Kusursuz bir eğitimin hapishanelere gerek bırakmayacağı gibi, insan da kusursuz, günah işleme özelliği olmadan yaratılsaydı cehenneme gerek kalmazdı, denilebilir mi? Herkesin cennetlik olmasının kime ne zararı vardır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah Teâla günah işleme kabiliyeti olmayan meleklerle, hiç sorumlu olmayan hayvanları yaratmıştır.

Bu iki varlıktan başka, hem melekleri geçecek kadar mükemmel, hem de aklı olmayan hayvanlardan daha aşağı olacak kadar kötü olma özelliğindeki insanı yaratmıştır.

Bu insana hem günah işleme meyli hem de sevap işleme özelliği vermiştir. İşte insan fıtratında olan günah işleme meylini aşıp sevaba yöneldiği takdirde, melekleri dahi geçecek bir makama yükselecektir. Yani zaten melekler günah işlemeyen bir varlıktır. Eğer insanların fıtratında da günah işleme meyli olmasaydı, o zaman mahiyet itibari ile meleklerden bir farkı kalmayacaktı.

Şunu kabul etmek durumundayız ki, biz bu küçük aklımızla Allah’ın sonsuz hikmetini kavrayamayız. Evren’de yer alan sistemlerin harika nizamının, özellikle de tıp ilminin gelişmesiyle insanda var olan cihazların ne kadar hikmetli olduğunu yeni yeni öğreniyoruz. Fizik, kimya, astronomi, astro-fizik, biyoloji, psikoloji, jinekoloji, anatomi ilimlerinin fazla revaçta olmadığı dönemlerde, şu anda bizim hayran kaldığımız hikmetler, onlar için pek fazla bir şey ifade etmeyebiliyordu. Şu anda  genetik kodların, DNA şifrelerinin çözümlendiği bir dünyada yaşayan insanların, “her şeyin arkasında sonsuz bir ilim, bir kudret, bir hikmet, bir gayenin olduğunu” kavramalarından daha doğal bir şey olamaz.

Şimdi, artık yüzgöz olduğumuz, akıl ve kalp gözüyle gördüğümüz bu sonsuz hikmetlerin sahibi olan Allah’ın, kalkıp da cennet ve cehennem gibi bir yeri lüzumsuz, gayesiz, hikmetsiz, gereksiz yere yarattığını düşünmek, her türlü insaf ölçülerine terstir.

Ahiret âlemiyle ilgili olumsuz düşüncelerimizi, dünya nizamıyla ilgili de söz konusu edebiliriz. Bu ise, ufacık ilmimizle, ufacık aklımızla, sonsuz ilim ve sonsuz kudret ve hikmet sahibi Allah’ın işlerini beğenmemek anlamına gelir. Allah’a  inanmayanlara söylenecek bir şey yok... Lakin, Allah’a, onun  her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna ve onun sonsuz ilim, kudret , hikmet ve adalet sahibi olduğuna inana kimselerin bu tür şeytanî ve nefsanî telkinlere boyun eğmeleri, o mükemmel imanlarıyla bağdaşır şey değil...

Her fırsatta Allah’ın bize özgür bir iradeyi verip vermediğini sorguladığımız halde, kalkıp da Allah’ın sonsuz iradesine pranga vurmaya, istediği tercihi yapamayacağını ilam etmeye, kendi ilim ve hikmetine göre değil de, bizim heva ve hevesimize göre bir imtihan açmaya ve ona göre hareket etmeye mecbur olduğunu ima etmeye yeltenmek,  -bütün kâinatın yegâne sahibi olarak mülkünde istediği gibi tasarruf etme hakkına haiz olmasına rağmen- onun hikmet dolu tasarruflarına karşı çıkmak, ne akıl, ne iman ve ne de izanla açıklanabilir..

Allah’ın kendisine iman edip itaat edenlere her türlü tarifin üstünde bir güzelliğe sahip cennet gibi bir mükâfatı olduğu gibi, kendisini, peygamberini, kitabını inkâr edenler için de her türlü tarifin üstünde bir işkence özelliğine sahip olan cehennem gibi bir zindanı da olacaktır. En büyük olan Allah’ın mükafat ve cezasının da büyüklüğüne yakışır bir tarzda olmasından daha makul ne olabilir ki!.. 

Aslında, Allah’ın vereceği cezadan kurtulmak için elinden gelen gayreti göstermeyenler, bu cezanın kapıda olduğunu düşünerek sinir krizlerini geçirmekte ve bunun faturasını da bu cezanın varlığından söz eden hocalara kesmektedir. Halbuki, Allah’a karşı gelmek, kırık elle dövüşmek gibidir ki, acıdan başka bir şey kazandırmaz.

Bir polis memuru veya bir jandarma karşısında eli ayağı birbirine dolananların, bütün varlıkların yaratıcısına karşı meydan okumaları ibret vericidir. Beş liralık bir  menfaat uğruna şeytanın elini ayağını öpmekten çekinmeyen bir kısım insanların, cennet gibi bir mükâfatı vâd eden Allah’a itaat etmeyi gururlarına yedirmemeleri nasıl açıklanabilir.

Kâinatın ve insanların yaratılmasındaki hikmetlerin % 99’u Allah’a bakar. Allah isim ve sıfatlarının tecellilerini görmek ve göstermek istediği için bu kâinatı yaratmıştır. Tabir caizse, kendi sonsuz maharetini uygulamaya koymak için, canlı, yarı canlı, cansız, melek, cin, ruhanî ve insanoğlu gibi milyarlarca varlık türlerini; ilim, kudret, merhamet, hikmet gibi yüzlerce isim ve sıfatlarının değişik tecellilerini, farklı tezahürlerini bu harika sanat estetiklerine yansıtmıştır.

Bu tecellilerin önemli bir kısmı ise, hâkimiyet-i mutlaka mertebesindeki rububiyetiyle alakalıdır. Hâkimiyet; infirad ve istiklali gerektirdiği gibi, ortaklığı kabul etmemeyi de esas alır. Görmek ve göstermek istediği en önemli husus bu vahdaniyet ve birliğin görülmesidir.

Bunun Allah’ın nezd-i uluhiyetinde ne kadar önemli olduğunu mealini verdiğimiz şu ayetten de açıkça anlamak mümkündür.

“Şu muhakkak ki Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder. Kim Allah’a ortak icad ederse müthiş bir iftira etmiş, çok büyük bir günah işlemiştir.”(Nisa, 4/48)

Rububiyetin en açık iki özelliği vardır. Bunlardan biri, hâkimiyeti kabul edip itaat edenlere mükâfat vermek, bu hâkimiyeti kabul etmeyip isyan edenlere ceza vermek. Böylece hâkimiyetin inayet ve merhamet tarafını -itaat edenlere- mükâfatla, haysiyet ve izzet tarafını da isyan eden terbiyesiz eşkıyaları cezalandırmakla gösterir.

Ayrıca kâinatta en mükemmel, en güzel kıvamda, yeryüzü halifesi olarak yarattığı, maddî-manevî pek çok donanımlarla donattığı insan oğlunun, fıtratındaki kabiliyet ve istidatlarının inkişaf etmesi için imtihan ateşiyle teste tabi tutmuştur. Bir madene ateş verilip içindeki elmas ile kömür, altın ile bakır ayrıştırıldığı gibi, Allah da  insanlık madenindeki farklı cevherlerin, meziyet ve kabiliyetlerin ortaya çıkması için imtihan ateşine tabi tutmuştur.

Hz. Muhammed (asv) ile Ebu Cehil’in, Müseyleme-i kezzab ile Ebu Bekir Sıddık (ra)'ın, Hz. Ömer (ra) ile As b.Vail’in, Hz. Ali (ra) ile Velid b. Muğire’nin aynı muameleye tabi tutulmasına hangi vicdan razı olur, hangi adalet ölçüsüne sığar? Allah’ın böyle bir şeye izin vermesi ne adaletinin, ne merhametinin, ne kereminin, ne de inayetinin şanına yakışır...

İlave bilgi için tıklayınız:

İnsanlar günah işleme özelliğinde yaratıldığı halde, neden cehenneme atılıyor?

Yüce Rabbimiz, insanların belki de çoğunun günah işleyip bedel olarak cehenneme gideceğini yüce ilmiyle bildiği halde, neden onları yarattığını adalet ve merhamet bağlamında irdeleyebilir miyiz?

“Eğer siz günah işlemez olsaydınız, Allah başka insanlar yaratır, onlar günah işlerler, kendisi de onları bağışlardı.” anlamındaki hadise göre, Allah’ın, tövbe etsinler diye günahı ve insanları yaratması, sonra günah işleyenleri suçlaması tezat değil mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR