Küfürlü konuşana akrep ve yılan mı musallat olur?

Tarih: 22.06.2026 - 12:25 | Güncelleme:

Soru Detayı

Küfürlü ve hakaret içeren sözler kullanmanın hükmü nedir? Bunun kabirde veya ahirette bir cezası var mıdır?
Günlük konuşmalarda küfürlü, hakaret içeren ve çirkin sözler kullanma meselesi hakkında soru sormak istiyorum.
İslam'da kötü, kırıcı ve edebe aykırı sözlerin hoş karşılanmadığını biliyorum. Ancak bu konunun dinimizdeki yerini daha ayrıntılı olarak öğrenmek istiyorum.
Öncelikle, bir kişi öfke, alışkanlık veya içinde bulunduğu çevrenin etkisi sebebiyle küfürlü ve hakaret içeren sözler kullanmaya alışmışsa, bu kötü alışkanlığı nasıl terk edebilir?
İslam, kişinin dilini düzeltme ve kötü alışkanlıklarını bırakma çabasına nasıl bakmaktadır?
Âlimler, konuşmasını güzelleştirmek ve ahlâkını düzeltmek isteyen kimselere bu konuda hangi tavsiyelerde bulunmaktadır?
Ayrıca halk arasında sıkça duyulan bir konu hakkında da bilgi almak istiyorum.
Bazı kimseler, bir insan her küfür veya hakaret içeren söz kullandığında kabrine bir akrep veya benzeri zararlı bir yaratığın eklendiğini, bu tür sözleri çok kullananların kabirde özel bir azaba uğrayacağını söylemektedirler.
Bu iddianın Kur'an veya sahih hadislerde bir dayanağı var mıdır?
Yoksa bu tür anlatımlar daha çok halk arasında yayılmış öğüt verici veya abartılı ifadeler midir?
Küfürlü ve hakaret içeren konuşmanın ahiretteki sorumluluğu nedir?
Bir Müslüman dilini koruma konusunda nelere dikkat etmeli ve söylediği sözlerden nasıl hesaba çekileceğini düşünmelidir?
Bu konuyu Kur'an, sünnet ve güvenilir İslamî kaynaklar ışığında açıklayabilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, İslam ahlâkında dilin korunması son derece önemli bir yere sahiptir. Mümin, yalnızca ibadetleriyle değil; konuşması, davranışları ve insanlarla olan ilişkileriyle de Allah’a kulluğunu göstermeye çalışır.

Bu sebeple küfürlü, hakaret içeren, kırıcı ve çirkin sözler kullanmak dinimizde hoş karşılanmamış; aksine müminin ahlâkına yakışmayan davranışlar arasında sayılmıştır.

Nitekim Peygamber Efendimiz (asm): “Mümin, insanları ayıplayan, lanet eden, çirkin söz söyleyen ve ağzı bozuk kimse değildir.” buyurmuştur. (Tirmizî, Birr, 48)

Yine bir başka hadis-i şerifte: “Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.” buyurularak dilin kontrol altına alınması emredilmiştir. (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

Bu nedenle alışkanlık, öfke, arkadaş çevresi veya başka sebeplerle küfürlü konuşmak günahtır. Özellikle bu sözler başka insanları aşağılıyor, incitiyor veya onların şeref ve haysiyetine zarar veriyorsa mesele sadece kötü söz olmaktan çıkar ve kul hakkı boyutu da kazanır.

Bununla birlikte bir kimse bu tür sözleri kullanmaya alışmışsa ümitsizliğe kapılmamalıdır. Kötü alışkanlıklarla mücadele etmek de başlı başına bir ibadettir.

Böyle bir kişi:

* Öfkelendiğinde konuşmayı geciktirmeye çalışmalı.

* Küfürlü konuşulan ortamlardan uzak durmalı.

* Dilini zikir, dua ve Kur’an tilavetiyle meşgul etmeli.

* Yanlış yaptığı zaman hemen istiğfar etmeli ve söylediği kişiden özür dileyip helallik almalı.

* Kendisine küfür yerine kullanabileceği temiz ifadeler belirlemelidir.

Unutmamak gerekir ki, küfürlü ve hakaret içeren sözler söyleyen kimse, ahirette bunlardan hesaba çekilir. Özellikle başkalarının onurunu kırmış, kalbini incitmiş veya kul hakkına girmişse, sadece tövbe etmekle yetinmeyip mümkünse hakkına girdiği kişilerden helallik alması gerekir.

Peygamber Efendimiz (asm), müflis kimseyi şöyle açıklamıştır:

“Müflis, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla geldiği hâlde; buna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, şunu dövmüş olan kimsedir. Bunun iyiliklerinden alınıp hak sahiplerine verilir. Eğer iyilikleri bitmeden haklar ödenmezse, onların günahları bunun üzerine yüklenir, sonra cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59)

Bu sebeple Müslüman, dilini korumalı; söylediği sözlerin ahirette karşısına çıkacağını unutmamalıdır. Kul hakkına sebep olan sözler için helallik istemek, pişman olmak ve dili güzel sözlere alıştırmak gerekir.

İslam, kişinin samimi şekilde kendisini düzeltmeye çalışmasını değerli görür. Bir alışkanlığın bir anda değil, zamanla terk edilmesi mümkündür.

Soruda geçen ikinci mesele ise kabirde veya ahirette bunun cezasının bulunup bulunmadığıdır.

Öncelikle şunu belirtelim ki, “Bir kişi her küfrettiğinde kabrine bir akrep eklenir.” şeklinde halk arasında anlatılan sözün sahih ve açık bir hadis dayanağı bilinmemektedir. Bu sebeple böyle bir ifadeyi dinin kesin bir hükmü gibi söylemek doğru olmaz.

Ancak bundan hareketle kabirde yılan, akrep veya benzeri azap vasıtalarının bulunmadığı da söylenemez. Çünkü bazı hadislerde kâfirlere ve kabir azabına müstahak olan kimselere yılanlar, akrepler ve benzeri azap unsurlarının musallat edileceği bildirilmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm), “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır.” (Tâhâ, 20/124) mealindeki ayeti açıklarken şöyle buyurmuştur:

“Allah'a yemin olsun ki ona doksan dokuz tinnîn gönderilir. Tinnîn nedir bilir misiniz? Her birinin dokuz başı olan doksan dokuz yılan. Kıyamet gününe kadar onu sokarlar ve tırmalarlar.” (Beyhakî, İsbâtü Azâbi'l-Kabr; İbn Kesîr, Tefsir, III, 169; Gazzâlî, İhyâ, IV, 484)

Başka bir rivayette de: “Kabrinde kâfire doksan dokuz tinnîn musallat edilir; kıyamete kadar onu ısırır ve sokarlar.” buyurulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 38; Dârimî, Rikâk, 94)

Hz. Aişe'den nakledilen bir rivayette ise kafire kabirde akreplerin musallat olacağı zikredilmiştir. (Beyhakî, İsbâtü Azâbi'l-Kabr, vr. 53b)

Demek ki, Allah, dilediği kullarını çeşitli şekillerde azaplandırabileceği gibi çeşitli şekillerde de niyetlendirir.

Unutmamak gerekir ki, kabir hayatındaki nimet veya azap, toprağa konulan maddî bedene yönelik değildir. Asıl muhatap ruhtur. Ancak ruh, dünya bedeninin toprakta bıraktığı için, berzah alemine uygun, ruh letafetinde bir beden ile nimet veya azabı hisseder.

Bu sebeple kabirde yılan, akrep, ateş veya başka azap unsurlarından bahseden hadisler, mutlaka dünya ölçülerindeki maddî varlıklar gibi anlaşılmamalıdır. Çünkü kabir hayatı, dünya hayatının kanunlarıyla tamamen aynı değildir.

Şu halde, kabir alemine giden ruh, o aleme uygun giydiği latif bedenle ya cenent bahçelerinde ya da cehennem çukurlarında, bulunduğu alemin durumuna göre nimetler veya azaplar içindedir.

İşte, kabirde yılan, akrep gibi varlıkların ısırması ve azaba vesile olmazı, kabir aleminin şartlarına ve konumuna göredir. İmam Gazali’nin de ifade ettiği gibi, bunlar ruhların gittiği berzah aleminde gerçekten mevcuttur, ancak kabir âleminin bizim duyularımızın ötesinde bulunması sebebiyle, o alemin mahiyetini bilemediğimiz gibi o alemdeki yılan ve akreplerin mahiyetini de bilemiyoruz. (İhyâu Ulûmi'd-Dîn, IV, 484-485)

Sonuç olarak; kabir azabı ve nimeti, esas olarak ruhun yaşadığı bir hakikattir. Ruh, kendisine uygun bir berzahî bedenle veya latif bir kılıfla bu nimet ve azabı hisseder. Yılan, akrep ve benzeri ifadeler de bu âlemin gerçekliğine uygun şekilde anlaşılmalı; fakat dünya hayatındaki maddî ölçülerle sınırlandırılmamalıdır. Allah’ın kudreti, bizim bildiğimiz varlık ve sebep düzeniyle sınırlı değildir.

Peki, küfürlü konuşan, hakaret eden bir mümine de yılan ve akreple azal olur mu?

Bir mümin, kul hakkı taşıyarak veya büyük günahlardan tövbe etmeden vefat ederse, Allah dilerse onu affeder, dilerse adaleti gereği azaplandırır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) “müflis” hadisinde bu ifade edilmişti.

Bu sebeple diliyle insanlara eziyet eden, hakaret eden, gönül kıran ve bundan dolayı helallik almadan vefat eden bir kimse, kul hakkının ağır sonuçlarıyla karşılaşabilir. Kabir âleminde de Allah’ın dilediği şekilde bir azap görmesi mümkündür. Bu azabın yılan, akrep veya başka bir şekilde olması ise Allah’ın kudretindedir ve mümkündür;

Bu nedenle, mümin, “Nasıl olsa imanım var, affedilirim” diyerek kul haklarını hafife almamalıdır. Dil ile işlenen günahlar küçük görülmemelidir. Söylenen kırıcı sözler için tövbe edilmeli, mümkünse hakkına girilen kişilerden helallik alınmalıdır. Çünkü Allah’ın affına kalan günahlarla, kulun hakkına bağlı olan günahlar aynı değildir.

Allah Teâlâ dilerse kul hakkını da bağışlayabilir; fakat kulun üzerine düşen görev, dünyadayken helalleşmeye ve dilini korumaya çalışmaktır.

Özetlemek gerekirse, küfürlü ve hakaret içeren sözler mümin ahlâkına yakışmayan ve çoğu zaman günah olan davranışlardır. Bunların her biri için kabrine bir akrep ekleneceğine dair sahih bir delil bulunmamaktadır. Ancak kabir azabının hak olduğu, hadislerde yılan, akrep ve benzeri azap vasıtalarının zikredildiği bilinmektedir.

Bu sebeple mümin diline sahip olmalı, kötü sözlerden uzak durmalı ve yaptığı hatalar için samimiyetle tövbe etmelidir. Ayrıca, kullardan özür dilemeli ve helallik almalıdır.

Allah Teâlâ kulunun niyetini, mücadelesini ve tövbesini en iyi bilendir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun