İnanan insanın bakış açısı nasıl olmalı?

Sesli dinle

İnanan insan, varlıklara sanatkârları adına bakar. Mesela, bir gül görünce “Ne güzel!” demez, “Ne güzel yaratılmış!” der.

Her varlık manalı birer kelimedir. Yazıcısını, yaratıcısını tanıtır, bildirir, sevdirir.

Kur’an bize “bakmayı” öğretir. İnsanı gözlem yapmaya davet eden sayısız ayet var.

“Deveye bakmaz mısınız?” der mesela. Peki, insanlar hiç mi bakmadılar deveye? Her gün gözlerinin önündeydi.

Baktılar belki ama başka bir gözle. İlahî sanatın inceliklerini fark edemediler, ustasını tanıyamadılar.

Sadece ayetler mi? Hayır, sure isimleri bile birer davettir tefekküre.

İnsan, Güneş, Ay, Yıldız, Arı, Örümcek, Demir, Sığır, Kadınlar, Karınca, Kalem, Gece, İncir, Zaman, Fil…

Uzar gider bu liste. Her isim bakmaya, görmeye, gözlemlemeye, düşünmeye çağırır insanı.

Bu isimler bilime de pencere açar. Müminden inceleme ve araştırmalar yaparak bilgi edinmesini ister.

İnananlar bu emri yerine getirmiyorlarsa kabahat elbette kendilerinindir. 

Yaratılanlara bakmak niçin önemli peki? Kur’an niye bu kadar ısrar ediyor?

Çünkü kâinat, kelimeleri cisim hâlinde olan bir kitap. Onu da yazan, yapan, yaratan yine aynı zat.

Kâinatı ve içindeki sanatlı varlıkları iman gözüyle görmek, incelemek yüksek bir kulluk biçimi.

İki kitabı var yaratıcının: Kur’an ve kâinat. Biri öbürünü yorumluyor, açıklıyor.  

Yalnız kâinat kitabını okuyup ilahî kelamı bilerek ihmal edenler, ahiret cehennemini hak ediyorlar.

Sadece Kur’an okuyup kâinat kitabını okumayı terk edenlerse, ayaklar altında ezilmek suretiyle dünya cehenneminde yanıyorlar.   

Kur’an, parmakla gösterir gibi bir hedefi işaret etmiş, gafiller hedefe bakacaklarına parmağa bakmışlar!

İşaret edilen hedefe bakabilseler, hem dünyalarını imar edecekler hem de ahiretlerini.

Kategori:
10 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun