Rıza ve sabır nedir hangisi daha bir üst makamdır?
Değerli kardeşimiz,
İslam alimlerinin önemli bir kısmına göre rıza makamı, sabır makamından daha üstündür. Çünkü sabır, musibete tahammül etmeyi ifade ederken; rıza, musibeti Allah'ın hikmet ve takdirinin bir tecellisi olarak gönül huzuruyla karşılamayı ifade eder.
Bununla birlikte bazı alimler, sabrın bütün müminler için gerekli bir görev olduğunu, rızanın ise herkese yüklenmiş bir sorumluluk değil, Allah'ın bazı kullarına lütfettiği yüksek bir manevî makam olduğunu belirtmişlerdir.
Bu iki makam arasındaki farkı tariflerinden daha iyi anlayabiliriz:
Sabır: Başa gelen sıkıntıya isyan etmeden dayanmak, onun sevabını Allah'tan ummak ve bununla birlikte o sıkıntının sona ermesini istemektir.
Şerif Cürcânî sabrı şöyle tarif eder: "Sabır; başa gelen belanın acısını insanlara şikâyet etmemek, sıkıntısını yalnız Allah'a arz etmektir." (Tarifat, Sabır md.)
Nitekim Hz. Eyyüb (as), Rabbine şöyle niyaz etmiştir:
"Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." (Enbiyâ, 21/83)
Hz. Eyyüb sıkıntısının giderilmesini Allah'tan istemiş, fakat bunu insanlara yakınarak değil, yalnız Rabbine arz etmiştir. Buna rağmen Allah Teâlâ onu şöyle övmüştür:
"Biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kuldu! Çünkü daima Allah'a yönelirdi." (Sâd, 38/44)
Bu ayet, kulun sıkıntısının giderilmesini Allah'tan istemesinin sabra aykırı olmadığını açıkça göstermektedir.
Rıza: Başa gelen musibetin Allah'ın hikmetli takdiri olduğuna gönülden razı olmak, kalbin sükûnetini korumak ve o hâle karşı iç dünyasında bir itiraz taşımamaktır.
Tasavvuf kaynaklarında rıza, kulun Allah'ın hükmünü sevgi ve teslimiyetle karşılaması şeklinde tarif edilmiştir.
Şerif Cürcânî de rızayı, Allah'ın hükmünü gönül huzuruyla kabul etmek olarak açıklar. (Tarifat, Rıza md.)
Bununla birlikte rıza, sıkıntının sona ermesi için Allah'a dua etmeye engel değildir. Nitekim Hz. Peygamber (asm) hastalık, fakirlik ve çeşitli musibetlerden Allah'a sığınmış; müminlere de afiyet istemelerini tavsiye etmiştir. Bu sebeple rıza, musibeti sevmek değil; musibetin arkasındaki ilahî hikmete teslim olmaktır.
Burada önemli bir dengeyi de gözden kaçırmamak gerekir:
Sabır ve rıza, sebepleri terk etmek, tedbirsiz davranmak veya pasif bir bekleyiş içinde olmak değildir. Mümin, önce Allah'ın kevnî kanunlarına uygun olarak üzerine düşen bütün meşru sebeplere sarılır; çalışır, tedbir alır, istişare eder, dua eder ve Allah'ın şer'î hükümlerine riayet ederek sorumluluğunu yerine getirir.
Bundan sonra ortaya çıkan neticeyi Allah'ın takdiri olarak karşılar. Başarı karşısında şükreder, sıkıntı karşısında sabreder; Allah'ın hükmünde bir hikmet bulunduğuna inanarak kalbini rıza ile muhafaza eder. Zira tevekkül, sabır ve rıza; sebepleri terk etmek değil, sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah'a teslim edebilmektir.
Özetle sabır, musibet karşısında dili ve davranışları korumaktır; rıza ise bunlara ilaveten kalbin de Allah'ın hükmü karşısında huzur bulmasıdır. Bu sebeple birçok alim, rızayı sabrın olgunlaşmış ve kemale ermiş hali olarak değerlendirmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Nelere sabredilmez, nelere rıza gösterilmez?
- Neden ondan geldik ona döneceğiz deriz?
- RIZA
- Allah otizm ve down sendromunu neden yaratır, hikmetsiz mi?
- Allah her şeyi biliyorsa, hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsa neden insanı yarattı?
- Sevap ve cezanın hikmeti nedir?
- Yaratılışımız bizim tercihimiz olmamasına rağmen imtihan olmamızın sebebi nedir?
- Dindar için, dünya neden sıkıcı?
- Kadere rıza ile kazaya rıza aynı anlama mı gelmektedir?
- Bugün İsrail'in (Yahudilerin) Filistin'e yaptığı zülümler nereye kadar sürecek. Allah neden yardım etmiyor?