İbadete ve hizmete engel olana nasıl davranmalı?

Tarih: 14.09.2026 - 12:16 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bazı kardeşler, ailelerinin ibadetlerine veya hizmetlerine mâni olduklarından şikâyet ediyorlar. Böyle bir durumda anne-babaya karşı nasıl davranmalı? Susulduğunda karşı taraf daha da ileri gidebiliyor; sert cevap verilse “öf” bile dememe hükmü çiğnenmiş oluyor. Peki nasıl bir denge kurulmalı? Eğer Allah bir hizmeti murat etmişse hiç kimsenin gerçek anlamda mâni olamayacağı da düşünülür. Bu durumda her zaman susmak mı gerekir? Aileden olmayan biri ibadete veya hizmete mâni olmaya çalışırsa nasıl tepki verilmeli? Ne zaman Hz. Ömer (r.a.) gibi sert olunabilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle meselenin temelini doğru ortaya koymak gerekir. Anne-babaya saygılı olmakla, onların her söylediğini yapmak aynı şey değildir. Aynı şekilde yumuşak davranmakla tamamen susmak, hakkını ve sorumluluğunu savunmamak da aynı şey değildir.

Burada önemli olan hem Allah’ın hukukunu hem anne-babanın hakkını hem de kişinin kendi sorumluluğunu birlikte gözetebilmektir.

1. Anne-babaya saygı duymayı doğru anlamalıyız

Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak, anne-babaya iyilik etmeyi emretmiş ve özellikle yaşlandıklarında onlara karşı kötü söz söylemeyi yasaklamıştır:

“Rabbin, yalnız kendisine ibadet etmenizi ve anne-babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara ‘öf!’ bile deme; onları azarlama; onlara güzel söz söyle.”

“Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve ‘Rabbim! Onlar beni küçükken nasıl şefkatle yetiştirdilerse, Sen de onlara merhamet et.’ de.” (İsrâ, 17/23-24)

Buradaki temel ölçü şudur: Anne-babaya iyi davranmak, onları rencide etmemek, azarlamamak, küçümsememek ve güzel söz söylemektir. Fakat bu, onların her söylediğini yapmak veya yanlış gördüğümüz her konuda hiçbir şey söylememek anlamına gelmez.

Nitekim Allah’a isyan olan bir konuda anne-babaya itaat edilmez. Kur’an-ı Kerim’de, anne-babanın Allah’a ortak koşmaya zorlaması hâlinde onlara itaat edilmemesi emredilir; ancak buna rağmen dünyada onlarla güzel geçinilmesi istenir. (Lokman, 31/15)

Dolayısıyla anne-babaya itaat ile anne-babaya saygı birbirinden ayrılmalıdır. Bir konuda onların istediğini yapmamak mümkün olabilir; fakat bunu yaparken onlara karşı saygısız, kırıcı veya hakaret edici bir üslup kullanmak caiz değildir.

2. Susmak her zaman saygı değildir

Burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekir: Saygı göstermek, her zaman susmak anlamına gelmez.

İnsan, özellikle ibadetleri ve dinî sorumlulukları konusunda, doğru bildiğini güzel bir üslupla ifade edebilir. Anne-babasına, “Ben bunu dinî bir sorumluluk olarak görüyorum ve yerine getirmek istiyorum.” diyebilir.

Ancak bunu söylerken karşısındaki kişinin anne veya babası olduğunu unutmamalıdır. “Siz benim ibadetlerime karışamazsınız, benim hayatım, istediğimi yaparım.” gibi onları rencide edecek ve çatışmayı büyütecek ifadeler yerine, kararlı fakat saygılı bir dil kullanılmalıdır.

Mesela:

“Anneciğim, sizin beni düşündüğünüzü biliyorum. Fakat bu konu benim için dinî bir sorumluluk. Size karşı gelmek istemiyorum; ancak bunu yerine getirmem gerektiğine inanıyorum. Ben ibadetimi yaparken veya dinî hizmetimle meşgul olurken bana yardımcı olmanızı istiyorum.”

Böyle bir ifade hem kişinin kendi sorumluluğunu korumasına hem de anne-babasını rencide etmemesine yardımcı olur.

3. Anne-babanın engellemesi ile kötülük yapması aynı şey değildir

Bazen anne-baba çocuklarının ibadetine veya dinî hizmetine karşı çıkabilir. Fakat bunu düşmanlıkla değil, yanlış bir şefkat anlayışıyla yapabilir.

Mesela çocuğunun ders çalışmasını isteyen bir anne, onun dinî bir hizmete gitmesine karşı çıkabilir. Burada annenin maksadı çocuğunu dinden uzaklaştırmak değil, onun geleceğini güvence altına almaktır. Fakat kullandığı yöntem yanlış olabilir.

Bu durumda çocuk da anne-babasını düşman gibi görmemelidir.

“Beni Allah yolundan uzaklaştırıyorlar, demek ki bana düşmanlar.” şeklinde düşünmek yerine, onların niyetini anlamaya çalışmalı; fakat aynı zamanda kendi dinî sorumluluğunu da ihmal etmemelidir.

Dolayısıyla yapılması gereken, çatışmayı büyütmek değil; mümkün olduğu kadar onları ikna etmek, uygun bir zaman seçmek, güzel bir üslupla konuşmak ve kendi sorumluluklarını da yerine getirmektir.

4. “Allah bir hizmeti murat etmişse kimse engel olamaz.” sözü nasıl anlaşılmalı?

Bu sözün doğru bir yönü vardır. Allah’ın dilemediği hiçbir şey gerçekleşmez. Bir hayrın gerçekleşmesini Allah Teâlâ murat etmişse, insanların engellemesi Allah’ın iradesini boşa çıkaramaz.

Ancak bu, “Madem Allah bunu murat etti, hiçbir engelle karşılaşmam.” anlamına gelmez.

Dünya imtihan dünyasıdır. Peygamberler dahi çeşitli engellerle karşılaşmış, eziyet görmüş ve mücadele etmişlerdir. Dolayısıyla hayırlı bir hizmetin önüne engeller çıkması, o hizmetin Allah katında değersiz olduğunu göstermez.

Bazen engeller de imtihanın bir parçasıdır. Kişinin sabrı, ihlası, hikmeti ve kararlılığı bu vesileyle ortaya çıkar.

Bu sebeple karşımıza bir engel çıktığında “Demek ki Allah bunu istemiyor.” şeklinde hemen hüküm vermek de, “Allah bunu kesinlikle murat etti, o hâlde ne pahasına olursa olsun devam etmeliyim.” diyerek bütün diğer sorumlulukları ihmal etmek de doğru değildir.

5. İbadet konusunda kararlı, anne-babaya karşı ise yumuşak olunmalıdır

Burada en güzel denge şudur:

İbadetten vazgeçmeyin; fakat anne-babanızı da kırmayın.

Dinî sorumluluğunuzu yerine getirmeye çalışın; fakat bunu anne-babanıza karşı bir meydan okuma hâline getirmeyin.

Onların yanlış bulduğu bir konuda doğru bildiğinizi anlatın; fakat hakaret etmeyin, sesinizi yükseltmeyin ve onları küçümsemeyin.

Bazen bir meseleyi anlatmanın en güzel yolu tartışmak değil, güzel ahlâkımızı göstermektir. Çocuk ibadetlerini yerine getiriyor, fakat aynı zamanda anne-babasına karşı daha merhametli, daha anlayışlı ve daha hizmetkâr hâle geliyorsa, bu durum zamanla anne-babanın da bakışını değiştirebilir.

6. Aile dışından biri engel oluyorsa

Aileden olmayan birinin, kişinin ibadetine veya dinî sorumluluklarına müdahalesi söz konusu olduğunda, anne-babaya karşı gösterilmesi gereken özel hassasiyet aynı ölçüde söz konusu olmasa da yine de karşı tarafı kırmadan, itici olmadan, hakaret etmeden ve kavga çıkarmadan; nazik, nezih ve tatlı bir dille konuşulabilir.

Mesela şöyle denilebilir:

“Teyze, amca, sizin düşüncenize bir şey demiyorum; elbette böyle düşünebilirsiniz. Fakat bu, benim dinî sorumluluğumdur. Bu konuda kararımı vermiş bulunuyorum. Lütfen ibadetlerime müdahale etmeyin.”

Burada kararlılık ile sertlik birbirinden ayrılmalıdır. Kararlı olmak, karşısındakini kırmak, azarlamak veya kaba davranmak değildir. İnsan, sesini yükseltmeden de düşüncesini açıkça ortaya koyabilir ve gerektiğinde çok net bir şekilde “Hayır.” diyebilir.

7. Ne zaman sert olunabilir?

Hz. Ömer (r.a.) gibi olmak meselesini de doğru anlamak gerekir. İslam’da asıl olan öfkeyle hareket etmek veya insanlara karşı sertleşmek değildir. Hz. Ömer’in (r.a.) bazı durumlarda gösterdiği celadet, nefsî bir öfke veya kaba kuvvet değil; hak karşısındaki kararlılık ve Allah’ın hukukunu koruma hassasiyetiydi.

Bu sebeple “Ne zaman Hz. Ömer gibi sert olmalıyım?” sorusundan önce “Bu sertlik Allah için mi, yoksa nefsim için mi?” diye sormak gerekir.

Bir kimse bize engel olduğunda öfkelenip sertleşmek kolaydır. Asıl marifet ise hakkı savunurken nefsin öfkesine kapılmamaktır.

Dolayısıyla çoğu durumda ihtiyaç duyulan şey sertlik değil, kararlılıktır.

Şunu söyleyebilmek gerekir:

“Ben sizinle kavga etmek istemiyorum. Size karşı saygısızlık etmek de istemiyorum. Fakat bu benim dinî sorumluluğumdur ve bunu yerine getirmeye çalışacağım.”

Bu cümle, bazen bağırmaktan çok daha güçlü bir duruş ortaya koyar.

Sonuç olarak; anne-babaya itaat, Allah’a itaatin önüne geçirilemez. Fakat Allah’a itaat edeceğim diye anne-babanın hakkı da ihmal edilemez. Mümin, dinî sorumluluklarında kararlı; anne-babasına karşı ise merhametli, sabırlı ve güzel sözlü olmalıdır.

Her zaman susmak gerekmediği gibi, her zaman sertleşmek de gerekmez. En güzel yol; hakkı terk etmeden üslubu güzelleştirmek, gerektiğinde sınır koymak, fakat bunu kırmadan ve rencide etmeden yapmaktır.

Unutulmamalıdır ki, bazen bir insanı ikna eden şey söylediğimiz sözlerin sertliği değil, o sözleri söylerken gösterdiğimiz güzel ahlâktır. Müminin gücü sadece “hayır” diyebilmesinde değil, gerektiğinde bunu kırmadan ve hikmetle söyleyebilmesindedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun