KUR`AN-I KERIM`I HERKESIN ANLAYABILMESI MESELESI

Son zamanlarda bazi insanlar Kur`an-i Kerim`in bizIer tarafindan anlaşilamayacagini, Kur`an`la ilgili meseleleri büyüklerimize sormamiz gerekligini, hatta tefsircilerin dahi bunu anlamadigini, tefsirlerin yakilmasi gerektigini, meallerin hiç okunamayacagini söylüyorlar, ne dersiniz?

Allah ve Resulü dogru söylüyor, onlarin dediginin aksini söyleyen yalan söylüyor, deriz ve Allah`in yardimi ile meseleyi şöyle açiklariz:

1. Öncelikle böyle söyleyen ve bunu savunan insanlarin hepsinde art niyet aramamak gerekir. Bir kismi Kur`an`in yanliş anlaşilacagi endişesinden, bir kismi meseleyi bilmediginden, bir kismi da Islam`in anlaşilacagi endişesinden bu hataya düşmektedirler. Son ikisini bir grup sayarsak bir büyügümüzün şu beyanlariyla ayni şeyi söylemiş oluruz:

"Kur`ani Hakîmin esrari bilinmiyor, müfessirler hakikatini anlamamişlar diye açiklanan fikrin iki yüzü vardir ve onu söyleyenler iki taifedirler:

Birincisi hak ve tedkik ehlidir, derler ki;, Kur`an bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Binaenaleyh, anlaşildigi nasil iddia edilebilir. Bundan maksadin ne oldugunu ileride âçiklayacagiz.

Ikinci taife ya akilsiz bir dosttur, kaş yapayim derken göz çikariyor veya şeytan akilli bir düşmandir ki, Islamî, hükümlere ve imanî hakikatlere karşi gelmek istiyor.

2. Meselenin özüne geçmezden önce ikinci olarak şu noktaninda iyi bilinmesi gerekir ki, işin esasi kavranabilsin:

Tarih boyunca ifratlar tefritleri, tefritler ifratlari ya da ifratlar başka ifratlari dogura gelmişlerdir. Eger herhangi bir fikrin iki ucu isabetle tespit edilebilirse, orta noktasinin Islam olduguna hükmedilebilir. Buna göre rahatlikla denilebilir ki, tarihte ya da günümüzde bir takim insanlar Kur`ani Kerim`i adeta bir beşer kelami derecesine indirmiş ve "Anlaşilmayacak nesi var? Işte şu, şu ayetlerin bütün demek istedikleri şundan ibarettir..." gibi bir ifrat göstermişlerdir. Oysa Allah`in sonsuzlugu gibi O`nun kelaminin manalari da sonsuzdur. Her geçen gün o manalari bizlere sürekli açiklayacagini yine kendisi haber vermektedir. (Bk. K. Fussilet (41 ) 53; Kiyame (75) 19) Ilimler geliştikçe Kur`anin manalari da sürekli açilacak, ama hiç bitmeyecektir. Işte bu ifrati gösterenler bunu kavrayamamiş ve bir tefritin dogmasina zemin hazirlamişlardir. Bunun dogru olamiyacagini ve insani tehlikeli noktalara götürdügünü gören tefritçiler de bu tehlikeli noktadan öyle bir kaçis kaçmişlarlar ki, saatin rakkasi gibi orta yerde duramamiş ve orta noktaya ayni uzakliktaki öbür uca kadar gitmişlerdir. Kelamiyla da kâmil ve mükemmel olan Allah`in, yani O`nun sözlerinin, nakiş olan insan tarafindan hiç anlaşilamayacagini söyleyerek Islâmi anlamsiz ve anlaşilmaz göstermişlerdir. Tefsircilerin dahi anlamadigi Kur`ani "büyüklerimiz" denen zatlar nasil anlayacaklardir? Ya da müfessirler de büyüklerimiz degiller midir? Biz gönderilen gazete küpürlerinde bir meslektaşimiz meseleyi böyle vaz`ediyor ve Türkçe bir tercümeden alinan ayet mealini, "Gazali`den naklen, Allah Kur`ani Kerîm`de buyuruyor ki" gibi bir ifade garabetiyle veriyor. Ne gariptir ki, ayni yazida verilen fikri delillendirmek için yine Türkçe bir tercümeden alinan pek çok ayet meali zikrediliyor. Ifrat ve tefrit rakkasi haline sokulan meselenin orta noktasini bulmaya çalişacagiz.

3. Bizlerin Kur`ani Kerimi anlayamayacagimiz iddiasini bizzat Kur`ani Kerim reddetmektedir: "Kur`ani düşünmüyorlar mi? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?" (K. Muhammed (47) 24) Bu hitap sadece alimlere ve "büyüklerimize" yönlendirilmemiştir. Herkesedir, hatta müşriklere ve kâfirleredir. Akil ve zekâ ayri ayri şeyler kabul edilirse "çogu akilsiz" (K. Hucurat (49) 4)olan müşrik ve kâfirler Kur`an`a çagrilir ve onu düşünüp anlayamayacagi nasil, söylenebilir?

"Andolsun biz Kur`ani zikir (ögüt, düşünme ve hatirlama) için çok kolay kildik. Hiç düşünen yok mudur?" (K. Kamer (54) 17, 22, 32, 40.) ayeti kerimesi, her halde bir hikmetten ötürü Kur`anda dört defa tekrar edilir. Usulu fikih okumuş olanlar bunun da umuma hitap ettigini anlayacaklardir.

"Bak onlara âyetleri nasil apaçik açikliyoruz, sonra da nasil çevriliyorlar." (K. Mâide (5), 75) Allah`in ayetlerini apaçik kildigi konusunda Kur`an-i Kerim`de otuzdan fazla ayet-i kerime vardir. (Bk. M.Fuad Abdülbaki, el-Mu`cemul-Mufehres 141-147. )

4. Kur`anin en büyük muallimi ve tatbikatçisi olan Resulullah Efendimiz de hem sözleriyle, hem fiili ile Kur`an`dan (teb`îz için olan -dan ekine dikkat buyurulsun) herkesin anlaya bilecegini beyan buyurmuştur. Veda Hutbesinde öyle ya da böyle, her mü`mine şu duyuruyu yapmişlardir:

"Size iki şey birakiyorum. Onlara tutundugunuz sürece sapmayacaksiniz: Allah`in Kitabi ve O`nun Resulünün sünneti." (Ibnü`l-esîr, Câmiu`1-Usûl, I/186 (Muvatta`dan))

"Ileride kapkaranlık geceler gibi fitneler zuhur edecektir. (Ravi diyor ki) Dedim ki: Ey Allah`ın Resulü, onlardan kurtuluşun yolu nedir? Buyurdular ki: Allahu Teala`nın Kitabına sarılmakdır..." (Darimî, Fedâilûl-Kur`an, 1 ; Tirmizi, Sevâbul-Kur`an l4)

Allah Resulünün elçileri gittikleri yerlerde muhatap oldukları her türlü insana Islamı Kur`an ile anlattılar. Mesela Habeşistana hicret eden Cafer b. Ebi Talib, oradakilerin "Islam Nedir?" sorusunu Meryem Suresinin ilk ayetlerini okuyarak cevapladı. Müslüman olacaklar ilk önce hep Kur`anla tanıştırıldı. Ebu Zer, Kur`anı dinleyerek müslüman oldu, Tufeyl ed-Devsî, Kur`anla tanışarak doğruyu buldu, Ömer`in kini ve bugzları Kur`anla eridi... Hatta anlayışsız, hoyrat ve ilkel insanlar olan bedeviler (arabîler) dahi Kur`anla muhatap kılınıyorlardı. Oysa Kur`anı Kerimde onlar için şöyle buyuruluyordu: "Bedeviler (çöl arapları) küfür ve münafıklıkta daha katı, Allah`ın Resûlüne indirdiklerinin sınırını tanımamaya daha müsaittirler...." (K. Tevbe (9) 97) Allah`ın böyle vasıf landırdığı insanlar Kur`anı Kerimden anlayabiliyor ve onunla yumuşuyorlarsa, diğer bütün insanlar evveliyetle anlar ve etkilenebilirler.

5. Kur`an, bazı insanların kendisini anlamayacağını söylemediği, Resûlullah`tan bu yönde bir şey sadır olmadığı gibi, sahabe, tabiin, müctehit imamlarımız ve müfessirler de böyle bir şey söylememişlerdir. Onların söylemediği bir şeyi söylemek, eğer onlara muhalif değilse, bir ictihattır ve ancak ehlinden kabul ediIir, hele içtihat yapılamaz diyenlerin buna hiç hakkı yoktur. Onlara muhalif ise ki konumuz öyledir, hiç dinlemez ve nazar-ı itibara alınmaz. "Eskiden yok idi iş bu rivayet yeni çıktı". Binaenaleyh, böyle bir fikir akımı Kur`ana karşı gaflet ya da ihanet anlamı taşıyan tehlikeli bir akımdır. Bu konuda haram ve mahzurlu olan şey "Kur`anı kendi re`yine göre tefsir etmek" ve "Kur`an hakkında mirâ, mesnetsiz tartışma" yapmaktır ki, onun sınırlarını da açıklamaya çalışacağız. Binaenaleyh, eşya ve hadislere müslümanca bakış Kur`anla sağlanır, Islâmı şumüllü bir kavrayıs, Kur`anla elde edilebilir.

6. Kur`an, Ezelî, Ebedî hakîm olan Allah`ın kelâmı olması itibariyle o derecede eksiksiz ve o derece hakimânedir. Kendi beyanı ile "apaçık, çok kolay" olması ile birlikte, kolaylığı "sehli mümteni" türünden bir kolaylıktır ve kelimelerin seçimi ve dizilişi, hatta harflerinin dizilişi ile, matematikteki ihtimal hesapları andırır tarzda namütenahi ve sonsuz manalara işaret eder. Her harfin, her kelimenin ve her ayetin yeri itibariyle baktığı o kadar çok yön, gözettiği o kadar çok itibar olur ki, bunların bütününü beşer aklının kavraması mümkün değildir. Ancak Kur`anın bu özelliği, insanların o yönlerden birini ya da bir kaçını kavramalarına mani de değildir. Usulüne uygun olarak anlaşılan manalar doğrudur, Kur`andandır. Yanlış olan, bu ayetin manası bundan ibarettir, diye düşünmek ve söylemektir. "Kur`anı Hakim her asırdaki beşer tabakalarının her birine, sanki sırf o tabakaya bakıyor gibi hitap eder... Esas hedefi marifetullah olan Kur`anın her cinse, her guruba uygun bir ders vermesi lâzımdır. Oysa ders birdir. Öyle ise aynı derste tabakaların bulunması gerekir. Derecelere göre her biri Kur`anın perdelerinden bir perdeden ders payını alır.

Mesala: Ihlâs Sûresi`ni düşünelim. Pek çok tabaka olan avamın bundan anlayabileceği şey, Cenab-ı Hak`kın; baba, oğul, akran ve zevceden münezzeh olduğudur. Daha orta bir seviye bundan, Isa (a.s)`ın, meleklerin ve doğan varlıkların ilâh olamayacaklarını da anlar... Daha ileri bir seviye ise bundan Allah`ın varlıklara karşı doğma ve doğurmayı akla getirecek bütün ilişkilerden beri bulunduğunu, ortak ve yardımcıdan uzak olduğunu çıkarır... Daha yüksek bir seviye bu süreden Cenab-ı Hak`kın, ezelî, ebedî, evvel ve âhir olduğunu, hiç bir yönden ne zatının, ne sıfatlarının, ne de fiillerinin benzeri, dengi, misli, misali olmadığını anlar...( (Bedüizzaman, Sözler (Sözler Y. l987) 383 (Özetleyerek))) Insanların ilimde ve marifetullahda dereceleri yükseldikçe Kur`andan anladıkları manalar da artar.

"Ikinci bir misal: "Muhammed sizin erkeklerinizden birinin Babası değildir." (K. Ahzâb (33) 40) ayeti kerimesi ile ilgili olarak ilk seviyedeki insanlar bundan; Resulullah`ın, ona peygamberliği yönünden "çocuğum" dediğini, binaenaleyh, Zeyd`in kendine denk görmediği için boşadığı zevcesini Allah`ın emriyle almakla çocuğunun karısını almış olmayacağını anlarlar... Ikinci seviyedeki insanlar, bundan; Bir büyük amir raiyyesine bir baba şefkati ile bakar. Bu amir bir de bir zahir ve batın nihanî lider olursa o zaman babadan yüz defa daha şefkatli olur. Böylece a raiyyenin ana-baba olarak bakması O`nu koca olarak görmelerine, kadınlara da onun kızı olarak bakmaları, zevce olarak bakmalarına kolayca dönüşemediğinden, Kur`an der ki; Peygamber (a.s) siz ilahi rahmetin tecellesi olarak, peygamberlik adına baba şefkati gösterir ama şahsı itibariyle babanız değildir ki, sizden olan kadınlara zevce olması münasip düşmesin... diye bir mana çıkarırlar. Üçüncü seviyedeki insanlar ise şunu anlayabilirler: Peygambere intisap edip, onun kemâlatına dayanarak, onun pederane şefkâtine güvenle kusur ve hata yapmamalıyız... Hatta bir kısım insanlar bundan peygamberimizin (ricâl) denecek yaşta erkek çocuğunun kalmayacağını ve neslinin bir hikmet binaen kızından devam edeceğini de çıkarabilirler..." (agk. (özetleyerek))

Bunu şöyle bir misâlle de açıklayabiliriz: Deniz suyu almak isteyen insanlar düşünelim. Bunlardan denize kadar ulaşabilen her biri beraberindeki kabın hacmi kadar su alabilecektir. Fincanı olan fincan kadar, kazanı olan kazan kadar, tankeri olan da tanker kadar su alacaktır ve bütün bu suları aynı özelliği taşıyacaktır. Fark sadece miktârlarındadır. Ama kimse, kabı küçük olana, senin aldığın su deniz suyu değildir diyemez.

7. "Arapçaya dair ilimlerin kaidelerine uygun, belağatın prensiplerin ve usul ilmine muvafik ve mutabık olmak şartıyla" Arapça bilen herkes Kur`an`dan ilmi seviyesine göre bir şeyler anlar. Ancak, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Kur`an bu anlaşılanlardan ibarettir denemez. "Malûmdur ki, Kur`anı Azimuşşan yalnız bir asra değil, bütün asırlara nazil olmuştur. Hem bir tabaka insanlara mahsus değil, beşerin bütün tabaka ve sınıflarına şamildir..." (Bediûzaman, Işarâtül-icâz 39) Bu yüzden "Zeki, gabî, takî, şakî, zâhid, gayrı zahid bütün insan tabakaları bu ilahi hitaba muhataptır ve Rahmaniyyet eczanesinden ilaç almaya hakları vardır..." Binaenaleyh, Kur`anı Kerimden anlaşılan "manalar Arapça kaidelere, nahiv esaslarına ve dinin bilinen usûlüne muhalif olmamak şartıyla o manalar o kelâmdan bizzat muraddır, maksuttur..." (age. 7)

8. Meâllere gelince: "Kur`anın Arapça olduğunu bildiren ayeti kerimeler buna "Ta ki, akledesiniz, iyi anlayasınız" diye sebep gösterirler. Demek ki, Ilahî maksat Kur`anın anlaşılmasıdır. Bu da Arapça bilmeyenlere kendi dilleriyle mümkün olduğunca anlatmakla, yani onu diğer dillere çevirmekle olur. Ancak bu meâl ve tercümelerin Kur`an olması mümkün değildir ve "Türkçe Kur`an" "Farsça Kur`an" gibi ifadeler onun "Arapça" oluşunu inkâr anlamı taşır" (Gazali, Ihyâ I/285-86 (özetleyerek) (Mısır 1936); (Mısır, Daru Nehru`n-Nil I/25l ); (Türkçe terc. Bedir I/804)) Ancak mealler ayetin sonsuz manalarından sadece birini verebileceği için sağlam bir mealden okuyanlar, sadece meali yapanın yakaladığı bir manaya muttali olabileceklerdir. Oysa ayette kelimelerin dizimi, seçimi, karakteri, etimolojisi ve semantiğine bağlı olarak belki sonsuz ihtimaller vardır. "Ta ki muhtelif anlayış ve istidatlar zevklerine göre hisselerini alabilsinler." Müfessirlerin farklı anlayış ve tespitleri de buradan kaynaklanır. Her şeye rağmen Arapça bilmeyenler için meal de bir kolaylaştırıcıdır, faydadan hali değildir. Aslını anlayamıyanlar sağlam bir mealden bu yolla istifade etmeli ve aslını da öğrenmeye çalışmalıdırlar. Meallerin de Kur`an olmadığını bilmelidirler.

9. Bu konuda Gazalî`nin tespitleri bize ışık tutabilir:

"Kur`an`ın anlaşılmasını engelleyen hususlar dörttür: 1- Harfleri mahreçlerinden çıkarma kanununa lûzumundan fazla önem vermek ve tüm gayreti bu yönde harcamak... 2- Herhangi bir mezhebi (görüşü) taklid yoluyla benimsemek ve taklit ettiği konuda katı olmak... Bu adam öyle birisidir ki, inandıgi görüş ile bağlı kalır ve başka türlü de olabileceği aklına bile gelmez... Eğer Kur`an okurken bir ışık parıldar ve Kur`anın manalarından bir mana, bildiğinin aksine ona zahir olursa şeytan onu hemen taklide zorlar ve "sen nasıl olur da bunu böyle anlarsın, oysa babaların, (büyüklerin) bunun aksi kanaattedirler" diye onu aldatmaya çalışır... 3- Günahlarda israr etmek, kibirle muttasıf bulunmak, dünya konusunda hevasına uymak... 4- Kelime anlamı ile bir tefsir okumuş olup, Kur`an kelimelerinin Ibn Abbas, Mücahid ve başkalarından nakledilen anlamlarının dışında bir manalarının olmadığına itikad etmek. Onlardan nakledilenlerin dışındakilerin "Kur`anı kendi görüşüne göre tefsir etmek" bunu yapanların ise Cehennemde yerlerini hazırlamaları istenenlerden olduğunu sanmak. Işte bu da Kur`anın anlaşılması önündeki büyük perdelerdendir. Oysa "Kur`anı kendi görüşüne göre tefsir etmek" ayrı bir şeydir.

10. "Kur`anı kendi görüşü ile tefsir eden Cehennemdeki yerine hazırlansın" (Tirmizî, tefsir 1 (Müslim, münafikûn 40; Darimî, mukaddime 20; Müsned V/1 l5 benzer hadisler)) mealindeki hadisi şerif, Gazali`nin de dediği gibi bazılarınca yanlış anlaşılmaktadır:

Hadisin ne demek olduğunu anlamaya çalışalım. Zira, eğer bunu -sahih olduğu taktirde- genel anlamı ile alacak olursak, sahabe dahil, bütün tefsircilerin bu durumda olduğunu görürüz. Bunu ise hiç kimse söylememiştir. Görebildiğim kadarıyla bu konuyu en güzel açıklayan Imam Gazali ile Imam Birgivî olmuştur. Biz de onların söylediklerini özetleyerek toparlamaya çalışacağız. Gazali diyor ki: "Bilmiş ol ki, Kur`anın zahir (kelime anlamı) açıklamasından başka manası yoktur, ama bütün insanları kendi derecesine indimekle de hata ediyor... Gerçek şu ki, anlayabilenler için Kur`anın manaları çok geniştir... Hz.Ali de bu konuda Allah`ın kendisine bir anlayış verdiği kimseleri sınırlı manalar anlamaktan istisna etmiştir... Sözkonusu hadis ve Hz. Ebu Bekr`in; "Kur`anı kendi görüşüme göre tefsire kalkışırsam beni hangi yer taşır, hangi gök gölgeler?" sözüne gelince: Bunların manası; ya Kur`anı akılla anlamaya çalışmayı ve manalar çıkarmayı bırakıp sadece menkul açıklamalarla yetinmektir, ya da başka bir şeydir. Imdi Birincisinin olması mümkün değildir, çünkü: Kur`anın açıklaması hakkında duyduklarından başka hiç bir şey söylememenin batıl olduğu pekçok sebepten dolayı açıktır:1. Eğer böyle olacak olsa Kur`anın açıklaması ile ilgili olarak bizzat Resulullah`tan duyulan şeyler onun ancak bir kısmını açıklamış olur, kalan anlaşılmamış kalır. 2. Sahabe ve tefsirciler bazı ayetleri anlamada ihtilaflar etmiş ve pek çok görüş ileri sürmüşlerdir.

Bunların hepsi Resulullah`tan nakledilmiş olamayacağına göre onları bu hadisin tehdidine dahil edebilir miyiz? 3. Resulullah Efendimiz (s.a) Ibn Abbas için "Allahım onu dinde anlayışlı (fakih) kıl ve ona (Kur`an`ın) tevilini öğret. (Buharî, vudû 10; Müslim, fedailüssahabe 138; Müsned I/266 ) buyurmuşlardır. Eğer zahiri manasından öte bir de tevili (muhtemel manaları) olmasaydı bu sözün ne anlamı olurdu? 4. Kur`anın kendisi de: "Onların sonuç çıkarabilenleri (Istinbat gücü olanları) onu bilebilirlerdi..." (K. Nisâ (4) 83) buyurmuştur. Binaenaleyh, tevilde muhtemel manalarda çıkarmada) sadece duyulanlarla (menkule dayanma iddiası batıldır ve herkesin Kur`andan, anlayışının gücüne ve aklının kapasitesine göre manalar çıkarması (istinbatı) caizdir. (Yeter ki, yukarıda işaret edilen usûle muhalif olmasın). Öyleyse bir tehdidin anlamı nedir? Bu, iki şekilde anlaşılmalıdır: 1. Ya kişinin (dinden olmayan) kendine has bir görüşü (felsefesi, inancı) vardır ve Kur`anı o görüşü takviye etmek için, zahirine muhalif olarak yorumlar, zorlar. Bu da ayetin manasının o olmadığını bile bile olabileceği gibi bilmeden de yapılmış olabilir. ?. Ya da Kur`anı, sırf Arapçaya dayanarak, bazı mücmel meselelerdeki hadis ve nakillere bakmaksızın açıklamaya kalkışır. Çünkü nüzûl sebebi vb. bazı nakiler bilinmeden bazı ayetleri anlamak mümkün değildir. (Gazalî, Ihya (Dâr Nehrun-Nîl ) I/255-256 (Terc. I/825-826))

Konumuzu Imam Birgivî de özetle şöyle açıklar: "Bilmiş ol ki, Kur`anın "görüş"le tefsir edilmesinin yasaklanması, bu konuda sadece Resulullah`tan (s.a) duyulanlar (nakiller)le yetinilmesi anlamında değildir. Çünkü bu çok çok azdır. Öyle olsaydı kimse Kur`anla delil getiremezdi ve ictihat kapısı kapanırdı. Bu ise icma ile batıldir. Fakih Ebulleys`in E1-Bustan adlı eserinde dediğine göre bu yasak, Kur`anın bütününe değil, sadece "müteşabih" ayetlere yöneliktir. Nitekim Kur`anda: "Kalplerinde sapma olanlar onun müteşabih olanına uyarlar..." (K. Ali-Imrân (3) 7) buyurulur. Durum böyle olunca Arapçayı ve Kur`anın nüzûlü ile ilgili bilgileri bilenlerin Kur`anı tefsir yetkileri vardır ve bu tefsirleri, "kendi görüşlerine göre açıklama" sayılmaz. Baksanıza, müctehitler nice ayetlerin tefsirinde ihtilaf etmişler ve kendi anlayışlarına binaen "Veya kadınlara dokunursanız (mülemese)" (K. Maide (5) 6) ifadesini Imam Şafii, elle dokunma (ten teması) anlamış ve bunun abdesti bozduğuna hükmetmiştir. Oysa Ebu Hanife bunu cinsel ilişkiye (cima) yormuş ve ten temasının abdesti bozmayacağına hükmetmiştir. Bunun örnekleri pek çoktur." (Birgivî, er-Tarikatü`l-Muhammediyye, (Mısır, Mustafa el-Babil-Halebî,1379-1960) l57)

Mezkür hadiste geçen "El-Kur`an" ifadesinin umumundan (istiğrak) hareketle bu yasağın, Kur`anın tamamını kendi görüşü ile tefsir etmeye yönelik olması da düşünülebilir ki, bu da iki imamı destekler. Yani müteşabih ayetleri ya da nakilsiz anlaşılamayacak ayetleri kendi görüşüne göre tefsir etmeyenler, Kur`anı, yani tamamını, kendi görüşleriyle tefsir etmemiş sayılırlar ve bu tehdidin dışında kalırlar.


Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun