Ruh varsa huylar, hisler nasıl miras kalıyor?

Tarih: 09.07.2019 - 09:56 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Hem ilmen hem de bizim gözümüzle bizzat tecrübe ettiğimiz bir husus ki mesela, insan anne ve babadan huylarını da miras olarak alıyor.
- Örneğin birinin babası takıntılı psikolojik sorunlar yaşamış çocuğuna da aynısı geçiyor, çocuğu da benzer takıntı benzer psikolojik bozukluklar oluyor, annesinde huy olarak veya düşünce yapısı olarak çocuğuna bizzat geçiyor genler aktarılıyor.
- Halbuki bu huylar, hisler, duygu ve düşünce yapısı nasıl geçmesi mümkün olabiliyor bu haşa ruhun olmadığına mı delalet eder açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evvela şunu bileceğiz ki ruh vardır ve hiç kimsenin ruhu bir diğerinin aynı değildir. Kur'an’da mealen deniyor ki:

“Sana rûhun ne olduğunu soruyorlar. De ki: 'Rûh Rabbimin bir emrinden, sadece O’nun bileceği işlerdendir. Bu hususta size pek sınırlı bilgi edinme imkânı verilmiştir.' (İsra, 17/85)

Dolayısıyla ruhun varlığını kabul edip, bu konuda fazla derine inmemizin mümkün olmadığını bileceğiz, çünkü ruhları yaratan Allah böyle söylüyor.

İnsanların huyları hakkında bahsettiğiniz; ana-baba ve çocukları veya kardeşler veya akrabalar arasındaki karakter benzerlikleri aynen olabiliyor, bunu müşahede ediyoruz. Ancak şunu da unutmayalım ki, taban tabana zıt karakterli, birbirine huy olarak hiç benzemeyenleri de müşahede ediyoruz.

Peki bu durumlar nasıl izah edilebilir?

Allah her birimizin ruhunu ruhlar aleminde var etti. Her birimiz, Allah’ın nefsinden üflediği “Nefhası” ile O’nun esmasına mazhar olduk. Sonsuz okyanustan bir damla dahi olmayan muazzam hazinelerinden aldık. 

Bu yok hükmündeki hazine sayesinde Allah insana arzda O’nun halifesi olma şerefini bahşetti. İstedi ki insan nankörlük etmesin, bu kendinde tecelli etmiş  esmayı, Allah’ın esması ile kıyaslayıp, O’nun ne kadar müteal olduğunu anlayıp, kulluk vazifelerini bihakkın yerine getirsin.

Her birimizde bütün esma tezahür etmiş olmakla beraber, herkeste bunların nispetleri farklıdır. Bu esmaların, -celâli olsun cemâli olsun- bizde tezahür ve tecellisi sonucu da kişiliğimiz oluştu.

Sonra Allah’ın ilmi ve hikmeti ile mutlak kaderimiz gereği anamızın rahmine düştük.

İşte bu dakikadan sonra dünya ile bağlantılarımız başladı ve bizde tecelli etmiş olan esma ortaya çıkıp, bizi etkileyip, bizim kişiliğimizi oluşturmaya başladı. 

Bugün fen ilmi, bebeklerin ana karnında duyduklarından etkilendiklerini net bir biçimde ifade etmektedir.

İşte yavaş yavaş oluşan karakterimiz, sırasıyla ana rahmi, dünyaya gelmemiz, anne ve babamızla, yakın uzak akraba ve komşularımızla ve çevremizle geçen bebeklik ve çocukluk yıllarımız, bizim karakterimizi şekillendirmiş oluyor; işte bu aşamada en yakınımızda olan ana-babamızın huyları bizim karakterimizde belirgin bir rol oynayabiliyor.

Ama o esnada çocuğu belki de hiç farkında dahi olmadan etkileyen bir komşu, bir arkadaş karakterinde başka bir iz bırakabiliyor.

Aile, çevre, düşünce, hayat görüşü, iman, vs… bunlar ana rahminden itibaren bize şekil veriyor diyelim. Pek de kontrolümüzde olmayan bu şekillenmenin büluğ çağına kadar olan kısmından Allah bizi mesul tutmuyor, çünkü kontrol bizde değil. Bütün bunlar bizim vereceğimiz hesabın nisap miktarını oluşturuyor.

Alkolik bir babanın oğlunun imtihanı ile İslam aliminin oğlunun imtihanı bir değil; belki alkolik babanın oğlunun sadece namaz kılması onun derecesini çok yukarı taşıyabilecekken, İslam aliminin oğlu kılacağı teheccüd namazları ve nafileler dahi onu o derecelere çıkartamayabilecek.

Nasıl ki Allah katında, bir sokak simitçisinin günlük nafakası olan 10 simitten 2 tanesini tasadduk etmesi belki, büyük bir işadamının milyonlar tasadduk etmesi ile eşit kabul ediliyor, aynen öyle düşünebiliriz.

İşte büluğ çağına kadar şekillenen karakterimiz ile çevremiz, ailemiz, doğru-yanlış yapılmış yönlendirmeler sonucu, büluğ çağı sonrası biz özgür irademizle seçimler yapmaya başlıyoruz. Ve taksimetre de çalışmaya başlıyor. Bu sırada doğru yolu bulmamız için Allah bizi düşürüyor, kaldırıyor, süründürüyor, uçuruyor... çeşit çeşit hallerden geçiriyor, maden gibi.

Ama hakikat güneş gibi ortadayken, ailemiz, çevremiz bizi istediği kadar etkilesin, hiç fark etmez; bizdeki cevheri elmasa mı çevireceğiz, kömüre mi onun kararını biz veriyoruz.

Böyle olunca da “elmas olmak varken niçin kömür oldun?” sualinin hesabını vermek de elbette bize düşüyor.

“Bana 15 yaşıma kadar Güneş yok diye öğrettiler.” diyen adama sorarlar “Her şeyi bakıp görürken, aklın cin gibi çalışırken, Güneşi görmemiş olmana nasıl inanmamı beklersin!” diye…

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun