Sabrımızın bir sınırı var mı?

Tarih: 05.03.2025 - 09:58 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sabrın bir sınırı olup olmadığı, kişisel algıya, inancına, dünya görüşüne ve duruma bağlı olarak değişebilir. Çünkü insanların sabrı, hayatlarındaki deneyimler, değerler ve kişisel sınırları ile şekillenir.

Unutmamak gerekir ki, insana verilen sabır kuvveti yerinde, zamanında ve gereği gibi kullanılırsa, her şeye yeterli gelir.

Ancak sabır kuvvetini dağıtırsak, gereksiz yerlerde kullanırsak, yapmamız gerekenleri ihmal edersek, geriye kalan sabır kuvveti yeterli olmayabilir.

Ayrıca sabır, üzerimize düşenleri yapmanın bir adıdır, görevlerimizi gereği gibi yerine getiriyorsak sabrediyoruz demektir.

Allah’a tam inananlar için;

 "Sabır, imanın yarısıdır." (Hakim, Müstedrek, 2/446),
"Sabreden başarıya ulaşır." (Müsned, 1/307),
"Sabır başarının anahtarıdır." (Acluni, Keşfü’l-Hafa, 2/21),
"Sabır bir ışıktır." (Müslim, Taharet 1),
"Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir." (Gazalî, İhya: 4/61);
"Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende birçok hayır vardır." (Müsned, 1/307)

Diğerleri için sabır, belirli durumlarda geçerli olan bir hâldir.

İslam, İnanları Sabırlı Olmaya Davet Eder

Ayet ve hadislerde sabır çoğunlukla bir erdem, yüksek bir değer olarak tanımlanmakta olup müminler, sabretmeye davet edilmektedir.

"Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara, 2/153)

"Ey iman edenler! Sabredin, sabrınızı artırın, hazırlıklı olun ve Allah'tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz." (Al-i İmran Suresi, 3/200)

"De ki: ‘Ey iman edenler! Rabbinizden mağfiret dileyin. O, gerçekten çok bağışlayandır. O, kullarına sabredip zorluklara katlananlara, onların sabırlarının karşılığını kat kat verir.’." (Zümer, 39/10)

"Kim sabreder ve affederse, işte bu, kesinlikle en iyi işlerden biridir." (Şura, 42/43)

Görüldüğü gibi İslam’da sabır, bizim günlük hayatta kullandığımızdan daha farklı olarak sadece zorluklara karşı dayanmak olarak anlaşılmamalı. Çünkü sabır, aynı zamanda Allah’ın hem evrendeki kanunlarına hem de İslam Dinindeki kanunlarına emirlerine uyma, sabırla ibadet etme, nefsin isteklerine karşı koyma ve insanlarla iyi ilişkiler kurma anlamına gelir.

Bu çerçevede sabretmek, sadece bir değer değil, aynı zamanda manevi bir olgunlaşmanın da yoludur.

Demek ki, sabrın sınırı, müminin inancı ve karakterine göre değişir. Mesela, kendisine türlü türlü işkence edilmesine rağmen, imanlarını kurtarmaları karşılığında onlara beddua dahi etmeyeceğini söyleyen Bediüzzaman Hazretlerinin örneğinde olduğu gibi:

“İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felaket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helal olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin yahut birkaç milyon kişinin -adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar...- imanını kurtarmaya vesile oldu.” (Tarihçe-i Hayat, Tahliller, Eşref Edip)

Sonuç olarak, sabrın sınırı, bireyin yaşam tarzına, değerlerine ve bir duruma nasıl yaklaşacağına bağlıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun