Kadının yaratılışını bahane ederek Allah'ı alaya alanlara ne denilebilir?

Soru Detayı

- Tanrı erkeğin kaburgasından (!) kadını yarattı. Sonra kadına soyunu devam ettirebilmesi için rahim ve vajina verdi: Erkek tahrik oldu! Çocuklarını doyurabilmesi için göğüsler verdi: Erkek tahrik oldu!. ..
- Kadına bunları verene kadar erkeğe irade ve ahlak olgusu vermeyi akıl edemeyen Tanrı kusursuz tasarım değil bir kere!

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yaratma, soruda geçtiği şekilde değil, aynı anda gerçekleşir. Nitekim anne rahminde olan yaratmada bunu daha net görmekteyiz.

Allah'ın yarattığı her şey güzeldir. Ancak insan bu güzellikleri isterse görür istemezse görmez. Çünkü insana özgür irade verilmiştir. Bu özgür irade de binlerce güzellikten sadece biridir. Herkesin istediği gibi sorabilmesi ve istediğini yapabilmesi de bunun bir göstergesidir.

Bu iddianın sahibi, Allah’ı bilmiyor ve tanımıyor, kendi âleminde bir ilah modeli çiziyor. Ona “Tanrı” diyor. Kendisinde nefsinin ve şeytanının telkiniyle galeyana gelen hayvanî duygularıyla, âleminde kendisinden daha akılsız ve şuursuz olarak tasarladığı o tanrısına hücum ediyor. Daha sonra dönüp, âlemindeki o ilah ile alay ediyor.

Bu tip inkarcılık yeni değildir. İslâmiyet’ten önce de Araplar helvadan putlar yapıp onlara tapıyor, acıkınca da o putları yiyorlardı. Sorudaki iddia sahibi ve onun gibi düşünenler de benzer putlarla kendilerini aldatıyorlar.

Bu asır insanlarının helvadan putları ise, pozitivist felsefenin bir yaratıcıyı kabul etmeyen ateizme dayalı görüşüdür. Tabiatı ve tesadüfü ilah kabul eden bu görüş sahipleri, bu helvadan putlarıyla hem kendilerini aldatmakta ve hem de güya bilim kisvesi altında bu batıl düşüncelerinin propagandasını yapmaktadırlar.  

Gerçekten Allah’ı bilmek isteyen, önce Allah’ın Kur'an’da kendisini bize nasıl tanıttığına bakmalıdır.

Bunu yapsa, o zaman O yaratıcının;

- Sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olduğunu,
- Bütün kâinatı bir atom kolaylığında yaratıp, idare ettiğini,
- Geçmiş ve gelecek her şeyi bildiğini,
- Her türlü noksan sıfattan uzak olduğunu,
- O’nun yaratılmadığını,
- Yaratılmış olarak neyi tasavvur edilirse edilsin, İlah olmayıp yaratılan şeyin mahluk olduğunu anlayacaktır.

Yine insanın mahiyetini ve yaratılış gayesini Kur'an’dan öğrenecektir.

Böylece insanı;

- Yokluk âleminden bir hücre olarak anne karnında yaratanın,
- Ona göz, kulak, mide ve barsak verenin,
- O bedeni, akıl, hafıza, hayal ve ilimle donatan ve güzelleştirenin,
- Bir insan olarak dünyaya gönderenin
- Ve her türlü ihtiyaçlarını her an temin edenin ve ona hayat verip yaşatanın

Allah olduğunu bilecektir.

Allah’ın sonsuz irade ve kudreti ve zenginliği karşısında, acizliğini, fakirliğini duasına şefaatçi yapacak, yardımı O’ndan bekleyecektir. Ölümden sonraki ebedî hayat için yine Rabbine sığınacak, O’ndan meded isteyecektir.

İşte böylece insan Allah’ın kulu olduğunun farkına varacaktır.

Bu tür iddia sahibi gibi, en büyük düşmanı olan nefsine ve şeytanına uyarak onların arkasından gidenin, onların sözünü dinleyerek tabiatı ilah kabul edip Allah’ı alaya alanın, ölür ölmez kendisini cehennemin en derin yerinde bulacağını Allah beyan buyuruyor.

Şimdi buna inanmayan hiç endişe ve acele etmesin. Ölür ölmez mutlaka bunu görecektir. Ahiret inanmamak, oraya gitmeye engel değil, sadece cennete girmeye engeledir.  

Şimdi onların burunlarından tutup havalara kaldıran şeytanlarını ve şeytani arkadaşlarını, en sıkışık oldukları ve cehennem azabını gördükleri zaman yanlarında bulamayacaklardır. Çünkü o kötü arkadaşları ve şeytan da o zaman kendi derdine düşmüş olacaktır.

Evet, cennet adam istediği gibi cehennem de adam istiyor ve bekliyor.

Şimdi burada Allah’la ve O’nun yarattıklarıyla alay edenler, helvadan putlar yapmaya, o putlara tapmaya ve onun propagandasını yapmaya devam etsinler. Bu tip propagandalarıyla da cehennem arkadaşlarını çoğaltsınlar. O tip arkadaşlarının çokluğu nispetinde, o insanları Hak’tan uzaklaştırdıkları ve cehenneme girmelerine sebep oldukları için azaplarının da o oranda artacağı Kuran’da bildirilmektedir.

Allah’ı bilme ve O’na abd ve kul olma şerefinin şuuruna varamayıp, cenneti kazanmak  için verilen, göz kulak ve ağız gibi organları ve akıl, hayal, hafıza gibi duyguları böyle kendilerine cehennem kapılarını açacak şekle çevirenlere ne kadar yazık..

Ahiretteki onların bu acınacak halleri, hiç acınmaya layık değildir. Çünkü, “Zarara bilerek girenlere merhamet edilmez ve onlara acınmaz.” umumi bir düsturdur.

Keşke onlar bu ipe sapa gelmez saçma sapan sözleriyle mahlûkatın öfkesine ve kâinatın nefretine, Allah’ın gadabına sebep olmakla ebedî hayatlarını kaybettiklerinin farkına varabilseydiler. Allah’ın Kuran’da buyurduğu gibi, elbette herkes kazandığının karşılığını bulacaktır. 

Necip Fazıl bir şiirinde bunlar için şöyle diyor:

"Ya İslâm’la yükselir ya da inkârla çürürsün,
Bu iş mezarda bitmiyor, gidince görürsün."

Bunlar kendi nefislerini dinleseler, hiç şüphe yok ki, bu Allah’la alaycı ifadelerinin, şeytanın telkini ve sözleri olduğunu onlara söyleyecektir. Bizim onlar için yapacağımız Cenab-ı Hak’tan hidayet nasip etmesidir. O’nun hidayetinden nasibi olmayanların vay haline.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR