Kur’an'ın kaynağı cahiliye devri şiirleri mi?

Soru Detayı

- Bazı ateistler, Kur’an ayetlerinin, Cahiliye şiirlerinden derlendiğini iddia ediyorlar. Bu iddialara cevap verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bazı konulara açıklık getirdikten sonra, soruda geçen konulara iddia-cevap formatında cevap vermeye çalışacağız.

1. Kur’an’ın vahyedildiği dönemde, Kur’an’ın muhataplarının önemli bir bölümü cahiliye şiirini çok iyi bilen kişilerdi. Bunlardan birçoğu Peygamberimizin Allah’ın elçisi olduğu iddiasına itirazlar getirmeye çalıştılar; Peygamberimize “deli” veya “sihirbaz” denmesi gibi suçlamaları ve bunların cevaplarını Kur’an’da görüyoruz.

Eğer Kur’an’la cahiliye şiiri arasında bir benzerlik bulunsaydı, o dönemin putperestleri şuna benzer iddialarda da bulunmuş olmaları gerekirdi: “Bu adam, cahiliye şiirini kopyalayarak bizi kandırmaya çalışıyor.”

Oysa cahiliye şiirini gayet iyi bilen o dönemin putperestlerinde buna benzer bir iddiaya rastlanmamaktadır. Kısa zamanda Arap yarımadasına İslam’ın hakim olması da böylesi bir benzerliğin olmadığının kanıtıdır. En ufak alışkanlığını insanın bırakması çok zorken, atalarından gelen dinlerini ve birçok alışkanlıklarını İslam’dan sonra değiştiren, İslam için canlarını ortaya koyan Arap yarımadası halkı cahiliye şiiri ile büyümüşlerdi.

Kuran’ın Allah’ın vahyi olmadığı, başka yerlerden (mesela cahiliye şiirinden) derlendiği kanaatinde olsalardı, bu kadar büyük bir değişimi yaşamaları ve Kur’an-İslam yolunda hayatlarını ortaya koymuş olmalarını hiçbir mantık kabul etmez.

2. Tarihsel bir gerçek olarak, cahiliye şiirinin en önemli isimlerinden, putperest hakimiyetindeki Kabe’ye asılan muallakaların (o dönemde Kabe duvarına asılmak için seçilen ve kutsallık atfedilen yedi şiir) yazarlarından Lebid’in, Kur’an’ın edebi üslubunun etkisiyle Müslüman olduğu, “Kuran’ı duyunca bir daha şiir yazmak bana yakışmaz.” diyerek şiir yazmayı bıraktığı bilinmektedir. Cahiliye şiirinin bu önemli uzmanı gibi kişiler, eğer Kur’an ile cahiliye şiiri arasında bir benzerlik olsaydı bunu rahatça tespit edecekler ve gündeme getireceklerdi. Oysa tersine, bunlar Kuran’ın bambaşka olduğunu ve cahiliye şiiri gibi insani üretimlerin Kuran ile yarışamayacağını beyan ve tasdik etmişler, bu tasdikleri de lafta kalmamış tüm hayatlarına buna göre yön vermişlerdir.

3. Burada dikkat edilmesi gereken önemli konuda, günümüzde “cahiliye şiiri” olduğu söylenenlerin mahiyetinin ne olduğudur. “Cahiliye şiiri” olarak günümüze aktarılan şiir, ilk olarak Kuran’ın vahyedilmesinden sonraki 2. 3. yüzyılda karşımıza çıkmaktadır; bazılarının sandığı gibi Kur'an vahyedilmeden önceki dönemden kesintisiz gelen bir kaynak söz konusu değildir. (Konuyu bilen hiç kimsenin böylesi bir iddiası yoktur.)

Birçok Oryantalist “cahiliye şiiri” olarak anılan şiirin Kur’an’ın vahyinden sonra uydurulduğunu ifade etmişlerdir. 20. yüzyılın ilk yarısında yaşayan ünlü Arap dili ve şiiri uzmanı Taha Hüseyin de “cahiliye şiiri” olarak kitaplarda aktarılanların İslam uygarlıklarının döneminde yazılmış şiirler olduğunu söylemiştir.

Buna göre, tamamı olmasa da "Cahiliye şiiri" olarak bilinen bazı şiirlerin Kur'an'dan sonraya ait olduğu söylenebilir. Ancak bu durum, Cahiliye dönemine ait şiirin olmadığı anlamına gelmez.

Bu açıklamalardan sonra, bazı ateistlerin konuyla ilgili iddialarına cevap vermeye çalışalım:

İddia:

Kur'an'ın Kaynağı: İslam Öncesi Şiirler

İmru'l Kays'ın; "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı". dizesiyle başlayan bir şiiri vardı, aldığım kaynakta Kamer Suresi 1. ayetin kaynağı olduğu söyleniyordu. Lakin o şiirin pek çok yere alıntılandığını ve bunlara gelen yorumlarda İmru'l Kays'ın böyle bir şiirinin olmadığının söylendiğini gördüm. Tabi ben de araştırmaya koyuldum ve bir kaynak bulamadım. Kaynak var ama bu kaynağın Muhammed'den önce mi yoksa sonra mı yazıldığı belirsiz. Dolayısıyla bu şüpheli kaynağa dayandığı için şiiri makaleden çıkarıyorum.

Gerçi büyük İslam alimleri dahi; "ay yarıldı" ifadesinin, "her şey açığa çıktı" anlamında İslam Öncesi Araplarca da kullanılan bir deyim olduğunu söylüyorlar, bu durumda Kur'an'a köken olmaz, doğal olarak, dilde var olan bir deyim kullanılmış olur. Yani bu deyimi İslam'dan Önce pek çok Arap'ın kullanmış olması muhtemel ama şiire vurduğumuz zaman kaynağın sağlam olması gerekiyor.

Eğer sağlam bir kaynaktan doğrulayabilirsem, tekrar ekleyeceğim. Bu konuda bilgisi olanların, yorum olarak benimle paylaşmaları önemle rica olunur. Şimdi konumuza geçebiliriz.  

Cevap:

Bu yazının iki sorusu vardır:

a) "Ay yarıldı" ifadesinin, "her şey açığa çıktı" manasında bazı ifadeler daha önceki Araplar arasında da kullanılmıştır.

b) İmru’l-Kays’ın "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" dizesiyle başlayan bir şiiri varmış. Bu iki soru ile “Kur’an’ın -haşa yüz bin defa haşa- eskilerin masallarını, şiirlerini kopyalayan bir kitap” olduğunu söylemek istiyorlar.

a) Kur’an-ı Kerim Arapça diliyle inmiştir. Kur’an’ın ifadelerinde daha önceki Arapların kullandığı bazı sözlerin, deyimlerin bulunması, işin tabiatının gereğidir. Unutulmamalıdır ki, Kur’an’da yalnız “Ay’ın yarıldığı” belirtilmemiş.. Aynı zamanda “Ay’ın yarıldığını gören inkârcıların” bunun (Hz.) Muhammed’in daha önce de bize gösterdiği sihirlerinin bir devamı/halkası olduğunu söyledikleri de bildirilmiştir. Bu ifadeden “Ay’ın yarılması” olayının kesin olduğunu anlayabiliriz.

- Evet, “Ayın ikiye bölünmesi” mucizesi, hem sahih hadislerde, hem tarih kaynaklarında geçtiği gibi, Kur’an ile de sabittir.

“Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Kâfirler bir mucize görünce yüz çevirirler ve: ‘Bu devam ede gelen bir büyüdür’ derler.” (Kamer, 54/1-2)

mealindeki ayetlerde Ayın yarıldığı ve kâfirlerin bunu inkâr edemedikleri, yalnız bunu bir büyü olarak değerlendirdiklerine vurgu yapılmaktadır.

- el-Kettani, Ay’ın yarılması mucizesini mütevatir hadislerle ilgili yazdığı eserine almıştır. (bk. Nazmu’l-Mütenasir mine’l-hadisi’l-mütevatir, 1/211)

- İbn Sübki de bu olayla ilgili hadisin mütevatir olduğunu ve Kur’an’la da sabit olduğunu belirtmiş ve bunu inkâr edenlerin ehl-i bida olduğuna işret etmiştir. (bk Kettani, a.g.y)

- İbn Hacer, İbn Abdulber, Kurtubî, Münavi gibi büyük hadis alimleri bu olayın manevi tevatür mahiyetinde olduğunu belirtmişlerdir. (bk. Kettani  1/212)

- Ay’ın yarılması olayı (bu yazarın da aşağıda “Bu da sahihliği tartışılmaz hadislerden” dediği) Müslim ve Buhari’de de yer almaktadır. (Buhari, Menakıb,27; Tefsir suretu 54/1; Müslim, Münafikin,43,47,48)

Bu rivayetlerde  olayı haber veren Abdullah b. Mesud, Cubeyr b. Mutim ve Hz. Huzeyfe bu olayı bizzat görmüşlerdir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 7/182)

- Sitemizde “Ayın yarılması” ile ilgili değişik cevaplarımızda geniş bilgi vardır. bakılabilir.

b) İmru’l-Kays’ın "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı" dizesiyle başlayan bir şiirinin olduğuna dair bilgiyi, bizzat yazarın kendisi de şüphe ile karşıladığına göre, bu konuda fazla söze hacet kalmamış demektir.

İddia:

Ümeyye Bin Ebi's-Salt'dan Alınanlar

Ümeyye İslam'da çok önemlidir, hatta Muhammed; "şiirleri iman etmiş ama kendi etmemiş" demiştir onun için, hatta şu ayetler onun hakkında inmiştir:

Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. (Araf 175-176)
Ayetlere göre demek ki Muhammed'den önce Ümeyye peygamber seçilmiş ki ona ayetler verilmiş, sonra da geri alınmış.

Cevap:

- “Ümeyye (b. Ebi Salt) İslam’da çok önemlidir” ifadesi, onun “Kur’an’a kaynaklık ettiği” şüphesini pekiştirmeye yöneliktir. Onun için şunu çok net söyleyelim ki, İslam Literatüründe bu kişi, diğer onlarca kâfirden daha az yer almıştır. Şair ve Hanif (Hz. İbrahim’in dininden kalma tevhid) dininin bazı hakikatlerini bildiği için Mekke/Taif toplumunda tanınmıştır.

Bununla beraber, diğer Kureyş büyüklerinin hiç birisiyle kıyaslanmayacak kadar az bir şöhrete sahiptir. Tarih kaynaklarında ve İslami Literatürde -Ebu Cehil, İbn Muğire gibi insanlara nispeten- kendisine çok az yer verilmiştir.

- İlgili ayetlerde (Araf, 7/175-176) kimin kastedildiği konusunda farklı yorumlar vardır. Bunlardan bir tanesinde de bunun Ümeyye olduğu bildirilmiştir.

Ancak en meşhur olan ve tefsirlerde daha fazla yaygın olan bilgiye göre bu kişi Hz. Musa zamanında yaşamış “Bel’am b. Baura” adında bir kimsedir. (bk. Taberi, Razi, Maverdi, Beydavi, ilgili ayetlerin tefsiri)

- İlgili ayetlerde yer alan “ayat=ayetler” kelimesinden hareketle, Ümeyye’nin de sanki önce bir peygamber olduğu daha sonra azledildiği iddiasına işaret edilmiştir. Vakıa, böyle bir yorum da söz konusu edilmiş, fakat alimler tarafından -böyle bir şeyin peygamberlik makamıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle- bunun kesinlikle doğru olmadığı belirtilmiştir. (bk. Taberi, Razi, Maverdi, Beydavi, a.g.y).

- İbn Kesir de bu yorumun kesinlikle yanlış olduğunu belirttiği gibi, ayette işaret edilen kimsenin Bel’am b. Baura olduğu bilgisinin en meşhur olduğunu da bildirmiştir. (İbn Kesir, ilgili ayetlerin tefsiri)

- Bilindiği gibi Kur’an’da yer alan “ayet/ayetler” kelimeleri, -Kur’an ayetlerinin yanında- genellikle vahyin hak olduğunu gösteren deliller, mucizeler için kullanılmıştır.

Dolayısıyla, bu ayette yer alan “ayat=ayetler”den maksat bir kitabın ayetleri değildir ki, bundan hareketle söz konusu kişiye “önce peygamberlik verildiği sonra kendisinden alındığı..” şeklindeki iddianın bir değeri olsun ..

İddia:

Muhammed'in ünlü şakku's sadr (göğsünün yarılması) olayı da ondan alıntıdır, olay şöyle:

İshak b. Bişr, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet eder: Ümeyye b. Ebi's-Salt'm kızkardeşi Faria, Mekke fethinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına geldi. Akıllı, basiretli ve güzel bir kadındı. Rasûlullah (s.a.v.), onu beğenirdi. Bir gün ona şöyle sordu:

- Ey Faria! Kardeşin Ümeyye'nin şiirlerinden ezberinde olan var mıdır?
- Evet... Bundan daha önemlisi, gördüğüm şöyle bir olay var. Onu sana anlatayım:

Kardeşim Ümeyye bir sefere gitmişti. Dönünce ilk ola­rak bana uğradı. Kanepemin üzerine uzandı. Ben de elimdeki bir deriyi traş etmekle meşguldüm. Bir ara iki beyaz kuş veya beyaz kuş gibi iki yaratık evimin küçücük aydınlatma penceresine doğru geldi. Biri, pen­cerenin içine düşer gibi oldu. Diğeri de onu takib edip pencereye girdi, ilki, gelip Ümeyye'nin üzerine kondu. Göğsü ile kasığı arasını yardı. Pençesini göğsünün içine daldırıp kalbini çıkardı, koklamaya başladı…

“Hadislerde ayrıntılı geçmekle beraber, Kur'an'da şöyle geçmektedir:

Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)? Ve senin yükünü kaldırıp attık. Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü. (İnşirah 1-2)
Bu ayet hakkındaki temel görüş, "şakku's sadr" olayını anlattığıdır.  Muhammed bilen her kişiden Ümeyye Bin Ebi Salt'ın şiirlerini sormuştur, Müslim'de şöyle bir hadis var:
2282 - Amr İbnu'ş-Şerrîd, babasından (Şerrîd'den naklen radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir gün ben Resülullah'ın bineğinin arkasına binmiştim. Bir ara bana:

"Hafızanda Ümeyye İbnu Ebi's-Salt'ın şiirinden birşeyler var mı?" diye sordu. Ben:
"Evet!" deyince:
"Söyle!" dedi. Ben kendisine bir beyt okudum. O yine:
"Devam et!" dedi. Ben bir beyt daha okudum. O yine,
"Söyle!" emretti. Böylece kendisine yüz beyit okudum." [Müslim, Şiir 1, (2255)].

Bu da sahihliği tartışılmaz hadislerden, peki soralım sizce neden bu kadar ilgilenmiştir Ümeyye ile? Hem kız kardeşine soruyor, hem başkalarına? Bu işte bir tuhaflık yok mu? Yok tabi, Muhammed Kur'an'a (ç)alıntılar yapmayı çok severdi. Durum böyle olunca da Ümeyye'nin izlerini sıkça görüyoruz Kur'an'da. Sözde kalbi kabul etmemiş, ıslah olmamış, inadından Müslüman olmamış ama bunların sonradan Müslümanlarca uydurulmuş hikayeler oldukları belli, sonuçta Kur'an adamın söylediği şiirlerden ibaret, neden iman etsin ki?

Cevap:

Bu soruyu birkaç madde halinde tahlil edeceğiz:

a) Soruda yer alan bilgi için bk. el-Bidaye ve’n-Nihaye, 2/284-85.

Yazarın Ümeyye b. Ebi Salt’tan naklettiği bu haberlerin hiç birinde, Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğine halel getiren bir husus yoktur.

b) Hz. Enes’in, “Efendimiz’in göğsünün yarılması neticesinde meydana gelen yara izinin vücudunda kaldığını ve bir çizgi halinde görüldüğünü anlatmaktadır.” (bk. Müslim, İman, 261) açıklaması da yazarın “Bu da sahihliği tartışılmaz hadislerden..” dediği Müslim’in sahihinde yer almaktadır.

c) Ümeyye’nin “kalbinin yarılması” ile ilgili bilginin doğru olup olmadığını bilemiyoruz. Şayet doğru olsa bile bunun Hz. Peygamber’le ilgili “göğsünün yarılması” olayına bir toz kondurması asla söz konusu değildir. Çünkü, Hz. Muhammed (asm)’in göğsünü açtıran Allah’ın başkasına aynı ihsan ve ikramı yapmayacağına dair bir kanıt yoktur.

- Bununla beraber, Ümeyye’nin kız kardeşi Faria’nın Hz. Peygamber (asm) ile bu olayı konuşması -ilgili kaynakta yer aldığı üzere- Mekke fethi esnasında olmuştur. Oysa, Hz. Muhammed’in “göğsünün yarılması”, bundan 50 küsur yıl önce (küçük yaşta) gerçekleşmiştir. Yani, Hz. Muhammed (asm)’in “bu olayı duyduğu için böyle bir şeyi kendisi için de söylediği” iddiasının tutulur hiçbir tarafı yoktur.

d) Kur’an’da Ümeyye b. Ebi Salt’tan alıntı yapıldığı iddiası dinsizlik ön yargısının verdiği bir körlükten kaynaklanıyor. Ümeyye’nin daha önceki semavi dinlerden öğrendiği bilgilere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Zaten Müslümanlar tarafından kendisinden söz edilmesinin asıl nedeni de onun bu semavi bilgileridir.

Bu sebeple, Kur’an’da Tevrat ve İncil’deki bazı hakikatlerden söz edilmesi, onlardan bir alıntı olduğu anlamına gelmediği gibi, Ümeyye’nin de o çeşit semavi dinlerden bazı öğrendiği bazı hakikatlerin Kur’an’da da yer alması, elbette bunun bir alıntı olduğu anlamına gelmez. Çünkü, daha öncekilerin söyledikleriyle aynı olmasın diye, bir hakkı, bir hakikati, bir doğruyu tersyüz mü etmek gerekir?

Daha önceki binlerce peygamber “Allah birdir.” dedikleri için bundan vaz mı geçilmelidir?

Yoksa aynı hakikat söylendiği zaman mutlaka bunun bir kopya ve intihal olduğu mu kabul edilmelidir?

Zerre kadar akıl, vicdan ve insaf sahibi olanlar bunu elbette reddedeceklerdir.

e) “Biz ona şiir öğretmedik, bu ona yaraşmaz da, o ancak bir zikir ve parlak bir Kur'an’dır.” (Yasin, 36/69) mealindeki ayet ve benzerlerinde Kur’an’ın şiirin hayallerinden çok öte bir hakikatler manzumesi olduğuna vurgu yapılmıştır. Onlarca şair ve edibin Kur’an’ın bir şiir olmadığını kavrayarak iman ettiği halde, onun bir şiirden alıntı olduğunu iddia etmek gerçekten akli ve vicdani bir marazın ürünüdür.

f) Tekrar hatırlatalım ki, yazarın “Bu da sahihliği tartışılmaz hadislerden...” dediği Müslim’in sahihinde Hz. Peygamber (asm)'in hak peygamber olduğunu gösteren onlarca delil vardır. Bunlardan bir tanesini örnek olarak takdim ediyoruz:

“Hz. Peygamber, cuma günü hutbe irad ederken bir adam geldi, onun karşısında durdu ve şöyle dedi: 'Ya Rasülellah! Hayvanlar mahvoldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bize yağmur versin.' Allah’ın Rasul’ü ellerini kaldırarak, 'Allah'ım bize su ver, Allah’ım bize su ver.' diye dua etti. Gökte hiçbir bulut işareti yok iken, birden bir bulut çıkıp çevreye yayılmış ve yağmur yağmağa başlamıştı. Bu durum bir hafta sürdü."

"Ertesi cuma bir adam geldi: 'Ey Allah’ın elçisi! Mallarımız telef oldu, yollar kesildi. Allah’a dua et, bizden yağmuru kessin.' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dua buyurdu: 'Allahım! Yağmuru üzerimize değil, çevremize, dağlara, tepelere, vadilere ve ağaçlı yerlere ver.' Bu dua ile yağmur kesildi." (Buharî, İstiska, 6; Müslim, İstiska, 8)

İddia:

Ümeyye’nin Bilgileri Kopyalanmıştır

Ümeyye İbn Ebi's-Salt'a göre:

"Yalnızca bir Tanrı vardır. Bu Tanrı, var olan her şeyi yönetir. O, bir nur perdesi içinde, Arş’ındadır. İnsan gözü, bu nur perdesini aşamadığı için Tanrı'yı göremez. Bu perde, mukaddes gök melekleriyle kuşatılmıştır. Bunlar, 'saf saf dizilmiş'tir. Kimi Arş'ı taşıyor, kimi sessizce Tanrı'nın vahyini dinliyor. Bunlar arasında Cibril (Cebrail), Mikail ve diğer bazıları, en yüksek yeri almışlardır. Dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Her yaşayan, er geç ölür, çürür. Tek kalıcı, kutsallık ve 'celal sahibi' olan Tanrı'dır. Hiçbir zaman yok olmayan O'dur yalnızca."

NOT: Bazılarına kendi yorumumu da kattım, bu cümlelerimden anlaşılır zaten.
Ümeyye'nin bu düşüncelerinin de aynını Kur'an'da bulabiliyoruz;

  • 1 Tanrı olması,
  • Perdenin ardında olması,
  • Arşın melekler tarafından taşınması,
  • Cibril ve Mikail'in yüksek rütbeli meleklerden sayılması,
  • Her nefsin ölümü tadacak olması, sadece Tanrı'nın sonsuz yaşamının olduğu inancı…

Cevap:

a) Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Ümeyye b. Ebi Salt, diğer bazı HANİF olan kimseler gibi, önceki dini kaynaklardan öğrendiği bilgilere sahipti. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (asm)’e kadar gelip geçen 124 bin peygamberin Allah’tan vahiy ve ilham yoluyla öğrendikleri birçok hak ve hakikat olan bilgileri ümmetlerine ders verdiler.

İnsanlık tarihi boyunca hiç bir millet peygambersiz kalmamıştır. Bu sebeple, Fetret dönemi denilen Hz. İsa ile Hz. Muhammed (asm) arasındaki zaman sürecinde Hanif denilen bazı kimselerin bu hakikatleri seslendirmeleri son derece doğaldır. İle de onların bir peygamber olmaları da gerekmez.

b) Kur’an’ın bu gibi bilgileri kopyalayan bir kitap olduğunu söyleyebilmek için tek kelime ile “akıldan istifa etmek” gerekir. Zira, kırk yönden mucize olan Kur’an’ın başka kaynaklardan alıntı olduğunu söylemek gerçekten çok koyu bir cehalet ve karanlık bir düşünce yanında gözleri hakikat güneşi karşısında kamaşan bir yarasa olmayı gerektirir.

c) İlgili kaynaklarda yer alan Ümeyye’nin şiirlerinin hiç biri, Kur’an ayetlerine benzememektedir. Ne ifade tarzı, ne cümle dizaynı ve ne de belagat ve fesahat bakımından hiç benzer bir tarafı yoktur. “Vardır” diye varsa hodri meydan; göstersin görelim! İşte o şiirlerden bir örnek: كُلُّ عَيْشٍ وَإِنْ تَطَاوَلَ دَهْرًا * صَائِرٌ مَرَّةً إِلَى أَنْ يَزُولَا لَيْتَنِي كُنْتُ قَبْلَ مَا قَدْ بَدَا لِي * فِي قِلَالِ الْجِبَالِ أَرْعَى الْوُعُولَا فَاجْعَلِ الْمَوْتَ نُصْبَ عَيْنَيْكَ وَاحْذَرْ

d) Yazarın dürüstlüğüne bakın (!) ki, Ümeyye ile ilgili bilgi aldığı kaynağın aynı yerinde şu bilgiye yer vermemiştir. Çünkü özetle arz edeceğimiz bu bilgi ateistin hoşuna gitmemektedir. Özetle:

Hafız İbn Asakir -İmam Zuhri’den naklen- anlatıyor: Ümeyye bir ara ahir zaman peygamberinin geleceğini ehl-i kitaptan öğrenince, kendi bilgilerine de güvenerek onun kendisi olabileceğini düşünmeye başlamıştır. Sonra gittiği Bahreyn’de 8 yıl kaldıktan sonra tekrar memleketi Taif’e döndü. Orada Hz. Muhammed’in peygamberliğini ilan ettiğini öğrendi.

Nihayet Mekke’ye gidip onunla görüştü. Kendisi bazı şiirlerini okudu. Hz. Peygamber de Yasin suresinin ilk ayetlerini okudu. Bunları dinledikten sonra hemen oradan kalkıp gitmeye başladı.

