Mehdîlik inancının mü'minleri tenbelliğe sevk ettiği konusunda ne dersiniz ?

Tarih: 13.06.2007 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mehdî beklentisinin tenbelliğe sevk ettiği iddiasına katılmak mümkün değildir. Eğer bu düşünce câhil insanlar için söz konusuysa, onlar zâten her devirde, her konuda buna benzer hataları işlemektedirler. Kaldı ki Mehdîyi bekleyen, büyük bir sıkıntı içerisindedir ve ondan tek başına kurtulamamaktadır da öyle bekler. Kendisi bir çaba içerisine girmeyen insana Mehdî ne yapsın? Asr-ı Saadette nasıl Sahabîler herşeyi Resûlullahtan beklemiyor, üzerlerine düşenleri hakkıyla yapıyor, sonra da Resûlullahtan meded umuyorlardı. Yan gelip yatan adamın Mehdî gelse de ondan istifade edebileceği birşeyi olmaz. Eğer söz konusu Mehdî bekleme ise ona hazır olmak gerektiği işlenmelidir. Amerikalılar bile Hz. İsa gelecek diye ülkelerini yeşillendirmeye çalışıyorlar. Müslümanlar da İslâmî hizmetlerdeki gayretleriyle Hz. Mehdîye zemin hazırlamalıdırlar. Çünkü Mehdî ne kadar harika da olsa, vazifeşinas, gayyûr Müslümanlara ihtiyaç duyacaktır.

Evet, Müslüman, hangi devirde yaşarsa yaşasın, üzerine düşen görevleri hakkıyla yapmakla mükelleftir. Mehdî geldiğinde ne ona yeni bir yük yükleyecek, ne de bazı görevlerini eksiltecektir. İslâmın dinamizminin, ne sûretle olursa olsun meskenete tahammülü yoktur. Mehdî gelse böylesine tembel insanlarla ne yapacak? Mehdîliğe büyük önem veren Şiîlerin bile, Mehdî'yi bekleme konusunda, böylesi bir meskenete meydan vermemek için hummalı bir gayret içerisine girme gerektiğini işlemeye başladıklarını görüyoruz. Humeynî ortaya atıp savunduğu ve pratiğe dönüştürdüğü "velâyet-i fakîh" teorisiyle, Şiîlerde uzun yıllar ancak Mehdî'yle gerçekleştirileceğine inanılan İslâmî idare için, Mehdî'ye beklemenin gerekli olmadığını, bunun yetkili bir fakîh tarafından da gerçekleştirilebileceğini göstermiştir.(1) Bu da Mehdî beklentisi içerisinde olunsa bile, Müslümanın üzerine düşen görevi hakkıyla yapması gerektiğini gösterir.

Mevdûdî de Mehdî beklemenin, halkı uyuşukluğa ittiği, aktiviteden alıkoyduğu şeklindeki şikayetlere karşı çıkar. Doğru olanın halkı bu duruma itenin Hz. Mehdî'nin geleceği inancı değil, yanlış anlamalar olduğunu söyler.

Öyleyse mesele yanlışlara değil, doğrulara binâ edilmelidir.

Mehdîlik inancı her devirde, bilhassa ümmet-i Muhammed'in şiddetli zulüm ve baskılara maruz kaldıkları, ezildikleri dönemlerde bir ümit ışığı ve bir kurtuluş simidi olarak kendini göstermiştir. Meselâ Emevîlerin, Cengiz ve Hülagu'nun ümmete kan ağlatan zulüm ve işkenceleri ve yirminci yüzyılın firavunlara taş çıkartan istibdatları Mehdî'yi dört gözle aratmıştır.

Mehdî beklentisi, toplumları ümitsizliğe değil aksine şevke getirmiştir. "Mehdîlik fikri ve Mehdîlik hareketleri dinamik bir dinî ve içtimaî hayatın vazgeçilmez unsuru olarak görülebilir"(2) fikrine katılmamak mümkün değil. Şiî isyan ve hareketleri başarısızlığa uğradıklarında bile imamlarının geri döneceği inancı onları dağılmaktan kurtaran bir kuvvet olarak kendini göstermiştir.(3)

----------------------------------
(1) Dr. İlyas Üzüm. "Şiâ'nın Mehdîlik Anlayışı." İslâm, Temmuz 1996, s. 38.
(2) Ali Coşkun. "İslâmda Kurtuluş Düşüncesi ve Mehdîlik," İslâm, Temmuz 1996, s. 36.
(3) Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudî Mezhepleri, (Ankara: 1965), s. 217.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun