Kabir Azabı

Kabir azâbı haktır ve sâbittir. Birçok hadîsler, insanların kabirde azâba dûçâr olacaklarını, yahut da mükâfata nâil olacaklarını bildirirler. Tıpkı uykuda iken rü’ya gören insanın, ya çok güzel bir âlemde bulunuşu, yahut da çok sıkışık ve dar durumda kalışı gibi. Uykudaki rahat yahut sıkıntı, kabir azâbının küçük bir benzeridir. Kabirde azâbı yahut mükâfatı ruh çeker. Cesedin çürüyüp gitmesine mukabil, ruh bâki kalır ve kıyâmete kadar da varlığında bir eksilme veya fazlalaşma olmaz. Kabir azâbının şiddet ve dehşetini bildiren hadîsler, kerâmet sâhiplerinin keşifleriyle müşâhede ettikleri durumlar pek îkaz edicidir. Kabir azâbının en hafifi cesedin kabir içinde iki değirmen taşı arasında sıkışıp kalması ve kemiklerinin çatır çatır kırıldığını duyması gibidir, denmiştir. Bir hadîste:

"Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut da Cehennem çukurlarından bir çukurdur" buyurulmaktadır. Tabiî ki kabrin böyle iki şekilde tecellî edişi, insanın kendi ameliyle ilgilidir. Dünyada İslâm’a isyan etmemişse kabri Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Eğer İslâm’ı tanımamış, ahkâmıyla amel etmemişse, şübhesiz ki Cehennem çukurlarından bir çukurla karşılaşacaktır. Osman bin Affân, bir kabristana vardığında devamlı gözyaşı döküp ağlardı. Ona bir gün:

"Sen Cennet’i de, Cehennem’i de bilen kimsesin, niçin böyle hep ağlıyorsun?" dediler. O şöyle cevab verdi:

"Benim ağlayışım, Resûlüllah’ın bir hadîsinin îkazı yüzündendir. Hz. Resûlüllah buyurdu ki: ‘Âhiret duraklarından birincisi kabirdir. Kabirde iyi bir karşılama olursa gerisi kolaydır. Eğer mezardaki karşılama kötü olur ise sonuna kadar kötü gider.’ Ben de düşünüyorum ve diyorum ki, ‘acaba benim karşılanmam nasıl olacak?’" Hayatını İslâmî emirlere uyarak yaşayanla, İslâm’a isyan ederek yaşayan insanın kabirdeki karşılanışının ayrı olacağını bildiren hadîste şöyle buyurulmaktadır:

"Ömrünü iyilik yaparak Müslümanca yaşayarak geçiren mevtâyı kabir, annenin yavrusunu kucakladığı gibi şefkatle kucaklar, öyle içine alır. Herkese kötülük yaparak İslâm’a isyan edip günahlar işleyerek ömür geçiren günahkârı da kabir, yılanın hasmını doladığı gibi içine alır. Ona öyle görünür." Büyük âlim Ebû’l-Leys Semerkandî Hazretleri insanı kabir azâbından kurtaran 4 ameli şöyle anlatır:

"Kim kabir azâbından emîn olmak istiyorsa, şu 4 ameli işlemekten geri kalmasın:

1 - Namazını kılsın.

2 - Malından sadaka versin.

3 - Kur’an’dan bildiği kadarını okusun.

4 - Tenha yerlerde Allah’ı zikretsin, geçmişi ile geleceğini tefekkür ederek kendini ölüme hazırlasın. Mahmud Moğolî, kabir azâbına dâir bir hâtırasını şöyle anlatır:

"Biz İbn-i Abbas’ın huzurunda oturuyorduk. Bir cemaat geldi ve şöyle konuştular:

"Hacca gidiyorduk, içimizden biri hastalandı, sonra da vefat etti. Biz bu arkadaşımızı Zatissafah denen mevkide mezara koymak istedik. Ancak hangi yeri kazmışsak oradan siyah bir yılan çıktığını gördük. Diğer birçok yerleri eştik, hepsinden de benzeri yılan çıktı, ne yapacağımızı şaşırdık.

" İbn-i Abbas Hazretleri onlara şu karşılığı verdi:

- Siz gidin ve kazdığınız yeni bir yere onu defnedin. Size görünen o siyah yılan, aslında bir yılan değil, bir ruhânîdir. Yılan sûretinde size görünerek, o adamın mezarda böyle karşılanacağını ifade etmek istemiş. Şunu iyi bilin ki, günahlardan kaçmayan, haramı helâlı seçmeyen insanların kabirdeki karşılanışı hep böyle olacaktır. Kabirde böyle karşılanmak istemiyorsanız, haram ile helâlı titizlikle seçin; haramdan, yılandan kaçar gibi kaçın. Haramla karşılaşınca mezardaki siyah yılanı hatırınıza getirin ve nefsinize deyin ki: ‘Ey nefis, o siyah yılanla kucaklaşmaya râzı isen bu harama el uzat, onu al. Eğer bir yılanla sarmaş dolaş olmak istemiyorsan, elini haramdan çek ve helâlla iktifa et. Zira helâl sana yeter de artar bile.’"
 

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun