Karı kocanın arasını açmak için büyü yapıldığından şüphelenen kimseler ne yapmalıdır?

Soru Detayı
Benim inancım var ama çözüm yolunu ayetler ile aydınlatmadan yanayım. Benim başıma şüphelendiğim bir durum geldi: - Beş senelik evliyim, ama şimdi boşanıyoruz. İkimiz de iyi anlaşır ve birbirini seven eşlerdik. Ara ara tartışmalar oldu ve biz birbirimizi gördüğümüz zaman, içimden onu hayvan suretinde, yani kötü düşünüyordum. Birçok kez ayrılıp barıştık, yine ayrıyız, ama ben eşimi seviyorum. - Yeni evli iken yatak odasında bir takım sabun ve iğneler gördük, denize attık; şüphelerim buradan ibaret...
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Belirtileri evde huzursuzluk, eşler arası birbirine ilgisizlik, birbirlerini beğenmeme, erkeğin veya kadının eşini hiç beğenmemesi ve nihayet işin boşanmaya kadar gitme durumundan bahsedebiliriz.

Konuyu sadece büyü ve sihir diyerek çözmeye çalışmak çare olmayabilir. Bu açıdan konuyu bir çok yönden incelemek gerekebilir.
 
Geçmişte olduğu gibi bugün de insanlarımız çaresini bulamadıkları birçok rahatsızlıklarına sihir yahut da büyü ismi verip çekiliyorlar...
 
Büyüdür, sihirdir, deyince mesele bitiyor... Artık kime kızmışlarsa, kime hasım hissiyle bakmışlarsa işi onun üzerine yıkıyor, ona olan husumetlerini ilerletiyorlar. "O yaptı bunu!..", diyorlar.
 
Ne ile belli sihir olduğu, büyü yapıldığı?
 
Bu konuda evham ve hayâlât işliyor, ucu bucağı gelmez vesveseler alıp yürüyor...
 
Bu gibi konularda yapılacak ilk iş, hemen hüküm vermek; sihirdir, yahut büyüdür, deyip işi evham üzerine hükme bağlamak değildir. Önce bir durum tesbiti şarttır. 
 
Yâni ruhî, manevî bir hâl mi, yoksa cismî ve maddî bir rahatsızlık mı? Bunu düşünüp tesbit etmeye zaruret vardır. Çoğu zaman maddî ve cismî olan bir rahatsızlığı, ruhî, yani manevî sananlar, baştan hatâ ediyor; ilk tedbirlerde yanılıyorlar, çareyi ters taraftan aramaya başlıyorlar. Böylece zaman kayboluyor, hastalık ilerleyip, tedbir zorlaşıyor.
 
Bizim görevimiz, maddi ve manevi tedbirleri aldıktan sonra şifayı Allah’tan beklemek ve sonuca razı olmaktır.
 
Hayırlı bir aile misiniz?
 
Bu soruyu aile içinde kime sorabiliriz? Elbette aileyi teşkil eden iki temel direğe. Kimdir bu iki temel direk?
 
Evdeki bey ile hanımefendiden başkası olamaz. Çünkü ailenin hem temeli hem de ayakta tutan direkleridirler bu iki insan. Öyle ise aile demek, hanımla bey demektir.
 
Ailenin, içinde bir ömür tükettiği yuvanın bir bakıma cennet bahçesi hâline gelmesi yahut da cehennem çukuru durumuna düşmesi bu iki insanla olur. Başka bir ifade ile aile, ömrünü tamamlayacağı çatının altında ya bir cennet benzeri hayat yaşarlar ya da cehennem misali bir yaşam tüketirler.
 
Bir hayatı ya cennet misali ya da cehennem benzeri şekle sokan fertler ise, ya hayırlı insanlar ya da şerli kimseler olma vasfını da kazanmış olurlar. Bundan dolayıdır ki, Efendimiz (asm) Hazretleri, "Ailenize hayırlı olsun" şeklinde hem beye, hem de hanıma tembihlerde bulunmuş, ikazlardan geri kalmamıştır.
 
Bakınız, Efendimiz (asm) hayırlı beyi nasıl tarif buyurmuştur:
"Hayırlı bey, eve girince hanımın yüzü asılmaz, çocuklar da köşe bucak ondan kaçışmaz!"
Evet, kendisi kısa, fakat manası uzun ve kapsamlı bir tarif. "Bunun zıt anlamı nedir?" derseniz, onu da arz edelim:
 
– Hayırsız bey eve girince hanımın yüzü asılır, çocuklar da köşe bucak kaçışır!
 
Öyle ise bey, bu tarifi iyi düşünmelidir. Hayırlı bir bey mi, hayırsız bir aile reisi mi, bu tarife göre kendisini test etmelidir.
 
Hayırlı beyi arz etmiş olduk… Öyle ise hayırlı hanıma ait ölçüyü de arz edelim. Yine Efendimiz (asm) buyuruyor ki:
"Hayırlı hanım da odur ki, bey eve gelip de onun yüzüne bakınca huzur duyar, mutluluk hisseder!"
Bunun zıt anlamı da şudur:
 
– Hayırsız hanım da odur ki, bey eve gelip de ona bakınca huzuru kaçar, mutsuzluk hisseder, geldiğine pişmanlık duyar!
 
Öyle ise hanımefendi de kendini kontrol etmeli; hayırlı bir hanım mı, yoksa hayırsız bir hanım mı olduğuna kendisi karar vermeli. Beyine huzur mu veriyor, yoksa huzursuzluk mu? İyi düşünmeli.
 
Hadisten mülhem olarak arz ettiğimiz bu tarif ve tavsiflerin iki tarafa da mesajı şudur:
 
– Beyefendi! Eve gelince güler yüzlü, tatlı dilli ol, hanımın yüzü gerilmesin, çocukların korku ve endişe ile kaçışmasın.
 
– Hanımefendi! Sen de sabırlı ve anlayışlı ol, bey eve gelince hemen dertleri sıralayıp, sıkıntıları ortaya yığma. Bey senin yanında huzur duysun, mutluluk hissetsin.
 
Efendimiz (asm)'in bu mesajından sonra ayrıca derim ki:
 
– Aile içinde ortaya çıkması mümkün sitemleri, nazlanışları olağan şeyler olarak görüp geçiştirmek mümkünken, büyütüp de içinde boğulacak hâle getirmeyin. Bakın ne büyük anlaşmazlıklar, belâlar, hastalıklar, imtihanlar vardır bu alemde.
 
Bazen öylesine büyük imtihanlarla karşılaşılıyor ki, çaresi olmayan bir dert, ilacı bulunmayan bir hastalık insanların dünyasını karartıyor; bu gibi geçimsizlikler o zaman şeker, bal gibi geliyor. Ama iş işten geçmiş, büyük bela ve musibet kapıyı çalmıştır. Onun için meselenizi büyütmeyin. Sabırla, tahammülle, sevabını düşünerek, hikmetini hesaba katarak geçiştirin.
 
Daha çok sıkılırsanız, o meşhur cümleyi tekrar edip rahatlayın.
 
"Bu da geçer yâ hû!.."
 
Göreceksiniz ki, sıkıntı gitmiş, sevabı kalmış; yine siz kârlı çıkmış, huzuru mutluluğu yakalamışsınız...
 
İlave bilgi için tıklayınız:

- Büyüyü bozmak için bir hocaya gitmek caiz midir? Büyü nasıl etkisiz hâle getirilir?

- Kendisine büyü yapılıp cin musallat olan kişi, bunlardan nasıl kurtulabilir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

27323 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.