Oradaki bazı kimseler arkasından gidip durumu sordular. O da “Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğuna” iman ettiğini bildirdi. “Peki ona uyacak mısınız?” sorusuna ise, "Sonra durumuna bakarım” dedi ve Şam’a gitti. Hz. Peygamber (asm) Medine’ye hicret edip, Bedir zaferini kazandıktan sonra, o da (artık Hz. Muhammed’in peygamberliğine tam kanaat getirdiği için) Şam’dan döndü. Bazıları “nerey gittiğini” sordular, “Muhammed’e gidip iman edeceğini ve ona tabi olacağını”söyledi. Bu arada biri “Sen Muhammed’e iman etmeye gidiyorsun da Bedir’deki Kalib kuyusunda kimlerin olduğunu bilir misin?” dedi ve: “Orada senin dayının oğulları olan Utbe ve Şeybe bulunuyor.” diye de ekledi.

Bunun üzerine Ümeyye, devesinin kulaklarını ve kuyruğunu kesti, sonra Kalib kuyusunun başına gidip (mersiye kabilinden) şiirler söyledi. Sonra (Medine’ye gitmekten vaz geçip) Mekke ve (memleketi) Taif’e döndü ve İslam’ı terk etti. (el-Bidaye, 2/285-86)

İddia:

Kuss Bin Saide El İyadi

İslam aleminde meşhur bir şairdir, Ukaz panayırındaki hutbesi Müslümanlarca çok övülür, şimdi bu hutbeyi aktaracağım. Gariptir ki bu hutbeyi peygamber olmadan önce Muhammed de dinlemiş ve insanlara aranızda bilen var mı diye sormuştur.

Benî İyad’ın muvahhid ve Hz. İsa’nın dinine mensup bulunan büyüğü Câ­rûd b. Alâ adındaki zât, kavminin ileri gelenleriyle birlikte, vasıflarını öğren­mek üzere Re­sû­lul­lah Efendimizin huzuruna vardı. Peygamber Efendi­mize ne ile gönderildiğini sorup öğrendikten sonra, “Seni hak peygamber ola­rak gön­deren Allah’a yemin ederim ki senin vasfını İncil’de buldum. Seni, Meryem’in oğlu müjdeledi. Sana devamlı selam olsun ve seni gönderen Al­lah’a da ham­dolsun. Elini uzat. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve sen, Allah’ın resûlüsün!” diyerek Müs­lüman oldu. Onu takiben de diğer arkadaşla­rı İslami­ye­te girdiler.

Bu durumdan fazlasıyla memnun olan Fahr-i Kâinat Efendimiz, sordu: “İçinizde Kuss b. Saide’yi bilen var mı?”
Cârûd, “Elbette yâ Re­sû­lal­lah!” dedi. “Hepimiz onu biliriz. Hu­susan ben, hep onun yolunda gidenlerdenim!”
Bunun üzerine Resûl-i Zîşan Efendimiz şöyle buyurdular:

“Kuss b. Saide’nin bir zamanlar Sûk-i Ukâz’da bir deve üze­rinde, ‘Yaşayan ölür, ölen fena bulur, olacak neyse olur!’ diye okuduğu hutbesi hiç hatırımdan çıkmaz. O, bir hayli söz daha söylemişti. Zannetmem ki hepsi hatırımda kalmış olsun!”

Mecliste hazır bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a.) atılarak, “Yâ Re­sû­lal­lah!” dedi. “Ben de o gün Sûk-i Ukâz’da hazırdım. Kuss b. Saide’nin söylediği sözler hep hatırımdadır. Müsaade buyurursanız okuyayım!”

Sonra da mezkûr hutbeyi başından sonuna kadar huzur-u Ri­sâ­let­te okudu.

Bunun üzerine heyetten de bir kişi ayağa kalktı ve Kus­s’­un şiirlerinden bir­kaçını daha okudu. Bu şiirlerinde de o, Harem-i Şerif’­te, Hâşimoğullarından Mu­hammed’­in (a.s.m.) peygamber gönderileceğini açıkça zikr ve beyan et­miş­ti.

Bütün bunlardan sonra Re­sû­lul­lah Efendimiz de, Câ­hi­liy­ye devrinde hida­yet yolunu bulmuş bu bahtiyar için şöyle buyurdu:

“Ümit ederim ki Cenab-ı Hak, kıyamet gününde Kuss b. Sai­de’­yi ayrı bir üm­met olarak haşreder!”Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden bir­kaç yıl ön­ceydi. Salih Suruç - Peygamberimizin Hayatı
Yine Zuheyr b. Ebî Sulmâ'ya ait benze şiirler var..

