Türkiye'de evrim ve yaratılışın seyri nasıl olmuştur?

Tarih: 29.04.2026 - 13:17 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kâinatın ve insanın yaratılışı, ilk insandan itibaren hep insanlığın üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi olmuştur. Bu mesele Semavî kitapların beyanı

yanında, tamamen akla ve ilme dayalı olarak da değerlendirilmiştir.

Dünyada evrim ve yaratılış düşüncesi muhtelif devreler geçirmiştir. Türkiye ve İslâm dünyası da bu düşünce akımlarından farklı şekillerde etkilenmiştir.

Evrim ve yaratılış konusundaki görüş ve düşünceleri birkaç devreye ayırmak mümkündür. Bunlar:

  1. Antikçağ Dönemi: (M.Ö. VIII. yüzyıl- M.S. V. yüzyıl).
  2. Orta Çağ Dönemi: M.S. V. yüzyıldan Rönesans’a kadar (XIV.)
  3. Rönesans’tan Tanzimat Fermanı’na kadar olan (1300-1839) dönem.
  4. Tanzimat Fermanı’ndan 1923’e kadar olan (1839-1923) dönem.
  5. 1923’den 1980’e kadar olan dönem.
  6. 1980’den sonraki dönem.

I-ANTİKÇAĞ DÖNEMİNDE EVRİM VE YARATILIŞ

(M.Ö. VIII. yüzyıl- M.S. V. yüzyıl)

M.Ö. VIII. Yüzyılda başlayıp, M.S. V. yüzyıla kadar devam eden çağ Antik-çağ olarak isimlendirilir. Bu medeniyet; Makedonya, Trakya’nın doğusu, Yunanistan, Anadolu’nun batı kıyıları, Ege adaları ve İtalya’yı içine almaktadır. Bu Çağ, genelde Eski Yunan ve Roma kültürlerine ait felsefeyi yansıtır.

Bilimsel çalışmalar ilk defa Antikçağ’da teorik bir temel üzerine kurulmaya çalışılmıştır. Antikçağ’daki bilim ve felsefe sahasında ulaşılan başarılar ve çalışma-lar, sonraki çağlara tesir etmiştir. Her şeyden önce bu çağ, felsefesindeki soruların çok zengin ve verilen cevapların birbirinden çok farklı oluşuyla dikkati çekmektedir. Antikçağ’da bilimsel çalışmalarla felsefe iç içedir. Bu özellikler, Antikçağ’ı diğer çağlardan büyük oranda ayırmaktadır.

Bu karakterler, Antikçağ’daki düşünce zenginliğini doğurmuştur. Felsefî görüşlerin bilimsel çalışmalarla birlikte olması, farklı bilimlerin ortaya çıkmasına ve geliş-mesine sebep olmuştur. Soruların ve cevaplarının farklılığı da değişik problemlerin tartışma gündemine girmesini sağlamış, bu süreç, verimsiz tartışmalar olarak kalmamış, aksine gelişen bir seyir izlemiştir. Bu gelişim, Aristo ile zirveye ulaşmıştır.1

Antikçağ’da filozofların üzerinde durduğu problem ‘varlık ve oluş’tur. Her türlü fiziksel nesnenin kendinden çıktığı ilk varlık, yani ‘arke’nin araştırılmasıdır. Oluş problemi ise, arke olarak kabul edilebilecek varlıktan fiziksel nesnelerin görünen çeşitliliğinin ne şekilde meydana geldiğinin açıklanmasıdır. Zira arke tek olduğu hâlde fiziksel nesneler birbirinden farklı ve çeşitlidir.

Fiziksel nesnelerin basit gözlemlerle tespit edilebilen özelliklerinden birisi, sürekli değişim içinde olmalarıdır. Her türlü nesne kısa ve uzun zaman içinde farklılaşır, gelişir, olgunlaşır, çürür. Yani, şu ve bu şekilde bir değişiklik geçirir. Her türlü değişikliğin bir düzen içerisinde gerçekleşmiş olması dikkat çekicidir. Bir ağaç hep aynı şekilde çiçek açar, aynı meyveleri verir. Canlılar doğduktan sonra hep aynı safhaları geçirir. Süreklilik ve düzenlilik arz eden bu değişimler, fizikî nesnelerin temel özellikleri olarak alınmıştır

M.Ö. 625’li yıllarda Thales, varlıkların ezelî olduğu görüşünü ileri sürüyordu. Anaximander, M.Ö. 425’de, bütün varlıkların balıktan evrimleştiğini, bunların beslenme kabiliyeti gelişince karadan suya geçtiklerini iddia ediyordu.

Bu çağda bütün varlıkların ateşten meydana geldiği görüşünü Heraklit, toprak, su, ateş ve hava’dan meydana geldiği görüşünü de Empedokles dillendirmişti.

Fizikî nesneler dünyasının açıklanmasında arke olarak birden çok varlığı kabul eden düşünürler atomculardır. Bu görüşün ilk temsilcileri; Demokrit ve Leukip-pos’dur. Demokrit’e göre atomlar, duyu organlarımızla algılanmayacak kadar küçüktür. Sayı itibariyle de sonsuzdur. Atomlar bölünemez parçacıklardır. İlksiz ve sonsuz bir hareket içindedirler. Demokrit kâinatın işleyişini mekanist bir şekilde atomların hareketleriyle açıklar. Ona göre, bitki ve hayvanlarda ruh vardır. Allah yoktur. Her şey bilinç ve maddî şeylerden meydana gelmektedir2.

M.Ö. IV. yüzyılda düşünce sahasında Aristo yer almıştır. İki bin yıl boyunca filozof denince, ister Doğu’da olsun, ister Batı’da, hep Aristo anlaşılmıştır.

Aristo’ya göre, canlılar mevcut halleriyle kâinattaki son biçimlerini taşırlar. O, kompleks canlıların daha basit canlılardan teşekkül ettiği düşüncesini reddeder.

II-ORTA ÇAĞ DÖNEMİNDE EVRİM VE YARATILIŞ

(M.S. V. Yüzyıl- XIV. Yüzyıl)

Orta Çağ, Yunan-Roma kültüründen sonra başlayan ve Rönesans’a kadar devam eden, yaklaşık bin yıllık uzun bir devreyi içine alır.

Orta Çağ’daki felsefe, temelde Aristo felsefesini esas almıştır. Bunun metot bakımından yapmaya çalıştığı, aklı vahyin doğruluğuna uygulayarak, inanç konuları-nı mümkün olduğu kadar kavranılır ve anlaşılır kılmaktır.

Orta Çağ, düşünce sistemi ve felsefesi bakımından iki gruba ayrılabilir. Birisi Orta Çağ’da Hıristiyan, diğeri de İslâm düşüncesidir.

1-ORTA ÇAĞ’DA HIRİSTİYAN DÜŞÜNCESİNDE EVRİM VE YARATILIŞ

Hıristiyan Orta Çağ felsefesinin temeli dindir ve Rönesans’a kadar yaklaşık bin yıl sürecek olan bu felsefede hâkim din Hıristiyanlıktır.

İslamiyet’in doğuşu ve gelişimi yıllarında sosyal alanda olduğu gibi, bilim sa-hasında da insanlık altın çağını yaşamış ve bu devre Asr-ı Saadet, yani Saadet Asrı ola-rak tarihe geçmiştir.

Orta Çağ Avrupa’sında felsefî yaklaşımlar din eksenli olduğu gibi, belli bir zaman sonra, herkesin Hıristiyan dininin çerçevesinden kâinata bakması istenecek, bu dinde ol-mayan kâinatla ilgili pek çok telâkki ve değerlendirmelerde Aristo felsefesi ve mantığı, din adına kabul edilerek, bu çerçevenin dışında yaklaşımlara hayat hakkı tanınmayacaktır.

Dördüncü asırdan on ikinci asra kadar, Papa’nın fizik ve tıp eğitimini kilise mensuplarına yasaklamasıyla, Batı âleminde bilimsel faaliyetler, XI. asrın sonuna kadar, sekiz asır adeta dondurulmuştur.

2-ORTA ÇAĞ’DA İSLÂM DÜŞÜNCESİNDE EVRİM VE YARATILIŞ

İslamiyet’in doğuşu ve gelişimi yıllarında sosyal alanda olduğu gibi, bilim sa-hasında da insanlık altın çağını yaşamış ve bu devre Asr-ı Saadet, yani Saadet Asrı olarak tarihe geçmiştir.

Bu devirde yaratılış bilim sahasında en geniş şekliyle ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Özellikle tıp, matematik ve astronomi sahasında çok değerli bilgiler ve eserler ortaya konmuştur. İslâm âlemindeki bu ilmî çalışmaların, Avrupa’nın içine düştüğü skolastik bataklığından kurtulmasında çok büyük rolü olmuştur.

Tasavvufî bakış açısında, tıpkı bir ağacın bütün programının bil kuvve çekirdeğinde mevcut olduğu gibi, İlk Akıl’da da bütün akıllar, felekler, yıldızlar, unsurlar, madenler, bitkiler ve hayvanların özellikleri potansiyel olarak mevcuttur.

Kelam âlimleri ise, akıl yoluyla İslâm inançlarını savunmuşlardır. Ele aldıkları konuların başında; İlâhi irade, insan iradesi ve hürriyeti ile kader yer alır. Kelamcıların gerek İslâmiyet ile ve gerekse bazı felsefe konularına ait görüşleri, Batılı filozoflar üzerinde çok uzun süre etkili olmuştur.

Selçuklular ve Osmanlılar devrinde yaratılış konusu yaklaşık bin yıl, o zamanın eğitim müesseselerinde genelde İslâmî açıdan nazara verilmiştir.

Selçuklular ve Osmanlılar devrinde yaratılış konusu yaklaşık bin yıl, o zamanın eğitim müesseselerinde genelde İslâmî açıdan nazara verilmiştir. Kâinat Allah’ın bir kitabı olarak kabul edilmiş, her bir varlığın dünyaya gelişi ve dünyadan gidişi, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcının eseri olarak ele alınmıştır.

İslâm âleminde bir grup düşünür de Aristo felsefesini savunmuştur. Bunlar, Meşşâî düşünce akımını meydana getirmiştir. Bu düşünce sisteminde, akıl ve mantık çıkış noktası olarak alınmaktadır. Bu grup, Antikçağ felsefecilerinden olan Aristo, Eflatun ve Plotinus’tan etkilenmişlerdir. Bu ekol, temel meselelerde İslâm’a dayanmakla birlikte, metot olarak Aristoculuğu seçmiş, bazı meselelerin açıklamasında ve yorumunda Ehl-i Sünnet itikadına aykırı görüşler ileri sürmüştür. Bu mektebin önde gelen düşünürleri; El-Kindi, Ahmet el Serahsi, Farabi, İbn Miskeveyh, İbn Sina, İbn Bacce, İbn Rüşt ve Nasireddin Tusi’dir.

İbn Rüşt, Batı’da Orta Çağ’ın en büyük filozofu kabul edilir. Hıristiyan Orta Çağ’ı, tıp ilmini papazlara yasaklamışken, O, anatomi ilmiyle uğraşmanın, Allah’a imanı arttıracağını belirtmiştir.

İbn Rüşt’e göre, âleme ilk hareketi Allah vermiştir. Allah âlemin nazımıdır ve bütün sebeplerin sahibidir.

İbn Sina (980-1037), Feyz Teorisi ile Allah’ın varlıkları bir feyz ile derece derece meydana getirdiğini belirtmiştir. Bu teoriye göre, ilk Bir, Vacibu’l Vücud olan Allah’ın var olması zaruridir. O, cisim değildir ve bir kuvve olarak da tanımlanamaz.

Ondan ilk çıkan akıldır. Bu akıl, zat ve sayı bakımından birdir. Akıldan da nefis çıkar. Bundan da cisim hâsıl olur.

Bîrûnî (973-1051), Aslen Türktür. Matematik, fizik, astronomi, felsefe ve eczacılık gibi dallarda 180’e yakın eser vermiştir. O da kâinatın yok iken (Yoktan) yara-tıldığını kabul eder ve yaratılışı, Allah’ın hür iradesinin bir eseri olarak görür. Bîrûnî;

“İnsan, köpeklikten domuzluğa, sonra maymunluğa yükselerek insanlaşacak şekilde kendi nevilerinden yükselerek insanlığa ulaşmadı“ der.

Canlı ve cansız âlemdeki gelişim ve farklılaşmalara, İslâm dünyasında doku-zuncu yüzyıldan itibaren dikkat çekilmiştir. Bu asırda, İslâm düşünürlerinden bazı-ları, varlıkların ortaya çıkışı ve günümüze ulaşmasıyla ilgili değişime dayanan bir yaratılış görüşünü ileriye sürmüşlerdir. Bunların başında; Nazzâm, İbn Haldun, İbn Tufeyl, Ihvân us-Safâ, Biruni, İbn Miskeveyh ve Câhız gelir.

III-RÖNESANS’TAN TANZİMAT FERMANI’NA KADAR OLAN DÖNEMDE EVRİM VE YARATILIŞ

(XIV-XIX yüzyıl;1300-1839)

Rönesans’ın kelime manası, “Yeniden doğuş”tur, Antikçağ üzerindeki incelemelerin yeniden ele alınması ve yenilenmesidir. Rönesans, bir bakıma Avrupa kültürleri arasında geçiş dönemidir. Orta Çağ ile Yeni Çağ’ın arasında bir dönemi kapsar.

Aydınlanma Çağı ile birlikte, bütün dünyada düşünceye pozitivizmin gölgesinde materyalist felsefe egemen olmuştur. Biyoloji felsefesi, Evrim Teorisi ile bu Çağa damgasını vurmuştur.

XIV. asırda başlayan Rönesans, XVII. asrın ortalarında, modern bilimin doğuşu kabul edilen Newton’un çalışmasına kadar, yaklaşık üç asır devam etmiştir. Bilimsel metot bakımından Newton’un çalışmaları, yeni bir dönemin başı, Rönesans’ın ise sonu olarak alınmıştır. Çünkü Newton’la birlikte günümüz anlamında bir fizik sistemi kurulmuş ve yeni bir felsefî anlayış ortaya çıkmıştır.

Orta Çağ felsefesinin ana teması din idi. Felsefeye düşen görev, kilisenin öğretilerini desteklemekti.

Hâlbuki Rönesans’ta çok seslilik egemendir. Artık doğruya ulaştıran yol bir değildir. Bu devrede, Antikçağ’da olduğu gibi, insan ve kâinata ilişkin bütün prob-lemler ele alınır. Bunları çözmek için türlü yollar denenir. Ancak, bütün bu farklı yaklaşımda olanlar, Skolastik metod ve anlayışa karşı olmakta birleşirler. Hepsi de Skolastiği reddetmede elbirliği içindedirler. Bilim ve felsefe, Rönesans’ta Kilisenin otoritesine karşı ayaklanınca, Aristo düşüncesinden de kurtulmak istemiştir.

Felsefî açıdan bakıldığı zaman, Antikçağ’dan beri süre gelen Varlık prob-lemiya da Varoluş yerini, bilginin mahiyeti, kaynağı, değeri ve özelliklerinin ele alındığı Bilgi problemine bırakmıştır. Artık Rönesans ve Yeni Çağ’ı içine alan bu ortak problemin adı Bilgi problemidir. Gerçi Rönesans ile varlık problemi ortadan kalkmış değildir. Ancak, bilimsel çalışmalar asıl gaye olmuş, böylece önceliği bilgi problemi almıştır.

On sekizinci yüz yıl felsefesine, Aydınlanma felsefesi, bu döneme de Aydınlanma Çağı adı verilir. Burada aydınlanan insan, aydınlatılması istenen de insan hayatının mânâ ve düzenidir.

Aydınlanma Çağı ile birlikte, bütün dünyada düşünceye pozitivizmin gölgesinde materyalist felsefe egemen olmuştur. Biyoloji felsefesi, Evrim Teorisi ile bu Çağ’a damgasını vurmuştur.

Bu devredeki ateist düşünce ve pozitivist felsefeye dayalı düşünce ve teorilerin bilgi seviyesinde kaldığı, Türkiye’deki eğitim kurumlarına henüz intikal etmediği anlaşılıyor.

IV-TANZİMAT FERMANI’NDAN 1923’E KADAR OLAN DÖNEMDE EVRİM VE YARATILIŞ (1839-1923)

Tanzimat Fermanı’ndan (1839) itibaren 1923 yılına kadar olan yaklaşık yüz yıllık süreye dördüncü devre denebilir. Avrupa’da 1789 Fransız İhtilalı ile Hıristiyanlığın Yaratıcı ve İlah anlayışı bilim sahasından çekiliyor ve yerini pozitivist felsefenin düşünce sistemi tabiat ve tesadüf alıyor. Bizde bunun yansıması genelde Tanzimat Fermanı’ndan sonradır.

On dokuzuncu yüzyıl Avrupasında pozitivist felsefeye dayalı ateizm ve evrim düşüncesi hâkimdir. Bu asrın başlarında Lamarck’ın Zooloji Felsefesi ile asrın ortalarında Darwin’in Türlerin Kökeni kitabı Avrupa’nın gündemindedir.

Bu asrın ortalarından itibaren Avrupa’ya eğitim için Türkiye’den gönderilen öğrenciler, bu pozitif felsefe tartışmalarının etkisinde kalmıştır. Bu felsefede yaratılış sorgulanmakta, bir Yaratıcının ve ahiret hayatının varlığı inkâr edilmektedir. Yurt dışından dönen bu aydınlar, başta Tıp ve Veteriner Fakülteleri olmak üzere, Öğretmen okulları gibi eğitim kurumlarında da görev alarak bu felsefeyi yaymaya başlamışlardır. Ayrıca, Türkiye’deki eğitim müesseselerinde görev alan bazı yabancı eğitimcile-rin de bu inkârcı pozitivist felsefenin yerleşmesinde önemli rolleri olmuştur.

V- 1923’DEN 1980’E KADAR OLAN DÖNEMDE EVRİM VE YARATILIŞ

Bu devre, 1923’den 1980’e kadar bir dönem olarak ele alınabilir. 1923’ten sonra Osmanlı Medreseleri kapatılarak tamamen Batı eğitim sistemi benimsenmiştir. Bu sistemde bir Yaratıcının varlığı devreden çıkarılmakta, O’nun yerine, varlıkların yaratılışı sebeplere, tabiata veya tesadüfe verilmektedir.

Bu devrede Türk Yükseköğretiminin şekillendirilmesinde Yahudi asıllı bilim insanlarının büyük rolü olmuştur. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında, yani 1940-1950’li yıllarda Almanya’dan sınır dışı edilen Yahudi asıllı profesörler Türkiye tarafından kabul edilmiştir. Bunların bazıları İstanbul Üniversitesi’ne yerleştirilmiş, bazıları da Ankara Üniversitesini kurmak üzere görevlendirilmiş ve 1946 yılında Ankara Üniversitesi kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda kurulan üniversiteler de bu inkârcı pozitivist ruhla büyük oranda şekillendirilmiştir.

İnsanın özel yaratıldığı ve kâinatın meydana gelişinin tabiatın eseri olamayaağı zaman zaman bazı İslâm düşünürleri ve bilim insanları tarafından dile getirilse de, bu görüş ve düşünceler gerek ortaöğretimde ve gerekse yükseköğretimde, kabul görmemiştir. Bu konuda hep Batı âleminin ne düşündüğüne bakılması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

VI-1980’DEN SONRAKİ DÖNEMDE EVRİM VE YARATILIŞ

1980’li yıllar yaratılışı savunan görüş ve düşüncelerin sesinin daha berrak ve gür çıktığı yıllardır. Özellikle 1985 yılında Vehbi Dinçerler’in kısa dönemlik Millî Eğitim Bakanlığı devresi, evrim ve yaratılış görüşlerinde adeta bir milat, bir dönüm noktası olmuştur. Bunun iyi anlaşılabilmesi için, o günkü ortaöğretim eğitiminde evrim görüşünün nasıl ve hangi oranda takdim edildiğine, daha sonra ise hangi seviyeye geldiğine bakmak genel bir fikir verecektir.

1-BİYOLOJİ KİTAPLARI İLE İLGİLİ RAPOR

1985 yılında Millî Eğitim Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler idi. Özal Başbakan, Kenan Evren de Cumhurbaşkanıydı. O zaman Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde idim. Millî Eğitim Bakanlığı’nın kitapları değiştireceği söylentisi vardı. Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler’e, Ortaöğretim biyoloji kitaplarında değişiklik yapılacaksa, evrim konusunun dikkate alınması gerektiğini, zira bu konunun tek taraflı işlendiğini ve özellikle insanın yaratılışının ateist bir düşüncede verildiğini belirten kısa bir mektup yazdık. Mektubu Tıp Fakültesinden Biyokimya Anabilim Dalından Prof. Dr. Münip Yeğin, Fen-Edebiyat Fakültesi biyokimya bölümünden Doç. Edip Keha da imzaladı. Buna, liselerde okutulan biyoloji kitapları ile ilgili iki sayfalık rapor da eklendi.

Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı’na gönderilen 31 Ocak 1985 tarihli mektup.

Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı’na gönderilen 31 Ocak 1985 tarihli mektup.

Sayın 31.1.1985

Vehbi Dinçerler ERZURUM

Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı, ANKARA

İnsanın maymundan evrimleşme yoluyla meydana geldiğine dair tatmin edici bir delil bulunmamasına rağmen, sadece tahmini ve hayal mahsulü olan hipotezlerini bir kanun gibi takdim ediyorlar. Bundan maksatları, genç dimağlara, ilimle dinin çatıştığı imajını yerleştirmekten ibarettir. Aslında çatışan ilimle din değil, hayal ile dindir.

Geçmiş yıllarda Millî Eğitim Bakanlığınca tercüme edilen ders kitaplarında bu kasıtlı ve menfi ruhun hâkim olduğunu geniş çapta görmekteyiz. Hâlbuki evrim inancı, gerek Amerika ve gerekse Avrupa’da, artık yeni boyutlar kazanmış, evrim teorisine ilim adamlarınca büyük hücumlar başlamıştır. Hal böyle olunca, tartışmalı ve çoğu zaman polemik konusu yapılan bir teoriyi, gençlere kanun gibi tatbik etmek, en azından tarafsız ilim anlayışıyla asala bağdaşamaz.

Konuyu daha müşahhas hale getirmek için, Bakanlıkça bastırılmış ve hâlen liselerde okutulan iki ders kitabından bazı örnekleri ekte takdim ediyoruz.

Arz etmeye çalıştığımız bu kitaplar her yıl, yüzlerce genç dimağı tahrip etmektedir. Durumun ıslahı ile memleket ve millete büyük bir hizmet verilmiş olacağı kanaatindeyiz.

Böyle bir tanzim ve tadilatta, bizlere düşecek görevi, memnuniyetle yerine getirmeye çalışacağımızın bilinmesini ister, bu vesileyle en derin selâm ve hürmetlerimizi arz ederiz.

Prof. Dr. Münip YEĞİN

Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı

Muhretem Bakanımız,

Millî Eğitimin özüne dönük olumlu çalışmalarınızdan dolayı sizi tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyoruz.

Prof. Dr. Münip YEĞİN

Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı

Muhretem Bakanımız,

Millî Eğitimin özüne dönük olumlu çalışmalarınızdan dolayı sizi tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyoruz.

Doç. Dr. Âdem TATLI Eğitim Fakültesi, Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı

Doç. Dr. E. Edip KEHA

Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı

Doç. Dr. Âdem TATLI Eğitim Fakültesi, Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı

Atatürk Üniversitesi öğretim üyeleri olarak bizler, liselerde okutulan Biyoloji Ders Kitapları ile akalı birkaç hususu, zat-ı âlinize iletmeyi kendimize vicdanî bir görev saydık.

Muhtelif vesilelerle belirtmiş olduğunuz üzere, bir milletin geleceği, gençle-rine vereceği eğitime bağlıdır. Bunun idrakinde olan şer kuvvetler, gençlerimizi ma-teryalist ve dinsiz yetiştirmek için her türlü gayreti göstermekte ve bu vadide biyoloji ilminden büyük oranda istifade etmektedirler.

Bu çevreler biyoloji kitaplarında, kâinatta meydana gelen hadiseleri tesadüf ve tabiata bağlamak suretiyle bütün canlıların ve bilhassa insanın tesadüfen ve diğer canlıların evrimleşmesiyle ortaya çıktığını, kasıtlı olarak ve ısrarla tekrarlamaktadır.

Bizim 31 Ocak 1985 tarihli bu mektubumuza Millî Eğitim Gençlik ve Spor

Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler tarafından 6 Şubat 1985 tarihli teşekkür yazısında konunun inceletileceği bildiriyordu.

Mektuba eklenen ve liselerde okutulan Genel Biyoloji kitaplarıyla ilgili örneklerden bazıları şöyleydi:

Ek-1

Örnek I: Genel Biyoloji Millî Eğitim Ders Kitabı Yazarı: Claude A. Ville.

Tercüme: Prof. Dr. Nihat Şişli, Prof. Dr. Nihat Bozcuk, Prof. Dr. Suna Bozcuk.

Baskı tarihi: 1979

Bu kitapta aşağıdaki hususlar dikkat çekmektedir:

  1. Bu kitap evrim ve tesadüf üzerine bina edilmiştir.
  2. Bu kitapta uydurukça kelime çok kullanılmıştır.
  3. Tercümede uzun ve anlaşılması güç cümleler fazlaca mevcuttur. Bu kitaptan bazı pasajlar takdim edelim:

Sahife 10:

“O zaman atmosferdeki ve denizlerdeki durumlar da bugünkünden çok farklıy-dı ve canlıların kendiliğinden oluşması olanağı vardı değil, büyük bir olasılıkla bu olmuştur diyebiliriz.”

Sahife 705:

“Küçük populasyonların çoğalmasında gelecek kuşağın kalıtsal bileşimini tayin etmede şans tek başına büyük rol oynar.”

Sahife 715:

“Moleküller arası çekme güçleri ve bazı moleküllerin sıvı kristaller yapma eğilimi, büyük karmaşık moleküllerin kendiliğinden oluşma yollarını açıklamaktadır.”

Sahife 716:

“Bir kez basit yapılı bir ototrof (yeşil bitki) evrimleşince, bugün dünyada yaşayan korkunç bir çeşitlilik gösteren bitki, bakteri, mantar ve hayvanların evrimleşme yolu açılmıştır.”

Sahife 716:

“Yeni türler yaşamakta olan en ileri ve özelleşmiş formlardan çok basit, özel-leşmemiş formlardan evrimleşir.”

Sahife 759:

“Maymun adamdan başlayarak evrim süreci içinde boyca büyük bir artış olmamış ancak vücut çatısı daha hafifleşmiştir. Şimdi tam anlamıyla dik durmakta… Böylece ağaç üzerinde tek tek bulunma şeklindeki atasal yaşamdan, yerde yaşayan uygar insan yaşamına geçiş tamamlanmıştır.”

Muğlak cümlelerden bir tanesi:

Sahife 709:

“Bir populasyonda, doğal seçme sürecinin en yüksek uyum değerini veren özelliği tayin eden allel çifti bakımından tamamen homoloğ bireylerin oluşturduğu bir populasyonu meydana getireceğini bekleyebilirsiniz. Bazı evrimci hatlarında bu, gerçekten görülmekle beraber, diferansiyel üreme olasılığı karşısında olanaksızdır.”

Adı geçen kitapta evrime dört bölüm tahsis edilmiş olması gayet manidardır.

Bölüm 32: Evrimin İlke ve Teorileri: 701-718.

Bölüm 33: Evrimin fosil kanıtları: 719-735.

Bölüm 34: Evrimin kanıtları: 738-745.

Bölüm 35: İnsanın evrimi:746-767.

Örnek II: Modern Biyoloji Millî Eğitim Ders Kitabı

Hazırlayanlar: Prof. Dr. Sevinç Karol, Prof. Dr. Özden İnceoğlu, Prof. Dr.

Cevat Ayvalı.

Baskı tarihi: 1979.

Bu kitapta da evrime geniş yer verilmiş ve bu teori bir kanun şeklinde takdim edilmiştir.

Sahife 424:

“İnsanın bilinen en eski atası, Afrika ve Hindistan’da bulunmuş olan çene ve diş fosillerinden tanınan Ramapithecus (Kuyruksuz maymun)’dur.”

Sahife 427:

“… Australopithecus robustus büyümemiştir. Günümüzün bitkilerle beslenen gorilleri gibi soyu tükeninceye kadar değişmeden kalmıştır. İnsanın büyük amcası olarak düşünülebilir. Australopithecus africanus (Afrika maymunu) zamanla değiş-meye devam etmiş ve sonunda insansı olmuştur. Böylece en eski büyük babamızdır.

Kitapta evrimle ilgili iki bölüm yer almaktadır:

  1. Evrimin anlamı ve kanıtları: 74-91.
  2. İnsanın evrimi: 421-440.

2-EVRİM TARTIŞMASINI BAŞLATAN RAPOR

5 Mart 1985 Pazartesi günü Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakan’ın müşaviri aradı. Bakan Beyin, evrimin lehinde ve aleyhinde, Rusya ve Amerika da dâhil olmak üzere bütün dünyadaki görüşleri ihtiva eden bir raporu bir hafta içerisinde hazırlamamızı istediğini belirtti.

Ben şöyle düşündüm: Bakan bunu der, bir hafta sonra unutur, aradan birkaç ay geçer, bir daha ya sorar, ya sormaz. Bu yüzden çok önemsemedim.

Bakan Müşaviri Çarşamba günü bir daha aradı: Bakan Bey, çalışmanızın ne safhada olduğunu soruyor dedi. Bakan’ın işi ciddiye aldığını anladık. Hafta sonuna kadar 45 sayfalık bir rapor hazırladık ve hafta sonu 9 Mart 1985 tarihinde raporu postaya verdik.

Pazartesi günü Bakan Müşaviri tekrar aradı: Bakan Bey bu çalışmanızı beğendi, buna bir önsöz yazıp 10.000 adet bastırmak istiyor, müsaadeniz var mı? dedi. Biz de bu konudan çok memnuniyet duyacağımızı ve teşekkürümüzü beyan ettik.

Bakan Bey bu rapora bir önsöz ekleyerek, Evrim Raporuadı altında bastırttı ve bütün Ortaöğretim biyoloji ve fen bilgisi öğretmenlerine göndertti. Bir de yazı ekletti. Bütün ortaöğretim Fen Bilgisi ve Biyoloji öğretmenlerinden bunun hakkında rapor yazmalarını istedi.

Burada tahdis-i nimet kabilinden bir hususu da belirtmek isterim. 1984 yılında Fosiller ve Evrimadı altında İngilizceden bir kitap tercüme etmiştim. Bu kitapta, bütün dünyadaki evrimcilerin kendi dillerinden evrim meselesinin ciddi bir dayanağı olmadığı, eldeki fosillerin türlerin birbirinden meydana geldiği iddiasını doğrulama-dığı ve üstelik bu konu ile ilgili fosillerin hemen hepsinin, bu iddiayı doğrulamak için uydurulduğu, delilleriyle anlatılıyordu. İşte istenen raporun kısa sürede hazırlanmasında bu kitabın büyük faydası oldu.

Zamanın Millî Eğitim Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler Beyefendi, evrim konusunu gündemine almıştı. Nisan ayında Bakanlıkta, Bakanlık personeline evrim hak-kında panel tarzında açık oturum düzenleneceği, bu konuda kim ne söylemek istiyorsa gelip tebliğ sunması, bütün üniversitelere yazı ile bildirilmiş.

Biz Atatürk Üniversitesi’nden 5-6 tebliğ hazırladık. Benimki Fosiller hakkında idi. Doç. Dr. İsmet Hasenekoğlu’nun tebliği Mutasyonlar ve Evrimle ilgili idi. Doç. Dr. Cafer Marangoz, Doç. Dr. Edip Keha birer tebliğ hazırlamışlardı. Prof. Dr. Münip Yeğin hoca da genel bir değerlendirme yapacaktı.

Toplantı tarihinden bir gün önce Ankara’ya geldik. Bakan Beyle görüşmek için Millî Eğitim Bakanlığına gittik. Akşam vakti oldu. Bakan Bey geç vakit geldi.

Tanışmadan sonra, gecikme sebebini anlattı. Meclis’te evrim raporu ile ilgili soru önergesi verilmiş. Evrim raporunu kimlerin hazırladığı sorulmuş. Biz raporun takdiminde üç isim yazmıştık. Nasıl olmuşsa, o isimler matbaada konmamış. Bakan Bey, bu broşürün bilim adamları tarafından hazırlandığından bahisle, bu konunun bütün dünyada tartışmalı bir mesele olduğunu, bir kanun şeklinde algılanmaması gerektiğini belirtmiş.

Bütün üniversitelere sempozyuma davet yazısı yazıldığını, onlardan iştirak eden olmadığını ifade etti.

Bir Değil, Bin Vehbi Koltuğu Feda Olsun

Ertesi gün için neler yapılması gerektiği değerlendirildi. Bizim neler hazırladı-ğımızı sordu. O arada ben şöyle bir ifade kullandım:

“Sayın Bakanım! Bu evrim meselesi dinsizliğin üçayağından birisidir. Birisi Freudizm, birisi Marksizm, birisi de Darwinizm’dir. Siz bu üçayaklı masanın ayaklarından birini kaldırmaya çalışıyorsunuz. Korkarım bu sizin koltuğunuzu götürür. Darwinizmin arkasında dünya çapında çok kuvvetli bir güç var. Öyle göründüğü gibi, sıradan bir teori değildir.”

Bunun üzerine Bakan Bey şöyle dedi:

-Âdem Hoca, ben omuzumda on beş milyon vatan evladının manevî mesuliyetini taşıyorum. Ben anladım ki, bu mesele ilmî platformundan çıkarılmış, tamamen dinsizliğe alet edilmeye çalışılıyor ve gençleri dinsiz ve imansız yetiştirmek için gayret gösteriyorlar. Bu konunun anlaşılması için bir değil, bin Vehbi koltuğu feda olsun”.

-Dedim ki: Siz bunda muvaffak olursunuz, çünkü bu işe ihlâsla giriyorsunuz.

Konu basın-yayın organlarında haftalarca tartışıldı. Bazısı Bakan’ın yanında yer alarak evrimin aleyhinde yazdı, bazıları da evrimin lehinde.

Evrimle İlgili Kitapların Tercümesi Bize Veriliyor.

“Evolution in Turmail”, “What is Creation Science?”, “Scientific Creatio-nism” adlı kitapların Türkçeye tercümesi, Millî Eğitim Bakanlığının 8 Mayıs 1985 tarihli yazı ile tarafımıza tevdi edildi.

Kitapların tercümesinde görev alanlara ayrı ayrı taahhüt senedi imzalatıldı.

Taahhüt Senedi

İngilizceden Türkçeye çevireceğim bir ciltten ibaret, “Evolution in Turmail”, “What is Creation Science?”, “Scien-tific Creation” adlı tercüme eser üzerindeki her türlü hukuki hakkımı 5846 sayılı fikir hükümleri uyarınca maddî ve manevî hiçbir karşılık almaksızın Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığına devretmeyi, dizgi sırasında provaları bizzat matbaanın tanıyacağı süre içinde tashih edeceğimi, incelenmiş ve uygun gö-rülerek dizgiye verilmiş müsvette üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayacağımı taahhüt ediyorum. 23.05.1985.

Doç. Dr. Âdem Tatlı

Kendilerine kitap tercümesi için Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı tara-fından taahhüt senedini düzenlenenler;

Doç. Dr. Edip Keha, Doç. Dr. Kemal Solak, Yard. Doç. Dr. İsmet Hasenekoğlu, Doç. Dr. Âdem Tatlı, Doç. Dr. Cafer marangoz.

Sayın Adem Tatlı

Arkadaşlarıma yardımcı olmak istiyorum. Onların beyinlerindeki yanlış düşünceleri silmek amacındayım. Onlara bu teorinin yanlışlıklarını bilimsel bir şekilde açıklamak istiyorum…

Sizden bu konu hakkında bana döküman göndermenizi rica ediyorum. Bu konuda en azından okul çapında etkili olursam memnun olacağım. Bu yüzden bana yardım ederseniz sevinirim…”

Erhan Merdanoğlu.

5 FEN/A. Seyranbağları Lisesi, Ankara.

Lise 2. sınıfta olan bu gencimiz, bilim insanlarını senelerdir meşgul eden ve yanlışlığına inandığı bir teoriyi, sadece kendi sınıfına değil, en azından okuldaki bütün öğrencilere anlatmak istiyor.

Böyle bir himmet ve gayret sahibinin hedefine ulaşmasına her hangi bir şey mani olabilir mi? Bence olamaz.

Boşuna söylenmemiş: “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına küçük bir mil-lettir.” Diye. İşte bu sözün manasını lise 2. sınıf öğrencisi Erhan Merdanoğlu’nun mektubunda görüyoruz.

Sanat eserleri kanunu hükümleri uyarınca maddî ve manevî hiçbir karşılık almaksı-zın Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığına devretmeyi, dizgi sırasında provaları bizzat matbaanın tanıyacağı süre içinde tashih edeceğimi, incelenmiş ve uygun gö-rülerek dizgiye verilmiş müsvette üzerinde herhangi bir değişiklik yapmayacağımı taahhüt ediyorum. 23.05.1985.

Doç. Dr. Âdem Tatlı

Kendilerine kitap tercümesi için Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından taahhüt senedini düzenlenenler;

Doç. Dr. Edip Keha, Doç. Dr. Kemal Solak, Yard. Doç. Dr. İsmet Hasenekoğlu, Doç. Dr. Âdem Tatlı, Doç. Dr. Cafer marangoz.

Evrim Teorisi ve Yaratılışla İlgili Bir Mektup

1980 ve 1990’lı yıllarda evrim teorisi ve insanın yaratılışıyla ilgili zaman zaman gelen mektuplarda, daha ziyade evrimin alternatifi görüşlere yer veren yeterli kaynağın olmadığı yönündeydi.

Bunlardan lise 2. sınıf öğrencisi Erhan Merdanoğlu’nun mektubu çok dikkat çekiciydi. Ankara Seyranbağları Fen lisesi 5. sınıf öğrencilerinden Erhan Merdanoğ-lu’nun, evrim hakkında ödevi olduğunu ve bunun için kaynak istediğini belirten 12 Şubat 1990 tarihli mektubu.

Bu gencimiz mektubunda şöyle diyor:

Ben lise 2. Sınıf öğrencisiyim. Ben yanlışlığına inandığım için Evrim teorisi-ni ödev olarak seçtim. Bu konuda kapsamlı bir ödev yapmak istiyorum. Bu konuda

5 FEN/A. Seyranbağları Lisesi, Ankara.

Lise 2. sınıfta olan bu gencimiz, bilim insanlarını senelerdir meşgul eden ve yanlışlığına inandığı bir teoriyi, sadece kendi sınıfına değil, en azından okuldaki bütün öğrencilere anlatmak istiyor.

Böyle bir himmet ve gayret sahibinin hedefine ulaşmasına her hangi bir şey mani olabilir mi? Bence olamaz.

Boşuna söylenmemiş: “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına küçük bir millettir.” Diye. İşte bu sözün manasını lise 2. sınıf öğrencisi Erhan Merdanoğlu’nun mektubunda görüyoruz.

Evrim Konusunda Yükseköğretim Öğrencileri de Kaynak İstiyordu

Üniversite öğrencileri de evrimi doğru şekilde anlatan kaynaklara ihtiyaç duyuyorlardı. İşte bunlardan bir tanesi:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) Muhtelif bölümlerden öğrencilerin evrim ve yaratılış hakkında kaynak isteyen mektubu.

Muhterem Âdem Bey,

Bizler O.D.T.Ü. I. sınıf öğrencileriyiz. Bölümlerimiz değişik. Fen Bilimleri Eğitimi, Biyoloji, Sosyoloji, Bilgisayar, Elektrik, Makine, Petrol, Kimya, Jeoloji, Ma-den Mühendislikleri gibi. Geçen günkü İnkılâp Tarihi dersinde Okutman, “Her ne ilgisi varsa”, şöyle bir kronolojik datalar yazdırdı:

1- İnsana benzeyen canlılar 40 milyon yıl önce yeryüzünde görünmeye başladı (Bu doğru mu?).

2-Yüzbin yıl önce ilk düşünce ürünü yumruk taşı görüldü(?)

3-Bizim soyumuzdan olan insan 30 bin yıl önce görüldü (?).

4-İlk din düşüncesi 30 binli yıllarda ortaya çıktı (?).

5-On beş bin yıl önce animizm (çok tanrıcılık) ortaya çıktı.

6- İlk din kitabı Vedizm-Rig Veden 4000 yıl önce ortaya çıktı.

7-Musa 3200 yıl önce Tek tanrı düşüncesini yalnızca İsrail oğulları için gerçekleştiriyor.

8-İsa 2000 bin yıl önce edildi. Tek Tanrı düşüncesi-ni bütün insanlığa mal ediyor.

9-Mani 1700 yıl önce bütün dinlerin birleşmesi için çalışıyor.

10-1400 yüz yıl önce iyilik çerçevesinde evrensel din İslamiyet çıkıyor.

Yukarıdakiler okutman tarafından yazdırılan maddeler. 1 ve 3. tarihler hakkındaki düşünceleriniz, öncelikle olmak üzere, diğer maddeleri de, inanmamız ve cevaplayabilmemiz gerektiğince yazabilir misiniz?

Bu arada; 1-İlk insan fosili (?) veya ilk insan ne zaman görüldü? 2- İlk maymun fosili veya ilk maymun ne zaman görüldü? …

ODTÜ öğrencileri adına Etem Solakoğlu.

Not: Cevabı acele posta servisi ile gönderirseniz memnun oluruz. Çünkü ilk tarih dersine yetişmesi gerekiyor. İlk ders 17.4. 1986’da. APS ücretini de affınıza sığınarak zarfa koyuyorum. 10. Nisan. 1986.

İlk Kitap Bastırılıyor

Önce, Yaratılış, Evrim ve Halk Eğitimi adında bir kitap tercüme edildi ve hemen Bakanlık tarafından bastırıldı. Bu kitap, yapılmak istenin ne olduğunu anlatmak için Bakanlık tarafından önce Meclis üyelerine dağıtıldı. Tahmin edildiği gibi, kitap Efkar-ı umumiyede büyük yankı meydana getirdi ve basında geniş yer aldı.

Bu kitabın arkasından “Scientific Creationism” adlı adlı kitap Yaratılış Modeli adı altında iki ay içerisinde tercüme edildi.

Tercüme, Doç. Dr. Kemal Solak, Doç. Dr. Edip Keha, Doç. Dr. Cafer Marangoz, Doç. Dr. İsmet Hasenekoğlu ve tarafımızdan yapıldı.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 1985 Haziran’ında bu kitaptan elli bin adet bastırıp okullara ve kütüphanelere gönderildi.

Yaratılış, Evrim ve Halk

Eğitimi adlı kitabın kapağı

Tercüman gazetesinin, “Yaratılış Modeli”’nin kitap haline getirildiğine ait haberi.

Tek Tanrı düşüncesini bütün insanlığa mal ediyor. 9-Mani 1700 yıl önce bütün dinlerin birleşmesi için çalışıyor.10-1400 yüz yıl önce iyilik çerçevesinde ev-

rensel din İslamiyet çıkıyor. Yukarıdakiler okutman tarafından yazdırılan maddeler. 1 ve 3. tarihler hakkındaki düşünceleriniz, öncelikle olmak üzere, diğer maddeleri de, inanmamız ve cevaplayabilmemiz gerektiğince yazabilir misiniz? Bu arada; 1-İlk in-san fosili (?) veya ilk insan ne zaman görüldü? 2- İlk maymun fosili veya ilk maymun ne zaman görüldü? … ODTÜ öğrencileri adına Etem Solakoğlu.

Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Vehbi Dinçerler Görevden Alınıyor

Üçüncü kitap Evrim Anaforu idi. Onun tercümesi bitmeden Bakan Bey, 13 Eylül 1985 tarihinde görevden alındı. Dolayısıyla bu tercüme elimizde kaldı. Hâlbuki Bakanlıkla aramızda protokol yapılmıştı. Ama Bakanlıkta konuyu sahiplenen olmadı.

Tercüme ile ilgili durumu zamanın Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Metin Emiroğlu’na bildirdik ama müspet bir cevap alamadık.

Lise Biyoloji ders kitaplarının hazırlanmasında bizim fiili bir görevimiz ol-madı. Sayın Prof. Dr. Turan Güven bu kitapların yazımında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından görevlendirilmiştir. 1985 öncesi liselerde okutulan yedi sekiz yüz sayfalık Modern Biyoloji ve Genel Biyoloji kitaplarının yaklaşık yüzde sekseni tamamen ev-rimden bahsediyor ve insanın atasının maymun olduğunun ispatlandığı ileri sürülüyordu. Sayın Vehbi Bey’in gayretiyle, evrim konusu kitaplarda ancak gerektiği kadar ve sade bir üslupla ele alınmış, özet olarak verilen evrimin yanında yaratılış görüşü de ilk defa kitaplara girmiş ve bugüne kadar genelde o çerçevede devam etmiştir.

Sayın Vehbi Bey’le dostluğumuz o günden sonra da devam etti. O, kitapların yeniden yazılması hususunda Sayın Vehbi Dinçerler Beyefendi tamamen Cenab-ı Hak tarafından istihdam edilmişti. Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığından alınıp Çevre Bakanlığına verildiğinde, zaman zaman görüşmelerimiz olurdu. Kendisi de Millî Eğitimde yaptığı o çalışmaya hayret eder ve “Şimdi olsa ben onları yapamazdım. O zaman nasıl yaptığıma şimdi şaşıyorum” derdi.

Millet, memleket ve İslâm dini için sırf Allah rızasını düşünüp, makam, mevki ve koltuğu hiçe sayarak yaptığı ve her yıl milyonlarca gencin imanını kurtaran o hayırlı hizmetleri için Cenab-ı Hak, Sayın Vehbi Dinçerler Beyefendiyi ahirette Cemaliyle müşerreflendirip Habibine komşu eylesin, âmin1.

Vehbi Dinçerler’den Sonra Ders kitaplarında Evrim

Evrimin ortaöğretimde hangi muhtevada ve üslupta verileceği, devamlı gündemde kalmış ve zaman zaman tartışma konusu olmuştur ve halen olmaya devam etmektedir.

1 Bu yazıyı hazırladıktan sonra Sayın Vehbi Dinçerler’e görüşlerini almak üzere aşağıdaki notu gönderdim.

Sayın bakanım

“II. Uluslararası Bilimler IşığındaYaratılış Kongresi”nde sunduğum tebliğde, M.E. G.S. Bakanlığınız sırasında gösterdiğiniz fedakârlık ve gayrete temas ettim. Bu tebliğler kitap haline gelmeden sizin görüş ve düşüncelerinizi de almak istedim. Aşağıdaki yazıda tashih, tadil ve ilaveleriniz bizi son derece memnun edecektir. 12. Kasım. 2018.

Selam Âdem Hoca,

İlginize teşekkür ederim.

Gönderdiğiniz yazıları okudum, değişiklik teklifim bulunmamaktadır.

Baştan beri sizin ve dava arkadaşlarınızın “gerçeğin” ortaya çıkarılıp yayılması, zihinlerin esaretten kurtulması alanındaki mücadelesi şükürler olsun hayırlı sonuçlarıyla belirginleşti. Yüce Yaratıcının, zamanın mekânın ve içindekilerin sahibi ve maliki olanın, yaratılışta koyduğu kuralları (sünnetul-lahı) görmek istemeyen, yok sayan, istismar ve/veya tahrif eden görüşlerin körpe dimağları yönetip yönlendirmesi bir tuğyan idi. Sizler eşkıyalığın, inkârın son bulmasına yiğitçe emek verdiniz. Rabbime şükrederim, bir teşehhüt miktarlık görev dönemimde sizlerle beraber çalışmayı bize nasip etti.

Karşımızda kimler olduğunu yazınızda ifade etmişsiniz. Dışarıdan ve içerden çok güçlü ve köklü odaklar bütün silahlarıyla saldırdılar. Ama ödeyeceğimiz bahanın sadece “Bakanlıktan atılmak” gibi bize göre bu âlemde pek de değeri olmayan bir kayıp olacağının idraki içinde olduğumuzu bilemediler ( Sizi de görevden attılar, zorlu günler yaşattılar ki daha da ağır idi). Evren Paşanın 6 ciltlik “Anılarına” fırsatınız olursa göz atmanızı isterim. 1987 de basılmış ama çok değer vermediğim için, ben de ancak iki üç ay önce göz attım, gördüm ki bendenizi bakanlıktan atma iştiyakının çok erken başlamış olduğunu ispat ediyor. Sizi teyid eden belge ve bilgiler işe yarayabilir.

O dönemde Bakanlığın üst düzey görevlilerinden birisinin Cuma Hutbesinde Hatibin; “Rabbimize şükürler olsun soyumuzun maymun olmadığını bilen ve ilan eden bir Maarif Bakanını da görebil-dik” dediğini aktarmıştı.

Sizler, bizler hak için bir şeyler yapıyoruz, ama biliyoruz ki bir yaptıran var. Siz kendi alanınızda bendeniz de siyaset ve idare alanında inanılmaz saldırılara uğradık, ben yazmayı bile düşünmüyorum. Sizin kısmen içeriden ve dışarıdan görüp yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil.

Konuya ilgi duyan, takip eden, o dönemin Erzurumlu siyaset ve akademi âlemindeki tüm dostlarımı hayırla yad ediyorum, rahmetli olanlara mağfiret diliyorum.

Tasavvurumuzun, idrakimizin, istikametimizin ve bunlarla uyumlu gayretlerimizin makbul olmasını Rabbimizden dilerim.

Sizlere ve programa başarılar nasip olsun, duamı eksik etmeyeceğim. Allah emanet olun.

Vehbi Dinçerler.

12.Kasım. 2018

Sayın Bakanım,

Şahsımla ilgili layık olmadığımız hüsn-ü zannınız İnşaallah dua yerine geçer. Müsaadeniz olursa bu değerlendirmenizi dip not olarak koymak isterim.

Selam ve saygılarımla.

Olur, Âdem Hoca

Gerçek usulüne uygun olarak bilinmelidir. Belki notlarının arasına şu cümleyi de yerleştirebiliriz.

* Dönemimde öncekilerin yaptığı gibi ideolojik ve peşin fikirli yaklaşım sergilenmedi. Madem siz, “Darwinizmden başkası müfredat programında olamaz” dediniz öyleyse ben de; “Yaratılış Teori-sinden başkasını okutmam” demedim. Müfredatta iki teoriye de yer verildi. Okuyanların beğenme, akla uygunluk konusunda tercih yapma haklarına saygı gösterildi. Eski tutum değil bizim tutumu-muz bilim yoluna ve objektifliğe uygun diye karar verdik*. Vehbi Dinçerler. 12.Kasım. 2018.

Evrimin ortaöğretim kitaplarında 1985 öncesi şekliyle yer alması için evrim-ciler Millî Eğitim Bakanlığı ve Talim Terbiye nezdinde olağanüstü gayret göstermişlerdir.

Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Turan Tayan zamanında evrimin 1985 öncesine dönüleceği şeklinde çalışmalar yapılırken kendilerini muhtelif üni-versitelerden öğretim üyeleri ile 1996 yılında ziyaret ettik. Bu konunun ortaöğretimi aşan çok geniş ve derin muhtevasının olduğu, konunun anlaşılması için bir takım temel bilgilerin alınmış olması gerektiği, en geniş muhtevasıyla ancak üniversitelerin ilgili bölümlerinde tartışılıp değerlendirilebileceği ifade edildi ve bununla ilgili bir rapor sunuldu. O şekilde bu konu gündemden kaldırılmış oldu.

Muhtemelen 1998 yılında Ecevit Hükümetinin Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Hikmet Uluğbey’in de evrimin geniş manasıyla ortaöğretim kitapla-rında yer alması şeklinde çalışması oldu. Muhtelif üniversitelerden bir grup öğretim üyesi kendisinden randevu talep ettik. Bakanlıktan yetkili birisine yönlendirildik. Müsteşar veya Genel Müdür olabilir. Tam hatırlamıyorum. Ona da bu konunun or taöğretimin konusu olmadığı genişçe anlatıldı. Bakanlık yetkilisi, bu konuda Eğitim Fakültelerinden rapor talep edeceğini ve ona göre karar verileceğini bildirdi. Zanne-diyorum 7-8 Eğitim Fakültesinin gerekli raporu üzerine o teşebbüsten vazgeçildi.

Anadolu’da Evrim ve Yaratılışla İlgili Konferans ve Paneller

1985 yılı ve sonrasında gerek üniversitelerde ve gerek ortaöğretim kurumla-rında ve gerekse umuma ait yerlerde halka açık pek çok konferans ve paneller yapıldı. Buralarda konuşmacı olarak yer alanların ahirete intikal edenlerini rahmetle yad ediyor, hayatta olanlarına da uzun ve bereketli ömürler diliyorum. Yaratılış ve evrim konusunda 1985-1990 yılları arasında katkı sağlayan ve evrim düşüncesinin ateist ideolojiye alet edildiğini belirtenlerin başında gelenlerden hatırlayabildiklerimi burada zikretmek isterim2.

Evrim ve yaratılışla ilgili katıldığım; panel, açık oturum, sempozyum ve konferansların hiç unutamadığım birisinden kısaca bahsetmek istiyorum. Yaşadığım bu hadiseyi, evrimin ilmî platformundan çıkarılıp ideolojiye nasıl alet edildiğinin de bir göstergesi olarak değerlendiriyorum.

2 Prof. Dr. Alâeddin Başar, Prof. Dr. Asaf Ataseven, Prof. Dr. Ayhan Songar, Prof. Dr. Cafer Marangoz, Prof. Dr. Edip Keha, Prof. Dr. Fahrettin Tosun, Prof. Dr. Haluk Nurbaki, Prof. Dr. Hikmet Akgül, Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan, Prof. Dr. İsmet Hasenekoğlu, Prof. Dr. Kemal Solak, Prof. Dr. Münip Yeğin, Prof. Dr. Orhan Düzgüneş, Prof. Dr. Orhan Kavuncu, Prof. Dr. Recep Doksat, Prof. Dr. S. Hayri Bolay, Prof. Dr. Şener Dilek, Prof. Dr. Turan Güven, Prof. Dr. Zekeriya Altuner.

Bilimsel Sempozyum Fanatik Evrimciler Tarafından Basılıyor Yıl 2012. Marmara Üniversitesi’nde evrimle ilgili, oradaki Bilim kulübü öğrencilerinin organizesiyle “Bilim Türler Arası Evrimi Neden Kabul Etmiyor?” konulu bir sempozyum düzenleniyor. Bizim de konuşmacı olarak davetli olduğumuz

sempozyum duyurusu yapılınca Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri, bu sempozyumun yapılmaması için kampanya başlattı. Bunun için 500 imza topladık-larını basından duyurdular. Marmara üniversitesi Rektörüne de bu toplantının yapılmaması için bir heyet göndermişler. Rektör Bey; “Bilimde yasaklama olmaz. Sizin aleyhe görüş ve fikriniz varsa gelir beyan edersiniz veya siz de ilmî bir toplantıda görüşlerinizi dile getirirsiniz” deyip onların teklifini geri çevirmiş. Üniversiten bu konuda red cevabı alınca, internet ortamından öğretim üyeleri ve öğrencilerle üniversiteyi basacaklarını ve bu toplantıyı yaptırmayacaklarını duyurdular.

Toplantı günü üniversiteye gittik. Çok sıkı güvenlik tedbirleri alınmıştı. Üç-dört yerde arama yaparak ve davetiyelere bakarak içeriye alıyorlardı. Kulüp belli sayıda ve belirli kişilere davetiye göndermişti. O davetiyelerin başkalarının ellerine geçer düşüncesiyle, davetiye gönderdikleri isimleri güvenlik birimine vermişlerdi. Onun için sadece listede ismi olanlar içeriye alınıyordu.

Toplantının başlama saatlerine doğru bir grup öğretim üyesi ve öğrenci toplantıyı yaptırmamak için içeriye girmek istiyorlar. Buna muvaffak olamayınca, fakülte bahçesinde basın bildirisi okuyup dağılıyorlar.

İlmîn Verilerini Yaratılış Açısından Yorumlama

Evrimcilere reddiye yerine, yaratılış hakikatinin doğrudan ve bütün yönleriyle ele alınmasına ihtiyaç vardır. Bunun için yaratılış konusunda özellikle gençlere doğruları gösterecek ve kaynaklık edebilecek ilmî ve akademik çalışmaların yeterli seviyeye çıkarılması ve kaynakların zenginleştirilmesi gerekmektedir.

Burada esas yapılması gereken, bilimin ortaya koyduğu hakikatlerin yaratılış gözüyle verilmesi ve yorumlanmasıdır. Mesela bir proteinin teşekkülünü evrimciler tamamen tesadüf, tabiat ve sebeplerle açıklamaktadırlar. Onların tesadüf ve tabiatla açıkladıkları değerler yaratılış açısından ve bir yaratıcının eseri olarak ifade edilip yorumlanacaktır.

Gençlerde bilim adamlarının yanlış yapmayacakları ve hep doğruları söyledikleri şeklinde bir algı vardır. Dolayısıyla fennin ve bilimin ortaya koyduğu hakikatle-rin, bir yaratıcıyı kabul eden akademik unvan sahibi bilim insanlarının dilinden ifade edilmesinin, gençler bakımından çok önemli olduğunu gördük.

Bu ihtiyaç üzerine, Bilimler Işığında Yaratılışkitabının hazırlık çalışmalarına 2000 yılında başlandı. Yaratılış ve evrim konusuna alaka duyan öğretim üye-lerinden, kendi sahalarında yaratılış konusunda yazılar talep edildi. Otuzun üzerinde öğretim üyesi bu teklifimize olumlu cevap verdi ve bu çalışmanın sonunda 2015 yılında bu kitap Üsküdar Üniversitesi tarafından neşredildi. 2017 yılında yeniden dü-zenlenerek ikinci baskısı yapılan bu kitapta yazısı olan bilim adamlarının isimlerini bir şükran borcu olarak burada vermek isteriz3.

Yukarıda ismi zikredilen “Bilimlerin Işığında Yaratılış” kitabı bir bakıma

“Milletlerarası Yaratılış Kongresi”nin alt yapısını teşkil etmiştir.

2017 yılındaki “I.Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi”, evrim ve yaratılış konusuna yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.

Harran ve Üsküdar Üniversiteleri tarafından 30 Kasım-02 Aralık 2017 tarihleri arasında Şanlıurfa’da I.Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresidü-zenlenmiş ve bu kongrede yaratılış bütün yönleriyle ele alınmıştır. Her yıl yapılacakolan bu kongrelerini ikincisi 2018 yılında Erzurum’da yapılmış, üçüncüsü de, 2019 yılında Iğdır Ünüversitesi’inde yapılacaktır.

3 Prof. Dr.Alâeddin Başar, Prof. Dr. Ali Akmaz, Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç, Prof. Dr. Alparslan Özya-zıcı, Prof. Dr. Cafer Marangoz, Prof. Dr. Edip Keha, Prof. Dr. Hasan Acar, Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Dr. İdris Görmez, Prof. Dr. İdris Mehmetoğlu, Prof. Dr. İsmail Kocaçalışkan, Prof. Dr. İsmet Hasane-koğlu, Prof. Dr. Kazım Uysal, Doç. Dr. Köksal Pabuçcu, Prof. Dr. Mehmet Çiftçi, Mehmet Kırkıncı, Prof. Dr. Metin Bülbül, Prof. Dr. Murat Sarıcık, Prof. Dr. Musa Kâzım Yılmaz, Prof. Dr. Mustafa Nutku, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Orhan Erdoğan, Prof. Dr. Osman Çakmak, Prof. Dr. Ömer İrfan Küfrevioğlu, Prof. Dr. Ramazan Biçer, Prof. Dr. Selahattin Çelebi, Dr. Selçuk Eskiçubuk, Prof. Dr. Turan Güven, Prof. Dr. Veysel Güllüce, Prof. Dr. Yunus Çengel, Prof. Dr. Zeki Eker.

1980’li yıllardan beri evrime bir reaksiyon şeklindeki karşı çıkışlar, kısır ve verimsiz tartışmalar artık yerini tamamen bilimlerin ışığında yaratılışa bırakacaktır.

Bundan sonra yapılacak olan, kâinattaki nizam ve intizamın varlığı ve bunun sistemli ve düzeli şekilde değişmesinde görülen prensip ve kanunların işleyişi ile bunun yaratıcı ve yaratılış açısından değerlendirilmesi olacaktır. Yani esere bakıldığı zaman doğrudan müessiri hakiki nazara çarpacak, pozitif felsefenin ateizme dayalı görüşleri, bilimin önüne perde olamayacaktır. Bir bakıma bilimlerin kendi dillerinden yaratılışı ve yaratıcıyı anlatmaları sağlanacaktır.

İşte bunun için birinci kongreden lise seviyesinde “Bilimlerin Dilinden Yaratı-lış” serisi teşkil edilerek dört kitap bastırılmıştır. Bunlar;

1-Biyolojinin ve Kimyanın Dilinden Yaratılış, 2-Fiziğin, Mühendisliğin, Matematiğin, Ziraatın ve Tıbbın Dilinden Yaratılış, 3-Felsefenin Dilinden Yaratılış, 4-Ayet ve Hadislerin Dilinden Yaratılış kitaplarıdır.

İkinci kongreden de üç kitap baskı için hazırlık safhasındadır. Bunlar;

5- Hayatın Dilinden Yaratılışın Sırları, 6- Ayet ve Hadislerin Dilinden Yaratıcı’yı ve Yaratılışı Anlama, 7- Bilimin Işığında Evrimci Görüşün Sorgulanması.

Böylece hem yaratılış konusunda zengin bir kaynak meydana gelecek ve hem de konu ilmi bir temele oturtulmuş olacaktır.

KAYNAKLAR

  1. Tatlı, Â. İnsanlık Tarihi Boyunca Evrim. Ufuk Yayınları, İstanbul, 2010, 263 s. 2- Gökberk, M: Felsefe Tarihi. Remzi Kitabevi, 6. baskı, İstanbul, 1990.

    TÜRKİYE’DE EVRİM VE YARATILIŞ GÖRÜŞÜNÜN TARİHÎ SEYRİ

    Prof. Dr. Âdem TATLI

    Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, Kütahya/TÜRKİYE, [email protected] Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun