İnsanların boyu neden kısaldı?

Soru Detayı

İnsanların boyunun kısalması, evrime delil olur mu? Eskiden insanların boyu çok uzunmuş, şimdi ise kısa. Bunu söylemek evrimleşmek midir? Böyle düşünmek şirk olur mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cenab-ı Hak istediği varlığı istediği şekilde yaratır. İnsanı da geçmişte yine doğrudan insan olarak yaratmıştır.

Şimdi insanlar hep aynı boyda olmadığı gibi, geçmişte de bütün insanlar aynı boyda değildi. Bir kısmı uzun, diğer kısmı da onlara göre daha kısa idi. Ömürleri de şimdi her bir insanın farklı olduğu gibi geçmişte de farklı idi.

Bazılarının bin sene civarında yaşadığını biliyoruz. Mesela Kuran’da Hz. Nuh’un Tufan hadisesinde 950 yaşında olduğu bildiriliyor. Nuh aleyhisselamın Tufan’dan sonra 50 sene daha yaşadığı farz edilirse yaklaşık bin sene yaşamış olur.

Geçmişteki insanların günümüzdeki insanlara göre genelde daha uzun olduğu anlaşılıyor. Ama bu uzunluğun çok fazla olmaması gerekiyor. Çünkü kaldıkları evlere veya kayalara oydukları yerlere bakınca bunun öyle metrelerce uzun olması mümkün gözükmüyor.

Geçmişteki insanların uzun boylu olmasının mümkün olduğunu düşünmek, Allah’ın eseri olarak kabul edilirse şirk olmaz. Tabiat veya tesadüfün eseri olarak alınırsa şirk olur.

Geçmişte ve günümüzde insanların nasıl yaratıldığından çok niçin yaratıldığının sorgulanması lazım.

Allah’ın insandan istediği nedir? Onu niçin yaratmıştır? Bizim bunun üzerinde kafa yormamız gerekir.

Allah insanı kendisine ibadet etmesi için yarattığını beyan buyuruyor. Biz esas bunun üzerinde durmamız ve O’na karşı kulluk vazifemizi tam olarak yapıp yapamadığımızın hesabını dikkate almamız gerekiyor. Çünkü ömrümüzün her dakikasını nerede ve nasıl geçirdiğimizin hesabının sorulacağı bildiriliyor. Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmemiz gerekir.

Allah ilk insanı topraktan, onun neslini de meniden, şeytanı da ateşten yarattığını beyan buyuruyor.  Tersi de olabilirdi. Yani insanı ateşten yaratabilirdi. Bunun üzerinde fazla durmaya hiç gerek yoktur. Nitekim Cenab-ı Hak her an sesten, ışıktan, karanlıktan, kelime ve manalardan ruhani varlıklar yaratmaktadır. İnsanı da böyle yaratabilirdi.

Kısaca söylemek gerekirse, insanın nasıl yaratıldığı değil, niçin yaratıldığını devamlı sorgulamamız ve Allah’a ve kullarına karşı sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirip getirmediğimizin muhasebesini yapmamız, yaratılışımızın ve dünyaya gönderilişimizin asıl gayesidir.

Ateistler kasıtlı olarak ilk insanın nasıl yaratıldığıyla uğraştırırken niçin yaratıldığını unutturuyorlar. Onların bu tuzağına düşmemek gerekir. Bu tuzağa düşenler kendilerini kolay kolay kurtaramıyorlar ve ahretleri tehlikeye giriyor.

Şimdi şöyle düşünelim. İslamiyet gönderileli 14 asır olmuştur. O zamandan bugüne kadar milyarlarca Müslüman gelip geçmiştir. Onların hiç birisi, ilk insanın ve günümüzdeki insanın yaratılış safhalarını ve genetik yapısını, bugünün fennini okuyanlar kadar bilmiyordu. Ama onlar; “Her şeyi Allah yaratmıştır. Bizi O yaratmıştır.” deyip bu dünyaya gönderiliş gayelerini öğrenip vazifelerini bihakkın yaparak gitmişlerdir.

Mesela sahabilerin pek çoğu, bu soruyu soran kadar insanın geçmişini ve günümüz insanının genetik yapısını bilmiyordu. Ama onun Allah’a imanı ve kulluğu dillere destandı. Kendilerinden sonra gelenlerin hiç birisi onların kazandıkları o manevî makama yetişemiyorlardı.

Biz buna bakacağız. Bizi Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışan dinsizlerin suret-i haktan görünen sözlerine aldanmayacağız ve bu konuda onların arkasından gitmeyeceğiz.

Kim onların ayak izlerine takip ederse, gideceği yer sonsuz cehennemdir.

İnsanın böyle lüzumsuz ve kendisini manen mesul edecek şeylerle zaman ve ömür tüketmemesi gerekiyor. “Sizin bir gün ömrünüz kaldı” deseler, bu tip sizin için gereksiz ve lüzumsuz şeylerle uğraşır mısınız? Yani, “İlk insanların boyu ne kadardı?” sorusunun cevabını mı ararsınız, yoksa Allah’ın emirlerini mi yerine getirmeye gayret edersiniz?

Halbuki hiçbir insanın bir günlük garantili ömrü yoktur. İnsanın ömrü sadece bulunduğu andır. Böyle bir anlık ömür için, şayet bu konularda ilmi çalışma yapmıyorsanız, bu tip konular sizin için çok lüzumsuz ve gereksizdir. Çünkü kabre girdiğiniz andan itibaren size ne ilk insanın nasıl yaratıldığı, ne boyunun ne kadar olduğu ve ne de insanın evrim geçirip geçirmediği gibi soruların sorulmayacağını biliyoruz.

Her bir insan kabre girdiği andan itibaren gerek kabirde ve gerekse haşir meydanında nelerle karşılaşacağını, ne gibi sorular sorulacağını, bu soruların cevaplarının neler olduğunu bilmek ve gereğini yapmak için bu dünyaya gönderilmiş ve eline de çok kısa süreli bir ömür sermayesi verilmiştir.

İşte aklı başında olan her bir insan, kendisini doğrudan ilgilendirmeyen lüzumsuz işlerle uğraşarak çok kıymetli ömrünü gereksiz yerde sarf etmez. O kısa ömür sermayesini, Allah’ı anlamada ve O’nun emir ve yasaklarını yaşamada sarf eder. Ebedî hayatını kazanmaya çalışır.

Yoksa sadece dünyaya ait ne yapsa hep ziyandadır ve ahretine ciddi çalışmazsa sonsuz hayatını kaybetme tehlikesi vardır. Bir adamın İngiliz ve Alman kadar serveti olsa ve aklı da varsa, ahreti kazanmak için tereddütsüz sarf edecektir. Çünkü karşılığında dünya kadar ebedî bir serveti ve mülkü kazanmış olacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
849 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun