, Müslümanların bu kutsal mekânını, bölgeden yeni temizlenen putperestliğe açık bırakmak anlamına gelirdi.

Kur'an'ın Müslüman olmayanlarla ilişkiler konusundaki âyetleri birlikte değerlendirildiğinde, bu âyetin getirdiği düzenlemede insan hakları açısından yadırganacak bir durum olmadığı kolayca görülür. Zira burada, kültür değişimiyle sıkı irtibatı olan dinî bir düzenleme söz konusudur. Köklü kültür değişimlerinde, bu gibi zaman ve mekâna özel veya geçici tedbirler zorunlu hale gelebilmektedir.

Âyetteki hükmün ekonomik açıdan bazı olumsuz sonuçları da beraberinde getireceği ihtimaline karşı, muhatapları bu ihtimalin olumsuz etkilerinden kurtaracak bir açıklamada bulunulmuştur. Gerçekten, böyle bir düzenlemenin Kabe'nin o güne kadar süregelen misyonu ile yakından ilişkili olan ticarî potansiyeli olumsuz yönde etkilemesi tabii idi. Fakat yüce Allah, maddî sıkıntı kaygısıyla bu buyruğun buruk karşılanmaması için bir uyarıda bulunmuş, o çevredeki Müslümanların herhangi bir mahrumiyet endişesi duymadan ilâhî buyruğa teslim olmalarını istemiş ve kendisi dilediğinde başka sebepler meydana getirerek onları zengin kılabileceğini bildirmiştir.

Ayette müşrikler hakkında kullanılan “neces” kelimesi üç şekilde anlaşılmıştır:

a. Bizzat bedenlerinin köpek, domuz gibi necis olması. Rivayete göre, Ömer b. Abdulaziz  bu ayete dayanarak Yahudî ve Hristiyanların -necis olduklarını kabul ettiği için- Müslümanların mescitlerine giremeyeceklerine dair emir vermiştir.

Hsan-ı Basrî de bu görüştedir ve: "Bir müşrikle el sıkışan kimse abdest alsın” görüşünü seslendirmiştir.

b. Cenabetten yıkanmadıkları için necis kabul edilmişlerdir. Taberî, İbn Abbas’tan nakledilen bu rivayetin doğru olmadığına ve bu görüşün de sağlam olmadığına işaret etmiştir.

c. İslam dinini kabul etmedikleri, müşriklikte kaldıkları için -manen- necistirler. Razî’ye göre bu son görüş alimlerin büyük çokluğuna ait olup en sahih olan görüştür. (bk. Taberî,  Razî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri).

Müşrikler, başta Allah'a ortak koşma yönündeki inançları olmak üzere, Kabe'yi çıplak tavaf etme, murdar et yeme, babasının eşiyle evlenme gibi çirkin davranışları nedeniyle böyle nitelendirilmişlerdir. (bk. Zemahşerî, ilgili ayetin tefsiri)

Bu görüşlerin en doğrusunun (c) şıkkındaki görüş olduğunda şüphe etmemek gerekir.

Ehl-i kitabın bu  ayetin şümulüne dahil olup olmadığı hakkında İslam alimleri arasında farklı görüşler vardır. Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, bu hüküm yalnız müşrikler için söz konusudur; Ehl-i kitap bu yasağa tabi değildir.

Ehl-i kitabın İslam dinindeki statüsü müşriklerden tamamen ayrıdır. Onların yemekleri, kestikleri caiz olduğuna göre, onları müşriklerle aynı kefeye koymamak gerekir.

Âlimlerin ekseriyetine göre âyetteki Mescid-i Haram tamlamasından maksat Harem bölgesidir, dolayısıyla yasaklanan yer Harem diye anılan mıntıkadır. Âyetin devamındaki ifade de bu anlayışı destekleyici niteliktedir. (bk. Râzî, ilgili ayetin tefsiri) Bazı âlimlere göre ise yasaklanan yer Mescid-i Haram ile sınırlıdır, müşriklerin Harem bölgesinin diğer yerlerine girmelerine engel olunmaması gerekir. (bk. Şevkânî, ilgili ayetin tesfiri)

Bu yasağın Yahudileri ve Hristiyanları kapsayıp kapsamadığı hususunda farklı rivayetler bulunmakla beraber, günümüze kadar uygulana gelen kural, Müslüman olmayanların bu bölgeye sokulmaması yönündedir. Kur'an'da bu iki din mensuplarının "kâfir" olarak nitelendirilmesi ve bu kesimden bir kısmının şirk (Allah'a ortak koşma) sayılacak inançlarına yöneltilen eleştirilerle Hz. Peygamber (asv)'in Arap yarımadasında ikamet ile ilgili bazı hadisleri, onların da bu kapsamda kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. (bk. Derveze, ilgili ayetin tefsiri)

Fakat âyette özel bir kelime seçimi yapılarak "müşrik"lerden söz edildiği ve Kur'an'da Ehl-i kitabın müşrik olarak nitelenmediği dikkate alınırsa, -özel şartlarda ve âyetin getirdiği düzenlemenin amacına hizmet eden durumlarda yapılabilecek istisnaî uygulamalar dışında- kural olarak Ehl-i kitabın bu yasak kapsamında düşünülmemesi, Kur'an'ın ruhuna daha uygun düşeceğini söylemek mümkündür. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun