Zaman ve mekânın hakikati var mı?
Değerli kardeşimiz,
Evet, zaman ve mekânın yaratılmış bir hakikati vardır; fakat bu hakikat Allah için değil, mahlûkat içindir. Çünkü Allah, zaman ve mekânın yaratıcısıdır; kendisi ise bunlarla kayıtlı değildir.
300 sayfalık bir kitap hayal edelim. Bu kitap yayınlanmadan önce dijital olarak yazılmıştır. Yazarı bunun her tarafına hâkimdir. Onun nazarında ilk sayfa ile son sayfa arasında bir fark olmaz. Ama bu kitap matbaada basılırken birinci sayfadan itibaren basılacaktır ve buna göre sayfalar arasında birbirine nispetle önce veya sonra gibi durumlar söz konusu olacaktır. Bu misale göre mekân bu sayfaların yazıldığı kâğıt, zaman ise sayfaların birbirine göre önde veya arkada olmaları durumudur.
Onun gibi âlem kitabı Allah’ın ilminde bütün safahatıyla belirlenmiştir. “Biz her şeyi bir kaderle yarattık”[1] ve “Biz her şeyi imam-ı mübinde tek tek belirledik”[2] gibi ayetler bu manayı ifade eder. Yani bir binanın yapılmazdan önce plan ve proje olarak ayrıntılarıyla tek tek belirlenmesi misali, şu âlem sarayı da varlık sahasına çıkmazdan önce Allah’ın ezeli ilminde bütün ayrıntılarıyla belirlenmiştir. Eşyanın bulunduğu mahal mekân, birbirlerine nisbetle önce veya sonra gelmeleri ise zamandır.
Bir babanın babası ve oğlu Allah’ın ilminde beraberce vardır. Ama yaratılış itibarıyla babası kendinden önce, oğlu ise kendinden sonradır. Yunus Emre, kendisine nisbet edilen bir sözde ''Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm'' derken buna işaret ediyor gibidir. Yani Yunus Emre aslında Allah’ın ilminde vardı ve belirlenmişti. Ama şu vücut sahrasında ete kemiğe bürünmüş halde görülmesi belli bir zaman diliminde gerçekleşti.
Atomlar ve Elementler
Eşya gözle göremediğimiz çok çok küçük atomlardan meydana gelmiştir. Aynı legolarla çok farklı desenler, şekiller yapılabilmesi misali, atomların farklı şekillerde bir araya gelmeleriyle de şu âlemde gördüğümüz çeşitlilik ve renklilik meydana gelmektedir. Kadim Yunan filozoflarından Demokritos atomlardan bahisle şöyle der:
“Evren atomlardan meydana gelir. Eşyadaki farklılıklar bu atomların birbirleriyle birleşmelerinden oluşur. Atomlar ezeli ve ebedidir.”[3]
Atomlardaki hareket inkârı değil, imanı gerektiren bir durumdur. Bütün varlıklarda yer alan atomların, akılları hayrette bırakır bir şekilde halden hale geçmeleri, tavırdan tavra şekillenmeleri, cansız ve canlı varlıklarda muntazam bir şekilde görev yapmaları ezeli bir programı ve ilâhî bir tasarrufu gösterir. Bir orduyu teşkil eden askerlerin her taraftan belli bir program çerçevesinde toplanmaları, hiçbir karışıklığa meydan vermeden dağıtım yapılmaları, zaman zaman manevra için bir araya getirilip muhteşem manevralar gerçekleştirmeleri… tesadüfü değil, hikmeti gösterir, başıboşluğa değil, nizama delildir. Atomların hareketiyle eşyanın vücut bulmasını izaha çalışmak tam bir aldanıştır. Ortada atomların hareketi vardır. Fakat bu hareket, tesadüfi ve rastgele değil, bir komutanın emriyle askerlerin harekete geçmesi misali nizam ve intizamladır.
Demokritos ve emsalinin atomları ezeli kabul etmeleri, “Âlemi yaratan var” demekten bir kaçıştır. Çünkü “Atomlar yaratıldı” dediklerinde zorunlu olarak Allah’ı kabul etmiş olacaklardır. Hâlbuki yaratılmayan, fakat yaratan bir Allah’a inanmak, bir inanç olduğu gibi, “ezeli madde” anlayışı da bir inançtır, bir kabuldür. Bu noktadan baktığımızda, küfür ve inkârın temeli yoktur, köksüz bir ağaç gibidir.
Başta İslam olmak üzere bütün semâvi dinlerde âlemin yaratıldığı kabul edilir. Atomları yaratan Allah olduğu gibi, onları değişik görünümler için kullanan yine O’dur.
Not: Farz-ı muhal olarak atomlar ezeli bile kabul edilse âlemde gördüğümüz şu renkliliği ve çeşitliliği kendi başlarına yapabilmeleri asla kabul edilemez. Bir sarayı meydana getiren inşaat malzemeleri boş bir arsada tek tek bulunsa, hiçbir akıl sahibi bu malzemelerin günün birinde saray haline geldiğini düşünmez. Yazı tahtasının yanında kalemler hazır da olsa, yazan birinin olması dışında tahtada kendiliğinden anlamlı cümleler oluşmaz. Tuval ve boyaların varlığı, ressamın varlığını kabul dışında resmi izah etmeye yetmez…
Atomlar birbirinden farklı yüz küsur element halinde bulunur. Elementler -tabir yerindeyse- ilâhî alfabedir. Şöyle ki:
Biz s ve u harflerini birleştirir “su” yazarız. Allah ise hidrojen ve oksijen elementlerini birleştirir, su yazar. Biz t, u, z harflerini birleştirir “tuz” yazarız. Allah ise sodyum ve klor elementlerini birleştirir, tuz yapar.
Atomların hareketi, bazı törenlerde gerçekleştirilen yazı ve şekil hareketlerine benzer. Mesela yüzlerce öğrenci tören esnasında harekete geçer “TÜRKİYE” yazarlar. Ardından yeni bir hareketle kalp görünümüne ulaşırlar. Sonra yeni bir hareketle Türkiye haritası haline gelirler.
Onların bu harika halleri, arka planda bir plan ve koordinasyona dayanır. Hangi öğrencinin hangi harekette nerede olacağı önceden bellidir.
Atomların hareketi ise, bununla kıyas edilemeyecek şekilde hem çok çeşitlidir hem gayet komplikedir hem de kusursuzdur. Üstelik yaratılışın ilk günlerinden beri kusursuz bir şekilde tıkır tıkır işlemektedir.
[1] Kamer, 54/49.
[2] Yasin, 36/12.
[3] A. Adnan Adıvar, Bilim ve Din, Remzi Kit. İst. 1980, s. 40.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Açılıp kapanan sonsuz evren modeli ispatlanabilir mi?
- Sanatkârımız kim?
- 15 ilaçtan 11'i evrim teorisi sayesinde mi üretiliyor?
- Tutarlı organizmal filogeni çıkmadı ne demek?
- Kâinat nasıl yaratılmıştır?
- Yaratan ve yaratılışla ilgili sorulara nasıl cevap verilebilir?
- 7 milyon yıllık kısa boylu zürafa fosilleri, evrime delil mi?
- Cansızlardan canlılar nasıl meydana gelmektedir?
- Bilim, Felsefe ve Din 6. Ders- İlahi İrade | Prof Dr Şadi Eren
- Bilim, Felsefe ve Din 7. Ders- Yaratılış ve Tecelli | Prof Dr Şadi Eren