Muhammed'in belki de en önemli vahiy kaynağı Muhammed'in eşi Hatice'nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'dir, ondan da benzer şiirler var..

Cevap:

a) Kuss b. Saide de Ümeyye gibi Hanif olan ve eski dinlerden istifade eden ve belki de ilhama mazhar olan kimsedir. Bunun ilgili hutbelerinde yer alan bazı hakikatlerin İslam’da da yer almasının ne sakıncası vardır.

Ümeyye ile ilgili konuda ifade edildiği gibi, eski hak dinler de Allah tarafından gönderilmiştir. Onlardaki hak ve hakikatin Kur’an’da da yer alması kadar tabii bir şey olamaz. Kaldı ki Kur’an’da, Tevrat ve İncil’de yer alan bazı bilgiler, açıkça onlara atıfta bulunularak verilmiştir. İslam’da Tevrat ve İncil’e ve daha önceki diğer kitaplara iman etmeyen, Müslüman bile kabul edilmez.

Bu gerçekler ortada iken, Kuss b. Saide’nin onlardan öğrendiği bazı gerçeklerin Kur’an’da da yer almasını, bir alıntı olarak değerlendirmek, dinsizlik fanatizmin kör ettiği kalplerin işidir.

b) Fazla söze ne hacet! Bizzat yazarın yazısında yer alan şu ifadeler bile işin doğrusunu hatırlatıyor:

“Mecliste hazır bulunan Hz. Ebû Bekir (r.a.) atılarak, 'Yâ Re­sû­lal­lah!' dedi. 'Ben de o gün Sûk-i Ukâz’da hazırdım. Kuss b. Saide’nin söylediği sözler hep hatırımdadır. Müsaade buyurursanız okuyayım!'”

Sonra da mezkûr hutbeyi başından sonuna kadar huzur-u Ri­sâ­let­te okudu.

Bunun üzerine heyetten de bir kişi ayağa kalktı ve Kus­s’­un şiirlerinden bir­kaçını daha okudu. Bu şiirlerinde de o, Harem-i Şerif’­te, Hâşimoğullarından Mu­hammed (asm.)’­in peygamber gönderileceğini açıkça zikr ve beyan et­miş­ti.  Bütün bunlardan sonra Re­sû­lul­lah Efendimiz de Câ­hi­liy­ye devrinde hida­yet yolunu bulmuş bu bahtiyar için şöyle buyurdu:

“Ümit ederim ki Cenab-ı Hak, kıyamet gününde Kuss b. Sai­de’­yi ayrı bir üm­met olarak haşreder!” Kâinatın Efendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden bir­kaç yıl ön­ceydi.(Salih Suruç, Peygamberimizin Hayatı)

b) Zuheyr b. Ebi Sülma cahiliye devrinin büyük şairlerinden biridir. Rivayetlerin önemli bir kısmına göre, Zuheyr Hz. Peygamber (asm)'in nübüvvetinden biraz önce ölmüştür. Hiçbir şiiri, belagat ve fesahat bakımından Kur’an’la karşılaştırılmaz bile. Bunu Arapça edebiyatını bilen her vicdan sahibi teslim edecektir.

- Eğer Hz. Muhammed (asm)’in peygamber olduğu döneme kavuşsaydı, kuvvetli ihtimalle o da meşhur şair Lebid gibi iman edecekti. Kim bilir belki de onun da kızı, -Lebid’in kızı gibi- babasının şiirini Kâbenin duvarından indirir ve “Kur’an’ın ayetlerine karşı bunların artık bir kıymet-i harbiyesi kalmamıştır” diyecekti.

c) Varaka b. Nevfel’in Peygamberimizle ilgili sözleri sahih hadis kaynaklarında da vardır. “Sen ahir zaman peygamberisin. Eğer kavmin seni buradan çıkaracağı zamana yetişirsem, sana bütün gücümle yardımcı olurum.” şeklindeki sözleri, onun Hz. Muhammed (asm)’e ne kadar güçlü iman ettiğini göstermektedir.   

- Buna rağmen, onun üzerinden Hz. Muhammed (asm)’in peygamberliğine şüphe kondurmaya çalışmak, Orta Çağ klasik türü zifiri karanlık bir cehalettir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an'da Cahiliye şiirlerinden pasajlar bulunması nasıl açıklanabilir ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR