Peygamber Efendimizi (s.a.v.) öldürmeye gelen ve sonunda Müslüman olan kimdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

ENMAR GAZASI: Bu sefere "Enmar Gazası" dendiği gibi "Zi-Emr Gazası" ve "Gatafan Gazası" da denir.

Bedr'in intikam ve öfkesiyle kavrulan Muhariboğullarından ve bu kabilenin en cesuru Avres bin Haris, halkı kışkırtarak bir bölük asker topladı...Düşman askeri, Necd'in Zi-Emr denilen bölgesinde karargâh kurdu. Biraz sonra Avres bin Haris, bir taşın üzerine çıkarak askerlerine seslendi:

- Ey kahramanlar! Bedr'i unutmadık ve unutamayız! O, alnımızda silinmez bir kara leke!

Bazı askerler, mızraklarını yukarı doğru yükselte yükselte haykırdılar:

- İntikam! İntikam!

- Lütfen sükûnet!

Dedi Avres ve devam etti:

- Elbette intikam! Ama nasıl bir intikam!

Bunu derken dişlerini sıkmış, yumruğu ile görünmez bir cismi sıkıp ezer gibi bir hal almıştı.

- Öyle bir intikam alalım ki, Yesrib çevresinde ne bulursak yağmalayalım. Taşıyabileceğimizi yanımıza alalım. Alamadığımızı vurup kıralım, yakıp yıkalım.

Düşman bir ağızdan bağırdı.

- Vurup kıralım! Yakıp, yıkalım!

...

Hicretin üçüncü yılı, Rebiülevvel ayının on ikisi idi.

...Düşmanın yeri, sayısı ve niyeti derhal İslâm istihbarat elemanları tarafından Peygamber Efendimiz (asm)'e haber verildi. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, yerine Osman bin Affan'ı vekil bırakarak derhal dört yüz elli sahabi ile düşmanın bulunduğu mıntıkaya doğru harekete geçtiler.

...

Bazı sahabiler, yolda Salebeoğullarından Cebbar ile karşılaşınca O'nu tutup sorgulamaya başladılar:

- Dur bakalım ya Cebbar! Nereye?

- Yesrib'e..

- Kabilen, Medine üzerine baskın hazırlığındayken sen salına salına Medine'ye gezmeye mi gidiyorsun böyle ya Cebbar?

- Hayır! Benim Salebeoğullarından haberim yok. Ama Avres bin Haris'in bir sefer için ahaliyi toparlamaya çalıştığını işittim.

- Sonra?

- Sonrası o kadar! Başka bir şey bilmiyorum.

...

Cebbar gayet sakindi ve her haliyle itimat telkin ediyordu.

...Kendisini yakalayan sahabiler, O'nu Resulullah Efendimizin (asm) huzuruna çıkararak aralarında geçen konuşmayı arz ettiler. Cebbar, belki de hayatından endişe ederken; bir teklifle şaşırdı...evet kelimenin bütün mânâsı ile şaşırdı. Çünkü kabilesi, Medine üzerine gelirken O, bundan habersiz de olsa Müslümanların eline düşmüştü. Her türlü kötülüğü yapabilir; canına kıyabilirlerdi...

...Ama yapmadılar. Zira onlar Müslümandı; Allah'ın seçilmiş kulları. Cebbar, hayatından bile kaygılanırken en ufak bir taciz ve hakaret görmediği gibi koskoca bir Peygamber (asm) onu muhatab almış hak dine davet ediyordu...sıcacık; yumuşak, saran ve kucaklayan bir sesle. Cebbar, hiç zorlanmadan içten gelen bir arzu ile hemen Müslüman oldu; radıyallahü anh.

Ve şu bilgiyi verdi:

- Ya Resullallah! Onlar, sizinle karşılaşma cesaretini gösteremezler. İslâm ordusunun üzerlerine gelişini haber alırlarsa muhtemelen dağlara kaçacaklardır. Nerelere gizleneceklerini tahmin edebiliyorum. Eğer müsaade ederseniz sizinle gelip saklanacakları yerleri haber vereyim...

...Bir yerde cihad varsa, bu cihada iştirak her Müslümanın üzerine farzdı; ve farzdır. Cebbar radıyallahü anh da Müslüman olmakla bu yüksek mükellefiyete dahil olmuştu.

Efendimiz (asm) teklifi memnuniyetle kabul buyurdular ve Hazreti Cebbar'ı Bilal-i Habeşi radıyallahü anh'ın yanına verdiler.

...

Şanlı İslâm ordusu, Zi Emr'e geldiğinde bulutlanan gök, dökmeye başlamıştı bile.

...Hakikaten Cebbar'ın dediği oldu. O kahraman edalı şirk ordusu, varlıklarından haberdar olan İslâm askerinin gelmekte olduğunu öğrenince soluğu dağ duldalarında almışlardı.

...İslâm ordusu, meydana doğru ilerlerken rahmet, bir başka rahmeti müjdelercesine hızlandıkça hızlanıyordu...kalkanı olanlar bunlarla, olmayanlar bulabildikleri ile korunmaya çalıştılarsa da sevgililer sevgilisi aziz Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem dahil, müminler, tepeden tırnağa su içinde kalmışlardı.

...Yağmur, bir zaman olanca şiddeti ile devam etti ve sonra sakinleşti, yavaşladı ve dindi...şimdi güneş açmış; kurşuni bulutlar çekilmiş, her taraf aydınlığa boğulmuş; bir ebemkuşağı, ufka türlü renklerle köprüsünü kurmuş; hava iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı...herkes bir tarafta üstünü başını kurutuyordu.

Resulullah Efendimiz (asm) de vadinin tenhaca bir yerine gittiler ve elbisesini çıkartarak bir bodur ağaca serdiler. Elbise kururken, Efendimiz (asm) yağmur sonrası o güneş güzelliğinde yumuşak kumlara uzandılar...sağ yanları üzerine idiler ve sağ avuçları sağ yanaklarının altındaydı.

...

Müminleri bulundukları dağ kovuklarından dikkatle izleyenler, Avres'e koştular. Bir büyük işi başarmışcasına nefes nefese idiler:

- Ya Avres! Muhammed, kenarca bir yerde; bir ağaç altında yalnız. Ne yapılabilirse şimdi yapılır. Haydi!

Avres:

- Siz burada kalın; O'nun işini ben bitireceğim.

...dedi ve kılıcını aldığı gibi gizlene gizlene Peygamber Efendimizin (asm) istirahat buyurdukları ağaç dibine kadar sokularak başuçlarında dimdik yükseldi. İşte kılıcı, kendisi ve düşmanı karşı karşıya idiler. Heyecandan belli belirsiz titriyordu. Nice kimsenin öldürmek için peşinde olduğu insan, önünde yapayalnız uyuyordu.

Efendimiz (asm), birden mubarek gözlerini açtılar ve vaziyeti farkederek derhal ayağa fırladılar; ancak kılıçlarına uzanma imkânını bulamamışlardı.

Neticeden emin olan Avres gürledi. Sesi yırtıcı, gözleri hırsla dolu, kılıçlı sağ eli havadaydı:

- Ya Muhammed! Şimdi seni elimden kim kurtaracak? Şurada kılıçsız sen ve silahlı ben, yapayalnızız! Kim kurtaracak seni elimden kim? Söyle!!!

Avres, hançeresini paralar; pazu ve kılıcına güvenirken; karşısındaki muhteşem insanı dize getireceği zannındaydı. Zavallı ve sefil bir zan.

Sevgili Peygamberimiz (asm), Avres'i şaşırtan bir sakinlikle cevap verdiler:

- Ya Avres! Allah, beni kurtarır; seni de mahcup eder...

Avres, kendisindeki kızgınlık ve şiddete mukabil muhatabındaki sakinlik karşısında ürktü. Az fakat emin konuşmuştu. O, bu ruh halindeyken yetişen Cebrail aleyhisselam, Avres'in göğsüne şiddetli bir yumruk indirdi.

...ta gerilere savrulan Avres, sırtüstü yere yuvarlanmış; elinden kurtulan kılıcı Efendimiz (asm)'in önüne düşmüştü. Kılıcı yerden alan Kahraman Peygamber, bir sıçrayışta düşmanın yanına gelerek başucuna dikildi. Avres kumların üzerinde bir böcek gibiyse, Sevgili Peygamberimiz elinde kılıç ile heybetli bir dağ gibiydi. "Eyvah", dedi Avres içinden, "İşte sonum geldi. Ben O'nu öldürecektim; halbuki şimdi O, beni öldürecek." Soğuk terler döküyordu.

Kâinatın Sultanı (asm), ayakları dibindeki adama sordular:

- Ya Avres! Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?

..."Benim" dediği öz kılıcı, yerdeki adamın boynunu kesmek için güneşte yanıp dururken, sarı toprak, sarı kum ve Avres'in yüzü aynı rengi almışlardı. Yüzünü yalayan bir rüzgar, alnına yapışan saçlarını yerinden oynatamadı...gözlerine doluşan tuzlu terleri kolunun yeni ile sildi ve kuruyan boğazını yutkuna yutkuna yumuşatmaya çalıştıktan sonra, en alt perdeden yalvarmaya başladı:

- Hata ettim!

- Evet hata ettin. Ama asıl hatan küfürde inat etmen. Hataların menbaı küfrün. Sen inansan da inanmasan da mutlak hakikat değişmez. Bu sebeple gel, Allah'dan gayrı ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna iman ve şehadet et.

Avres, şaşkınlıklar içindeydi. Hafif kekeleyerek konuştu:

- Beni öldürebilirdin.

Efendimiz (asm), tebessüm buyurdular. Yanakları goncagül pembeliğinde:

- Biz, insanları öldürmek için gelmedik. Biz, ebedi hayatın habercisiyiz...

...Avres'in kalbi yumuşadı; gözlerini ılık yaşlar basmıştı. Yerinden doğrulurken Kelime-i şehadet getiriyordu:

- Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resulühu.

Sevgili Peygamberimiz (asm), kar renkli dişlerinin daha da güzelleştirdiği tatlı bir gülüşle kılıcını Avres radıyallahü anh'a uzattılar.

...Mahcup bir el, Peygamberler Peygamberinin verdiği kılıca giderken, henüz mümin olmuş bu insan, hikmeti tâ canevinden yakalamıştı.

- Ya Resulallah! Sen insanların en hayırlısısın!..

...

Elbette ve muhakkak öyle...

O, insanların ve bütün mahlukatın en üstünü ve en hayırlısı...

...

Efendimiz (asm), Avres'i tekrar bölüğünün başına gönderdiler...daha yaklaşırken düşman askerleri sormaya başladılar:

- Uzaktan seçebildiğimiz kadarı ile kılıcınla Muhammed'in karşısına dikilmişken birden geriye savrulup yere düştün. Ne oldu anlayamadık?

Hazreti Avres, yüksekçe bir taşa oturduktan sonra, başlığını çıkartıp alnının terini sildi ve tane tane cevap verdi:

- Evet. Gördükleriniz doğru. Tam O'nun karşısına dikilmiştim ki, birden nerden geldiğini anlayamadığım beyaz kıyafetli ve uzun boylu biri göğsüme şiddetli bir yumruk vurdu. Bu öyle şiddetli bir darbe idi ki, ben bir tarafa uçtum, kılıcım bir tarafa.

Askerler şaşırmışlardı. Biri sordu?

- Peki kimmiş o sana vuran?

- Peygamberimize vahiy getiren melek; Cebrail.

Askerleri bir kaynaşmadır sardı:

- Ya Avres! Demin dilin mi sürçtü? "Peygamberimiz" dedin.

Hazreti Avres, oturduğu taşın üzerinde ayağa kalktı...başı sanki bulutlara değiyordu...bir ân orda olanları süzdü ve konuşmaya başladı:

- Ben, elhamdülillah, Müslüman oldum. Siz de Müslüman olun..O ne diyorsa doğruyu söylüyor.

Hazreti Avres'in yüzü ışıl ışıl..

...

Salebeoğulları ve Muhariboğullarından nasibi olanlar imana geldiler.. Böylece Efendimizin Hazreti Avres'i niçin tekrar müşriklerin arasına gönderdiği anlaşılıyordu. İman etmeyenlerse O'na bir şey diyemediler. Zira acı kuvveti imanla nakışlanan bu Müslümana şimdi hepten karşı duramazlardı.
 

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.