Kinane kabilesi, seneye neden bir ay eklemiştir?

Soru Detayı

1. Peygamberimizin nesebi Kinane’ya kadar uzanır mı?
2. Kinane kabilesi, seneye neden bir ay eklemiştir? Bunun asıl sebebi nedir?
Bu olay ne zaman başlamış, ne zaman sona ermiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Kinane, (Benî Kinâne), Adnânîler’e mensup büyük bir Arap kabilesidir.

Adını aldığı, Hz. Peygamber’in on dördüncü nesilden dedesi olan Kinâne’nin nesebi Adnân’a kadar Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Mead b. Adnân şeklindedir.

Resûl-i Ekrem’in, “Allah İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i, İsmâiloğulları’ndan Benî Kinâne’yi, Kinâne’den Kureyş’i, Kureyş’ten Benî Hâşim’i ve onlar arasından da beni seçti.” dediği rivayet edilir. (Müslim, Fezail, 1; Tirmizî, Menâķıb, 1; İbn Sa‘d, I, 20)

Mekke çevresinde oturan Kinâneliler, şehrin güneybatısında dedeleri Müdrike vasıtasıyla akrabaları olan Benî Hüzeyl, kuzeydoğusunda Huzeyme’nin diğer bir oğlundan gelen Benî Esed’in komşusu idiler. Kabilenin kollarının en meşhurları Nadr (Kays), Mâlik, Milkân, Âmir, Amr ve Abdümenât’tır. Kureyş’e adını veren Kureyş (Fihr) b. Mâlik’in soyu Nadr’a dayanmaktadır. Kinâne’nin muhtemelen en kalabalık kolu Abdümenât da Bekir, Müdlic, Düil, Leys, Damre, Gıfâr ve Hâris kollarına ayrılmaktaydı; bunlardan Benî Hâris gibi ehâbîş* arasında yer alanlar da vardı.
İslâm öncesi dönemde Kinâne’nin özellikle Bekir b. Abdümenât kolu, Huzâa kabilesiyle birlikte hareket ederek Mekke hâkimiyetinin Cürhümlüler’den Huzâa’ya geçmesine yardımcı oldu.

Kinâne kabilesi Fihr b. Mâlik’in liderliğinde, Kâbe’yi Mekke’den Yemen’e naklederek insanların hac için kendi topraklarına gelmesini sağlamak isteyen Himyerîler’le çarpıştı ve savaşı kazandı. Fihr’in torunlarından Kusay b. Kilâb, Mekke’nin hâkimiyetini ele geçirmek için Huzâalılar’la mücadele ettiği sırada Kinâneliler ona destek verdiler; Bekir b. Abdümenât ise Kusayy’ın karşısında yer aldı. Ebtah’ta yapılan savaşta çok sayıda kişi öldü.

Anlaşmazlığın ortadan kalkması için taraflarca hakem tayin edilen Ya‘mer b. Avf el-Leysî, Kusayy’ın lehine karar verince Kâbe hizmetleri ve Mekke’nin idaresi Kureyş’in eline geçti; Ya‘mer de ihtilâfı giderip kan davasını ayakları altında ezdiği için “ezici” anlamında Şeddâh (Şüddâh) lakabıyla anılmaya başlandı. (İbn Hişâm, I-II, 117-118, 123-124)

Cevap 2:

Câhiliye döneminde aya ve Uzzâ, Süvâ‘, Sâir gibi putlara tapan Benî Kinâne takvimin düzenlenmesi ve özellikle ay ve güneş yılından doğan farklılıkların giderilmesi amacıyla gerektiğinde seneye bir ay ilâve edilmesi şeklinde yapılan nesî’ uygulamasını yürütmekteydi. (İbn Habîb, el-Muhabber, s. 156)

Aslında nesî Mezopotamya, Eski Çin, Moğol, Tibet gibi ay takvimini esas alan kadim kültürlerde ve Mûsevîler’de yaygın bir uygulamadır; ay ve güneş yılından doğan farklılıkların giderilmesi amacıyla kamerî yıla bir ay ilâve edilmesi suretiyle gerçekleştiriliyordu.

Câhiliye Arapları’nın nesî uygulamasını kimden öğrendikleri, ne zaman ve nasıl uygulamaya başladıkları hususunda farklı bilgiler mevcuttur.

Bîrûnî, Araplar’ın nesîi İslâmiyet’ten iki asır kadar önce komşuları olan Yahudilerden öğrendiklerini ve ilk nesî yapanın (nâsi’) Huzeyfe b. Abd olduğunu belirtir. (el-Âŝârü’l-bâķıye, s. 12, 64)

Ezrakī’nin verdiği bilgiye göre nesî yapma görevi, Mudar ve Rebîa kabilelerinden önce o sırada Kuzey ve Orta Arabistan’da hüküm süren Yemenli Kinde kabilesinin elindeyken sonraları Kinde’nin reisi Muâviye b. Sevr’in kızıyla evlenen Kinâne kabilesinin reisi Mâlik b. Kinâne’nin eline geçmiş, Mekke’de ilk defa nesîi o uygulamış, bu görev İslâmiyet’in zuhuruna kadar bu kabilenin elinde kalmıştır. Mâlik’in oğlu Hâris’e bu görevinden dolayı “nâsi”in yanı sıra “kalemmes” (yüce efendi, hayır getiren kişi, âlim, engin deniz) unvanı verilmiştir.

Ezrakī ayrıca İslâmiyet’in zuhuru sırasında, aynı zamanda hac mevsimini tayin etmek gibi önemli bir görev olan nesî işini yine bu kabileden Ebû Sümâme Cünâde b. Avf’ın idare ettiğini belirtir. (Aħbâru Mekke, I, 182-183)

Ezrakī’nin rivayetini değerlendiren Muhammed Hamîdullah, Câhiliye Arapları’nın nesî yapmaya İslâmiyet’in zuhurundan 450 yıl kadar önce başlamış olmaları gerektiğini ileri sürerek Bîrûnî’nin verdiği tarihi kabul etmez. (İslâm Peygamberi, II, 1172)

Ayrıca Hamîdullah , nesî vazifesini yürütenlere hem nâsi’ hem kalemmes denilmesine dikkat çekerek değişik devirlerde birbirinden farklı iki ilâve ay metodunun kullanılmış olabileceği ihtimali üzerinde durur. (a.g.e., II, 790)

Rivayete göre kalemmes haccın üçüncü gününde Mina’dan dönüldükten sonra Hacerülesved’in yanında, “Ey insanlar, ben burada bir kusur işlemiyorum ve ayıplanacak bir iş yapmıyorum, verdiğim hükme hiç kimse itiraz edemez …” diye başladığı hutbesinde o yıl nesî uygulanıp uygulanmayacağını söyler; nesî yaptıysa, “Ben saferi haram kıldım ve muharremi erteledim” der; orada bulunanlar da gelecek yılın panayırlarının ve haccın tarihini buna göre ayarlardı. (İbn Habîb, s. 157; Taberî, X, 91-92; Bîrûnî, s. 62; Makrîzî, XIV, 317)

Böylece zilhiccenin ardından gelen muharrem ayının yeri değiştirilmek suretiyle haramlığı ortadan kalkmış kabul edilir, zilhicceden sonra haram ay kabul edilmeyen bir ay araya girerdi. Nesî uygulaması sonucunda yılın ilk ayı olarak ilâve edilen bu aya bazı rivayetlerde “saferülevvel” denildiği, bazılarında ise nesî isminin verildiği görülmektedir.

Nesî yapıldıkça daha sonraki rebîülevvel ayına erteleniyor, böylece yılın bütün aylarını dolaşıp sıra tekrar muharreme gelinceye kadar devam ederek bir devir tamamlanıyordu. (Ebû Ali el-Merzûkī, el-Ezmine, I, 89)

Nesî işlemi sonucunda kamerî ayların sayısı on üçe çıkarılmaktaydı.

Kaynaklarda Câhiliye devrinde kaç yılda bir ve hangi yıllarda nesî uygulandığı hakkında kesin bilgi yer almamaktadır.

Bazıları her yıl, başta müfessirler olmak üzere bir kısım âlimler iki yılda bir, Bîrûnî gibi astronomi bilenler üç yılda bir veya düzensiz aralıklarla nesî yapıldığını ileri sürmektedir.

Muhammed Hamîdullah, Hz. Peygamber’in, doğumundan nesîin yasaklandığı Vedâ haccına kadarki hayatını Mekke’de nesî uygulamasının devam ettiği, ay-güneş takviminin yürürlükte bulunduğu dönemde geçirmiş olduğuna, buna karşılık İslâm kaynaklarında siyere ait pek çok tarihin kamerî takvime göre verildiğine dikkat çekmiş, siyer olaylarının doğru bir şekilde tarihlendirilmesi için bu takvimin milâdî karşılığının ortaya çıkarılmasına çalışmış, yeni bir milâdî tarihe çevirme kılavuzu teklif etmiş ve nesîe dair bütün rivayetleri değerlendirip kalemmesin üç yılda bir nesî yaptığı sonucuna varmıştır. (İslâm Peygamberi, II, 780-792, 1171-1191)

Nesîin sadece muharremle safer aylarının yerlerinin değiştirilmesinden ibaret bir gelenek olduğunu ve başka bir ayda nesî yapılmadığını ileri süren âlimler de vardır. (Muhammed el-Casnazânî v.dğr., “Hz. Peygamber Devri Kronolojisinin Miladi Karşılığı ile İlgili Bir Araştırma”, VI [2000], s. 143-172)
Hicret ettiği yılda icra edilen nesîin şâban ayına rastladığını ve bu ayın muharrem, ramazanın da safer olarak isimlendirildiğini, hicretin 9. (631) yılındaki haccın zilkade ayında olduğunu (Makrîzî, İmtâu’l-esmâ, XIV, 316) bilen Hz. Peygamber nesîi yasaklamak için Vedâ haccına kadar beklemiş (Bîrûnî, s. 62-63), ayların sayısının on iki olduğunu bildiren ve nesîi yasaklayan âyetler (Tevbe 9/36-37) hicretin 9. ve daha kuvvetli bir ihtimale göre 10. (632) yılında nâzil olmuştur:

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah`ın katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram (ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve Allah`a ortak koşanlar nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın ve bilin ki Allah (günahlardan) korunanla beraberdir. Haram ayı içinde savaşmak yasaklanmıştı. Bu ayda savaşmak için haram ayını başka bir aya ertelemek, küfürde daha ileri gitmektir. İnkâr edenler onunla saptırılır. O (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl haram sayarlar ki, Allah`ın haram kıldığının sayısını çiğneyip, Allah`ın haram kıldığını helâl yapsınlar. Yaptıkları işin kötülüğü kendilerine süslü gösterildi Allah kâfirler toplumuna yol göstermez.” (Tevbe, 9/36-37)
Bu ayette geçen "nesî" (geciktirme)`nin nasıl olduğuna ve Arapların bu suretle haram ayı nasıl helal saydıklarına gelince; Ay senesi (354 gün) ile güneş senesi (365 gün) arasında on bir günlük bir fark olduğu için kamerî aylar her sene on bir gün evvel geliyordu.

Buna göre Hac mevsimi bazen kış ortasına gelir, bazen yazın en sıcak zamanlarına rastlardı.

Bu durum müşriklerin hoşuna gitmiyordu. Çünkü yazın sıcağında kışın soğuğunda bedevîler Kâbe ziyaretine gelemiyor, ticaret hayatı da aksıyordu. Bundan dolayı her üç yılda bir defa bir meclis toplanır, o senenin aylarına bir ay eklenerek ay senesi on iki aydan on üç aya çıkarılırdı. Hac mevsimi ise devamlı olarak, dört mevsimden işlerine gelen (mesela ürünlerin yetiştiği) mevsime bırakılırdı.

Bu suretle Hac mevsimi değişmiyor fakat aylar yer değiştirmiş oluyordu.

Muharrem ayı Saferden başlayarak sırasıyla on ikinci ay olan Zilhicce`ye kadar bütün on bir ayın yerini alırdı. Böylece haram aylar helâl ayların yerine geçmiş olurdu. Hac ayı (Zilhicce) de, her sene on bir ay sonraya bırakıldığı (yani nesî` yapıldığı) için hakiki Hac ayı olan Zilhicce`nin dokuzuncu günü ancak otuz üç senede bir defa esas kendi yerini buluyordu.

Nitekim Hicretin onuncu yılı Zilhicce`si aslı yerine gelmişti.

Peygamberimiz (asm) Veda Hutbesi`nde haram aylar konusunda şöyle buyurmaktadır: "Ey insanlar, harbedebilmek için haram ayların yerlerini değiştirmek, şüphesiz ki küfürde çok ileri gitmektir. Bu, kafirlerin kendisiyle dalalete düşürüldükleri bir şeydir. Bir sene helâl olarak kabul ettikleri bir ayı öbür sene haram olarak için ederler. Cenâb-ı Hakk`ın helâl ve haram kıldıklarının sayısına uydurmak için bunu yapıyorlar. Onlar Allah`ın haram kıldığına helâl, helâl kıldığına da haram derler. Hiç şüphe yok ki zaman, Allahu Teâlâ`nın yarattığı gündeki şekil ve nizamına dönmüştür. Sene on iki aydır; dördü haram aylardır; üçü peş peşe gelir: Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Şaban`la Cemâzilevvel arasındaki Mudar kabilesinin Receb`i (Mudar kabilesi Receb ayına çok hürmet ettikleri için böyle denilmiştir) (bk. et-Tâc, II, 149)

Bîrûnî, Resûlullah’ın nesîi ilga etmek için Vedâ haccını yaptığı 10. yılı beklemesinin sebebinin bu yılda ayların gerçek yerlerine denk gelmesi olduğunu söyler; böylece Hz. Peygamber’in bu yıla kadar hac yapmamasını ayların gerçek yerlerinde olmamasına bağlar.

Ayların sayısının on iki ve nesîin yasak olduğunu bildiren ayetleri Vedâ haccı hutbesinde tekrarlayan Resûlullah, “Zaman Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı gündeki şekline döndü” diyerek bu âdeti yürürlükten kaldırmıştır. (Bîrûnî, s. 62-63; İbn Abdülber en-Nemerî, ed-Dürer, s. 266, 268)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
582 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun