Yaratılışın hassas dengeleri nelerdir?
Değerli kardeşimiz,
YARATILIŞIN HASSAS DENGELERİ
Fizik Yüksek Müh. Taşkın TUNA
Çevre Bakanlığı, Ankara/TÜRKİYE, [email protected]
2009 yılını Birleşmiş Milletler (BM) “DÜNYA ASTRONOMİ GÜNÜ” olarak kabul etti ve tüm üye ülkelerde astronomi ile ilgili etkinliklerin yıl boyunca sürdürülmesi tavsiyesinde bulundu. Gerçekten dünya bilim tarihinin belki de en önemli buluşlarından biri, ünlü İtalyan bilimcinin 7 Ocak 1609 yılında kendi yaptığı bir teleskopla Jupiter gezegenini, gözlemesinden tam 400 yıl geçti. O zamandan buyana astronomi ile birlikte fizik, kimya, biyoloji, kozmoloji ve yer bilimleri dediğimiz atmosfer- jeoloji ve hidroloji olağanüstü gelişmelerle bilim tarihinin önemli buluşlarına ve keşiflerine katkıda bulundu. Nihayet insanlık Ay’a ayakbastı ve böylece uzay çağı başladı. Bilim ilerledikçe bilmediğimiz ne kadar fazla konunun varlığını da idrak ettik.
Her yeni keşif, aslında yeni keşiflerin ve araştırmaların sürdürülmesine sebep olurken, mkrokozmostan, makrokozmosa kadar her yer ve zamanda akıl almaz bir nizamın; olağanüstü bir görüntünün ve şaşmaz bir planlamanın nefes kesen sonuçla-rının varlığına şahit olduk.
Nizam, intizam, denge ve ahengin sarsılmaz ve değişmez prensipleri, bize ef-saneler kadar heyecanlı, masallar kadar meraklı ve destanlar kadar sarsıcı sonuçlarını sergilediler. Görebilen bir göz için tek bir maydanoz yaprağındaki hassas dengeler ve hikmetler bile ne kadar manalı, ne kadar muhteşemdir. Aşağıda özet olarak sıralamaya çalışacağımız bu hassas dengelerin sadece birkaçını vereceğiz. Bunları arttırmak kuşkusuz mümkün ise de biz sadece sınırlı sayıda olanlarını seçtik:
Soru: 1- Eğer Sistemimizde birden fazla Güneş olsaydı, ne olurdu?
Cevap: Dünya’nın yörüngesi alt üst olurdu.
Soru: 2. Eğer Güneş’imiz şimdikinden daha yaşlı veya daha genç olsaydı neler olurdu?
Cevap: Daha genç olsaydı yakıt için gerekli olan kararlılığa erişemez; şimdi-kinden daha da yaşlı olsaydı, o zaman da ışık ve ısısı azalmış olacaktı.
Soru: 3.Güneş’imizin şimdiki gibi Samanyolu Galaksisinin merkezine olan yakınlığı, az ya da çok olsaydı ne olurdu?
Cevap: Çok yakın olsaydı, enerjisi çok yüksek olacak, Dünya üzerinde hayat mümkün olmayacaktı. Şimdikinden daha uzak olsaydı bu kez de çevresindeki gezegenlerin yapısını teşkil eden kimyasal elementler değişik olacaktı.
Soru: 4. Eğer Güneş, şimdiki kütlesinden daha ağır ya da daha hafif olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha az olsaydı, çekim gücü azalacak ve yeryüzü yörüngesi bozula-caktı. Daha fazla olsaydı, bu defa da enerjisi artacak ve hayat çok zorlaşacaktı.
Demek ki hikmet, rahmet ve adalet sahibi, atomdan galaksilere kadar her şeye sözü geçen ve gücü yeten birisi bütün bunları yapıyor ki hayat devam ediyor.
Soru: 5. Eğer Güneş’imizin spektrumunda daha fazla kırmızı renk ya da daha fazla mor renk olsaydı ne olurdu?
Cevap: Her iki hâlde de fotosentez denilen hâdise gerçekleşemezdi. Bunun so-nucu olarak ışık enerjisi bitkiler yardımıyla kimyasal enerjiye dönüştürülemez ve ‘besin zinciri’ denilen zincir meydana getirilemezdi.
Demek ki canlılara şefkat edip acıyan ve onların ihtiyacını bilen sonsuz kudret sahibi ışığı fotosenteze göre ayarlayarak rahmetini gösteriyor.
Soru: 6. Dünya’nın şimdiki kütlesi ve buna bağlı olarak çekim gücü şimdikinden daha fazla veya daha az olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha fazla bir çekimde günlük hayatın zorluğu bir yana; arz çevresi-ni tamamen kaplayan atmosfer tabakasında şimdi bulunan hassas oranlar olmazdı. Onun yerine amonyak gibi solunumu imkânsız gazlar egemen olurdu. Daha az bir çekimde ise, Dünya atmosferinde su bulunamaz ve hayatın en önemli gereği eksik kalırdı.
Soru: 7. Eğer Dünyamızın Güneş’in etrafındaki mevcut yörüngesinden olan uzaklığı şimdikinden daha fazla ya da daha az olsaydı ne olurdu?
Cevap: Güneş’ten daha uzak konumda olan bir dünyada sular buz keser; daha yakın bir konumda ise kaynar sular her tarafı kaplardı.
Soru: 8. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüş periyodu (24 saatlik peri-yod) şimdikinden daha uzun ya da daha kısa olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha uzun bir dönüş sırasında günlük sıcaklık değişimi çok fazla olacak, bitkiler aşırı don tehlikesine maruz kalacaklardı. Daha kısa dolanımda ise rüzgâr hız, yön ve dağılımı çok kararsız değerlere ulaşacak, sonuçta atmosferin ayarı bozulacak ve hayat olumsuz yönde etkilenecekti.
Soru: 9. Dünyamızın bir mağnetik alanı ve bu alan sebebiyle her iki kutup arasında kuvvet çizgilerinin mevcut olduğunu biliyoruz. Eğer mağnetik alan şiddeti şimdikinden daha az ya da çok olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha şiddetli bir mağnetik alanda mağnetik fırtınalar çok yüksek değerlere varır; daha düşük bir şiddette ise Güneş’ten uzaya püsküren zararlı elektrik parçacıklar, yeryüzüne ulaşır ve büyük tahribata neden olurdu.
![]() |
Şekil 1. Aslına bakılacak olursa dünyamız dev bir mıknatıs gibidir. Mıknatıs özelliği arzın iç katmanların-daki erimiş hâlde pek bol bulunan demir elementinden kaynaklanır. Böylece kuzey güney kutupları oluşmakta ve dünya etrafında tıpkı bir mıknatısta görüldüğü gibi kuvvet çizgileri nefis bir simetri ve muhteşem bir ahenkle yerlerini almaktadır.
Soru: 10. Dünya’nın yörünge düzlemi ile yaptığı açının 230 27’ olduğunu biliyoruz. Bu eğim şimdikinden daha fazla ya da daha az olsaydı ne olurdu?
Cevap: Eğim açısının artması, yüzey sıcaklık değerleri arasındaki farkı büyü-tecek, daha az eğim açısı aynı şekilde arz yüzeyindeki sıcaklık dağılımını aşırı ölçüde değiştirecekti.
Soru: 11. Dünyamıza gelen Güneş ışınlarının yüzeydeki yansıtma oranına ‘Al-bedo’ diyoruz. Bu oran %35 olarak ölçülmüştür. Albedo oranının şimdikinden daha az ya da daha çok olması hâlinde ne olurdu?
Cevap: Oran artarsa kutuplardaki buzullar artar, azalırsa ‘greenhouse’ denilen ser’a gazları, tüm atmosferi kaplar, her iki durumda da iklim, yaşanamaz hâle gelirdi.
Soru: 12. Havada oksijen %22 oranında, azot (nitrojen) ise %77 oranında bulunur.
Eğer oksijenin nitrojene olan oranı şimdikinden daha az ya da çok olsaydı ne olurdu?
Cevap: Her iki hâlde de hayat imkânsız hâle gelirdi.
Soru: 13. Havadaki karbon dioksit ile su buharının bulunma oranı şimdikinden daha az ya da daha çok olsaydı ne olurdu?
Cevap: Oranın artması veya azalması benzer sonuçları doğuracaktı. Her iki durumda da Dünyamız, iklim açısından yaşanmaz duruma gelirdi.
Soru: 14. Atmosferde bulunan ve yerden yaklaşık 50 km yukarıda yer alan incecik bir ozon tabakası vardır. Bu ozon gazının miktarı şimdikinden daha fazla ya da daha az olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha kalın bir ozon tabakası, yeryüzü sıcaklığını çok düşürecekti. Daha az orandaki ozon ise, yüzey sıcaklığını aşırı derecede arttıracak, ultraviole (mor ötesi) ışınlar fazlaşacak ve sonuçta hayat olmayacaktı.
![]() |
Şekil 2. Atmosfer tabakalarının dikey kesiti
Bütün meteorolojik olaylar; kar, tipi, fırtına ve her çeşit yağış ilk tabaka olan ve yerden 14 km kadar yüksekliğe sahip troposfer tabakasında oluyor. Atmosferin tüm kalınlığını tespit çok güç. Çünkü yukarılara çıkıldıkça yoğunluk azalıyor ve sey-relti hâlinde olan moleküller oradan oraya uçuşup duruyorlar.
Yeryüzünden 50 km yukarıda ise, hayati derecede önemli olan ozon gazı bulu-nuyor. Ozon gazının yeterli miktarda yeryüzüne ulaşması, özellikle bebeklerin kemik yapısı ve tüm canlıların organizmaları için gereklidir. Güneş’ten gelen göze görün-meyen mor ötesi ışınları ozon tabakasıyla bu seviyede tutuluyor ve çok az miktarı arz yüzeyine gönderiliyor. Gereğinden fazla ozon yüzeye ulaşırsa, bu kez de deri kan-serlerine sebep oluyor. Tam anlamıyla uyumlu ve ayarlı; istenen tam ölçüde hassas dengeye sahip olan bu yapı, her şeyin ihtiyacını bilen ve bütün varlıkları kontrolünde tutan sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcının varlığını ve birliğini gösteren örneklerden birisidir.
Soru: 15. Biliyoruz ki atmosferin de kendine özgü bir elektrik yükü ve elekt-riksel alanı vardır. Şimşek ve yıldırım olaylarının meydana gelmesine sebep, hava-
daki bu elektrik boşalmasıdır (elektric discharge). Eğer elektrik yükleri şimdikinden daha fazla ya da daha az olsaydı ne olurdu?
Cevap: Daha fazla elektrik yükleri her tarafta yangınlara sebebiyet verecek; daha az elektrik boşalması ise, topraktaki azot miktarını azaltmış olacaktı (Şimşek olayları sırasında açığa çıkan azot gazı toprağa ulaşır ve buradaki bitki köklerinin beslenmesine sebep olur).
Hassas dengelerimizi artık burada bitiriyoruz. Değil tüm kâinat boyutlarında; uzayda minicik bir nokta gibi kalan Dünyamızda öylesine hassas dengeler, ahenkli ve uyumlu olaylar zinciri var ki bu zincirin sadece tek bir halkasında görülebilecek küçük bir aksama, bütün sistemi etkileyebilecek ölçüde ve ölçekte tahribata sebep olurdu. Rüzgârlar şimdikinden daha hafif olsaydı, tozlaşma olmazdı. Kuvvetli olsaydı yine tozlaşma gerçekleşmez ve bitki çoğalması dururdu. Bitkisiz bir ortamın havasındaki oksijen azalır, canlılık yayılmazdı.
Yanardağlar olmasa ismine ‘yoğunlaşma çekirdekleri’ denilen minicik tozlar havaya karışmaz ve su buharı bu toz taneciklerin üzerinde yoğunlaşmaz, bulutlar oluşamaz, yağmurlar yağmazdı.
Isaac Asimov Kâinat Hakkında Ne Diyor?
|
Isaac Asimov ( 1920-1992 ) aslen Rus olan, fakat Amerika’ya yerleşmiş ve burada öğrenim ve ihtisas yapmış seçkin bir bilim adamıdır. Onun bilim kurgu romanlarının yanında, çok sayıda makaleleri, kitapları ve tebliğleri vardır. Asimov’un dilimize çevrilmemiş Kâinatın Öncüleri (Frontiers of the Universe) adlı kitabının son sahife-leri, Antropik Prensiple ilgilidir. Şimdi yazarın bu kitabının 373-374. sayfalarındaki görüşlerini Türkçe’ye çeviriyoruz:
“Antropik Prensip öyle anlaşılıyor ki insanoğlunun tıpkı bir gözlemci gibi Kâinatta var olmasını gerekli kılıyor. Yüzlerce milyar galaksi içindeki bir tek bizim Samanyolu Galaksisindeyiz. Bu galaksi içinde yine yüz milyarlarca Güneş içinde ufacık bir Güneş etrafında bir toz zerresi gibi olan Dünya üzerindeyiz. Bu Dünya, bu kadar dev bir Kâinat içinde sırf bizim için mi var?
Bunun cevabını şöyle verebiliriz: Küçük çaptaki bir kinat aslında küçük bir zaman demektir. Küçük bir zaman ise, kâinatın şimdiki gibi genişlemesini imkânsız hâle getirir. Kâinat çok çok büyük olmalıdır ki bu geniş kâinat içinde olması gereken bir zaman dilimi gerçekleştirilsin.
Ayrıca, tabiatta mevcut hassas kanunlar öyle düzenlenmiş olmalı ki atomlar ortaya çıkabilsin. Eğer bu yasalarda en ufak bir farklılık olsaydı atomların ve dolayısıyla maddenin teşekkülü imkânsız hale gelirdi.
Bundan ayrı olarak, Big Bang sürecindeki olaylar o şekilde ayarlanmış olmalı ki yıldızlar ve galaksiler ortaya çıkabilsin. En ufak bir değişimde bu şartlar sağlanamazdı. Eğer atomlar oluşmamış, yıldızlar belirmemiş, galaksiler yerlerini almamış olsalardı, bizlerin de bu Dünyada yeri olmazdı.
Dünyamız da aynı dengeler içinde bulunuyor. Dünya’nın yörüngesinde, Güneş’in kütlesinde görülebilecek ufak bir değişiklik yeryüzünü barınamaz duruma getirirdi. Hatta kimyada en ufak bir değişiklik, örneğin suyun donması hâlinde yoğun-luğunun azalması veya karbon atomunun diğer elementlerle bağlanabilme kolaylığı olmasaydı, canlılık ortaya çıkmazdı.
Kuantum Teorisi’nde de benzer ayarlamalar görüyoruz. Atom gözlenemeseydi, elektronun ne yaptığı konusunda en ufak bir bilgimiz olmazdı. Buradan çıkan sonuca göre, bir yaratıcı olmadan kâinat varlığa geçemezdi.
Kâinat bir Yaratıcı’ya muhtaçtır! Kâinatımız 10 milyar yıl yaşındayken, Dünyamız oluşamazdı. (Çünkü kozmik Fon Işıması çok çok sıcak olurdu < T.T>)
Bütün bunlar, bu hassas dengeler ve uyumlu ayarlamalar, Yaratıcı’nın bu kâinatı insanlar için yarattığının apaçık bir delilidir.
Kâinatımızı çok mükemmel bir yapıda buluyoruz. Çünkü bu mükemmellikte sadece bizler var olabilirdik!”
Demek ki bütün bu kâinatı Cenab-ı Hak çok hassas dengeleri dikkate alarak insan için yaratmıştır.
İşte kâinat adeta bir ağaç gibidir. Bu ağacın kökünü ve dallarını elementler, yapraklarını bitkiler ve ağaçlar, çiçeklerini hayvanlar ve meyvesini de insanlar teşkil eder.
Bir ağaç meyvesi için yetiştirilir. Bütün kâinat da insanı beslemek ve yetiştirmek için yaratılmıştır.
Demek ki kâinatın meyvesi insan olduğu gibi, insanın da kâinattan daha kıy-metli bir meyvesi olmalıdır. O da Allah’ı bilme ve O’na hamd, şükür, ibadet ve muhabbettir.
Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hücre tesadüfen meydana gelebilir mi?
- Kainatta birden fazla ilah olsaydı sonuç ne olurdu?
- Hassas Ayar Sâbitesi
- Evrendeki Mükemmel Yörüngeler [Kur'an Mucizeleri]
- Hayatın Kökeni
- Gökyüzünün Korunmuş Tavan olması [Kur'an Mucizeleri]
- KÂİNATTAKİ ÖLÇÜ VE DENGELER
- Su niçin akışkandır? Suyun teşekkülü ve yeryüzüne dağılımı nasıl olmuştur? Diğer gezegenlerde su var mı?
- İnsanla maymunun bazı benzerlikleri evrime delil değil mi?
- Yeryüzünün Uçlarından Eksilmesi [Kur'an Mucizeleri]

