ULÛHİYET

Kulluk etme, birini koruma, himaye etme, hayranlık duyma, korkudan birine sığınma; üstün bir güç, olağanüstü bir varlık karşısında aciz kalma, gizlenme, saklanmak maksadıyla başkalarına karşı kendini göstermeme, örtünme, ibadet etme, kulluk etme manasına gelen "alehu" fiili, ismi mef'ul olarak alındığında kendisine ibadet edilen varlık, mabud anlamında Kur'ânî ve İslâmî bir terim. Uluhiyet, kelime olarak yukarıdaki değişik anlamları bir arada toplayan "ilah"ın, masdar halidir ve "ilahlık. tanrılık" anlamına gelir.

İslâm inancının temeli olan "La ilâhe illallah" cümlesi Allah'ın dışında hiçbir ilah ve tanrı kabul etmez; ancak, insanların Allah'tan başka varlıkları da kendilerine "ilahlar" edinmeleri bir realite olduğundan, insanların kendi kafalarından doğan bu düzmece ilahların ilahlıklarını inkar masadıyla Kur'ân-ı Kerîm'de Allah (c.c) onlardan "sahte ilahlar" olarak söz etmiştir. Sahte ulûhiyetin iki yönü vardır.

Birincisi; kendileri de diğer varlıklar gibi bir yaratık oldukları halde Allah'ın yarattığı, hiç bir güçlerinin olmadığını, ölümlü olduklarını bile bile diğer canlılar üzerinde üstünlük iddiasıyla onları kendisine boyun eğdirmeye çalışan, Allah'ın yeryüzündeki egemenliğini kendinde toplamayı hedefleyen ve ikna ya da hile, korkutma, baskı veya daha başka metodlarla kendisinin yeryüzünde itaat edilmeye layık "ilah" olduğunu kabul ettirdiği insanlara ilahlık taslayan kişiler uluhiyetin özneleridir.

İkincisi, kendileri ilahlık taslamayıp, Allah'ın yeryüzündeki egemenliğini gaspeden sahte ilahlara boyun eğerek onların ilahlıklarını onaylayan veya cinlere, şeytanlara, meleklere, gök cisimlerine, ateşe, değişik hayvanlara, üstün insanlara, kahramanlara, peygambere, atalarına, din adamlarına, bilginlerine, siyasetçilerine ibadet edercesine tapan; onları sanki Allah'ın sıfatlarını kendilerinde topluyormuşçasına ululayan; Allah'ı bırakıp söz konusu varlıklara veya kendi heva ve heveslerine uyan kişiler, uluhiyeti Allah'tan başkalarına vermekle "müşrik (çok tanrıcı)" konumuna düşmekte; tek Allah'ın hakkı olan ulûhiyyet sıfatını çeşitli varlıklara layık görmektedir.

Allah soruyor: "Peki, Allah geceyi üzerinizde kıyamete kadar uzatsa, söyleyin, Allah'tan başka hangi ilah ışık getirebilir size? Hâlâ dinlemeyecek misiniz? Sor (onlara); Peki, Allah gündüzü üzerinizde kıyamete kadar uzatsa, söyleyin Allah'tan başka hangi ilah getirebilir bağrında dinleneceğiniz geceyi. Hâlâ görmüyor musunuz?" (el-Kasas, 28/71-72); "Sor (onlara); Peki, Allah işitme duyunuzu ve gözlerinizi alsa ve kalplerinizi de mühürlese (aklınızı alsa) söyleyin Allah'tan başka hangi ilah (geri) verebilirsize bunları?" (el-Enâm, 6/46); "De ki: Çağırın Allah'tan başka kimleri çağırıyorsanız, göklerde ve yerde zerre kadar birşeye sahip olamaz onlar; göklerde ve yerde ne onların bir payları vardır, ne de Allah'ın onların arasında bir yardımcısı. O'nun katında, O'nun izin verdiği kimsenin dışında kimse için şefaatin yararı yoktur" (es-Sebe, 34/22-23);

"...Sizi, analarınızın karnından üç (evreli) karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa çevire çevire var ediyor. İşte Rabbiniz Allah bu; mülk O'nun; O'ndan başka ilah yok; öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?" (ez-Zümer, 39/6).

Peki onların Allah'ın yerine koydukları ne yapmıştır, ne yapabilir?

Kendileri yaratılmış olan bu sahte ilahların şu hayatın devamında ne gibi katkıları vardır? onların ne kendilerine ne de başkasına faydası yoktur. Allah'tan başkalarını ilah edindikleri için helak edilen toplumların sahte ilahları yardım edebildi mi onlara?

"Hani kendilerine Allah'tan başka yakınlar, ilahlar olarak seçtikleri (şeyler veya kişiler) yardımlarına koşsaydı ya! Tersine bunlar berikilerden uzaklaştı, yok olup gittiler: Onların yalan ve iftiralarını açıkta bırakarak" (el-Ahkaf, 46/27-28)

Yahudiler ve hristiyanlar da tek Allah'a kulluk yapmakla emrolunmuşken Allah'ın peygamberlerini ilah edinip, Allah ile kendileri arasında aracılar yapıp, ardından bununla da yetinmeyerek "Bilginlerini ve rahiplerini (din adamlarını) rab yerine koydular" (et-Tevbe, 9/31); uyulan bu kişiler ise "Kendilerine kitaptan (ilimden) bir pay verilenler oldukları halde, (hurafelerle uğraşan) cibte ve (Allah'ın kanunlarını yasaklayıp kendi kafalarına göre yasalar-ilkeler yapan ve bunu halka zorla kabul ettiren) tağuta inanıyor ve Allah'ın ilkelerinden sapmış bu gibi kafirler için, "Bunlar, inananlardan daha doğru bir yol üzerindedirler diyorlar(dı)"(en-Nisa, 4/51)

Kendilerinden önce hiç bir toplumun işlemediği çirkinliğe bulaşıp, "Kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yaklaşıyor, yol kesiyor ve özel toplantılarınızda (her türlü) çirkin şeyleri yapıyorsunuz öyle mi?" (e/-Ankebut, 29/28) diyerek bu fuhuşu terketmeleri için kendilerine gelen kardeşleri Lut'u şehirden çıkarmakla tehdit eden kavmi, temiz olarak kalmak isteyen Lut gibi insanların varlılığına tahammül edemiyorlardı. Allah ise onların "üzerine bir (taş) yağmuru yağdırdı ki" (el-A'raf, 7/84) köklerini kazıdı.

....

Fedakâr KIZMAZ

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun