Hz. Osman’ın, "Kur'an'da gramer hataları görüyorum ve Araplar onları dilleriyle düzelteceklerdir." dediği doğru mudur?

Tarih: 04.05.2014 - 11:20 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’ân’da yazım hataları olduğuna dair görüşler zaman zaman gündeme getirilmekte ve bunun için bazı rivayetler öne sürülmektedir. İbn Abbâs’ın azatlısı İkrime et-Tâî’den gelen rivayet şöyledir:

“Mushaflar yazılınca Halife Osman’a takdim edilmiş, o da mushafı in­celedikten sonra 'İyi hoş yapmışsınız da bunda lahnden bir şey görüyorum, ancak bunları olduğu gibi bırakınız! Çünkü Araplar bunları dilleriyle düzelteceklerdir.' " [Rivayetler için bk. İbn Kuteybe, Te'vîlü müşkili'l-Kur'ân (nşr. es-Seyyid Ahmed Sakr), Kahire 1973, s. 26, 50-51; Süyûtî, el-İtkan, I, 585].

Âlimler bu rivayetin sıhhatini kabul etmiyorlar. Çünkü Hz. Osman, Kur'ân'ın cemedilmesini tek başına yapmadı. Bilakis diğer sahabe de Kur'ân'ın toplanması ve yazılmasında ona yardımcı oldular. Yazılan mushaflar, Hz. Ebu Bekir'in toplattığı mushaf ile mukabele edildikten ve Hz. Peygamber (asm)'in son defa Cibrîl ile mukabele ettiği Kur'ân'a uygun olduğu hususunda sahabenin muvafakati alındıktan sonra yayıldı. Hz. Osman gibi üçüncü halîfe olan bir zatın, Kur'ân'da, Allah'ın Hz. Peygamber (asm)'e indirdiğinden farklı şeyler görüp; "Bu hataları ileride Araplar düzeltir." demesi ve hataları düzeltmeden öylece bırakması hiç düşünülebilir mi? Allah'ın dininin yardımcıları ve koruyucuları olan sahabenin huzurunda bunu yapması hiç mümkün müdür? Bu sözün Hz. Osman'a nisbetini Kurtubi, Zemahşeri, Ebu Hayyân, Âlûsî ve daha birçok âlim kabul etmemişlerdir (Kurtubi, II, 240. Dipnot; el-Ensârî, "ed-Difâ' ani'l-Kur'ân", s.96, 98. Ahmed Mekkî el-Ensâri. "ed-Difâ' ani'l-Kur'ân", s.70; Cemâl Abdulazîz Ahmed, el-Kur'ân s. 887). 

Suyûtî'ye göre bu rivayetlerde bazı müşkiller vardır. Onlar da:

1. Arapçayı en fasih konuşan ashab-ı kiramın, Kur'ân-ı Kerim'de hata etmesi şöyle dursun, kendi dillerinde hata ettikleri nasıl düşünülür? 

2. Kur'ân-ı Kerim'i Resûlullah (asm)'den, nazil olduğu gibi öğrenen, onu ezberleyen, onu aynen koruyan ve üzerinde titizlikle duran sahabe-i kiramın Kur'ân'da hata ettikleri nasıl söylenir?

3. Bütün sahabenin, Kur'ân’ın okunuş ve yazılışında aynı hatada birleştikleri nasıl düşünülebilir? 

4. Böyle bir hatanın farkına varmamaları, bu hatadan dönmemeleri, nasıl söylenebilir? 

5. Hz. Osman'ın görülen hatayı düzeltmek isteyenlere mâni olduğu, nasıl söylenebilir? 

6. Seleften halefe tevâtüren rivayet edildiği halde, hatalı kıraatin sürüp gittiği, nasıl düşünülebilir? Bütün bunlar ashâb-ı kiram için aklen, şer'an ve örfen muhaldir.(es-Suyutî, el-İtkân, 1, 586-588: İbn Teymiyye, Mecmuu'l-Fetâvâ, XV, 250-256).

Âlimler buna -yukarıda zikrettiklerimize ilâveten- şöyle cevap vermişlerdir: 

a. Hz. Osman'a izafe edilen sözler, doğru değildir. Bu rivayetin senedi zayıf, muzdarib ve munkatı'dır. Hz. Osman kendisine uyulan bir imam olarak tayin edilmişti. O, nasıl olur da Kur'ân'da gördüğü bir hatayı düzeltmek üzere, Arapların dil maharetine terkedebilir? Kur'ân'ın cem'ini ve yazma işini üzerine alan seçkin kimseler bu hatayı düzeltmemişse, başkaları bunu nasıl düzeltebilir? Ayrıca, bir tek mushaf değil, belli sayıda mushaflar yazılmıştır. Şayet bu mushaflarda hata vaki olduğu söylense bile, hepsinin aynı hataya düşmeleri, uzak bir ihtimal olur. Şayet mushaflardan bazılarında hata vaki olduğu söylense bile bu, diğerlerinin hatasız olduğunu itiraf etmektir. Hz. Osman'ın istinsah ettirdiği mushafların bir kısmı hatalı, bir kısmı da hatasız diyen bir sahabe yoktur. Kıraat vecihleri dışında mushaflarda hiçbir ihtilaf da mevcut değildir. Kıraatler ise, hata cinsinden sayılmaz. 

b. Ebu Bişr tarikiyle yapılan rivayette, okunuşu yazılışına uymayan bazı kelimeler, te'vil edilmiştir. Meselâ: (Tevbe, 9/47), (Neml, 27/21) âyetlerinde “lâ”dan sonra 'elif,’ “zalike cezauz zalimin” (Maide, 5/29) âyetinde 'vavla’ birlikte 'elif’, (Zâriyât, 51/47), âyetinde iki 'yâ' harfinin yazılışı bu kabildendir. Şayet kelimeler yazıldığı gibi okunsaydı, hata sayılırdı. İbn Eşte, 'Kitâbu'l-Mesâhif’ adlı eserinde, bu ve önceki cevaplara yer vermiştir. 

c. İbnu'l-Enbârî, "Kitâbu'r-Redd alâ men Halefe Mushafe Osman" adlı eserinde, bu konuda Hz. Osman'dan rivayet edilen haber hakkında şöyle der: "Bu haber hüccet (delil) olamaz. Zira muttasıl değil, munkatı'dır. Zamanında Müslümanların imamı ve önderi, devletin reisi olan, İmam Mushafı ortaya koyan, Hz. Osman'ın, bu mushafta hataları görmesi, yanlış yazıldığı halde bunları düzeltmemesi, akıl ve mantığa sığacak bir şey değildir. Asla. Yemin ederim ki, akıl ve insaf sahibi bir kimse, Hz. Osman hakkında böyle bir vehme kapılamaz. Kur'ân'da mevcut hatanın sonradan gelenlerce düzeltilmek üzere geciktirdiğine, inanamaz. Hz. Osman'ın 'Mushafta bazı hatalar gördüm' sözünden, yazısında bazı hata, i'rabı bozacak, kelimeleri tahrif edecek derecede hata sayılmadığını' iddia eden, görüşünde haklı ve isabetli değildir. Çünkü yazı telaffuza bağlıdır. Yazıda hata eden, telaffuzda da hata eder. Hz. Osman'ın Kur'ân'ın yazılışı ve okunuşunda ifsad derecesindeki hataları tehir etmesi, imkânsızdır. Bilindiği gibi o, Kur'ân'ı devamlı okur, beldelere gönderilen mushaflardaki yazı şekline uyar, âyetlerdeki mânâyı yeterince kavrardı. 

Ebu Ubeyd'in rivayet ettiği de bunu doğrular. Ebu Ubeyd, bize Abdurrahman b. Mekkî ona Abdullah b. Mübarek, bize Yemen şeyhi Ebu Vâil, ona Hz. Osman'ın mevlâsı Hâni el-Berberî rivayet ederek şöyle der: Hz. Osman'ın yanında bulunduğum bir sırada, sahabe mushafları karşılaştırıyordu. Bu arada Hz. Osman beni, üzerinde “lem yetesenne” (Bakara, 259), “lâ tebdîle lilhalki” (Rum, 30) ve “fe emhilil kafirine” (Tarık, 17) âyetleri yazılı bulunan koyunun kürek kemiği ile, Ubey b. Ka'b'a gönderdi. Kendisine bu âyetleri gösterdiğimde kalem istedi, “lilhalki” kelimesindeki ‘lâm' harflerinden birini silerek “lâ tebdîle lihalkillah” yaptı. “fe emhil” kelimesini silerek “fe mehhil” şeklinde yazdı, “lem yetesenne” kelimesinin sonuna da “ha” ilave etti. 

İbnul-Enbârî şöyle der: Yazılan mushaflar kendisine arzedilen, müstensihler arasında vuku bulan ihtilafı kaldırmak için kendisine müracaat edilen, onlardan doğru olanı ortaya koymayı isteyen Hz. Osman'ın, hatayı görüp de buna göz yumduğu ve bunu başkalarının düzeltmesi için bıraktığı nasıl iddia edilebilir?(İbn Teymiyye, Mecmuul-Fetâvâ, XV, 253) 

İbn Teymiyye de bu rivayetin doğru olmadığını ve birkaç yönden sahih olamayacağını belirtir: 

a. Sahabe efendilerimiz en küçük bir kötülüğü bile düzeltmede yarış yapıyorlardı. Kur'ân'da hatanın bulunuşunu nasıl kabul ederler ki? Halbuki bunu düzeltmek hiç de zor olmayan bir şeydir. 

b. Araplar, normal konuşmalardaki hataları bile çirkin görürlerken, mushaftaki bir hatanın kalmasına nasıl müsamaha ederler? 

c. "İleride bu hatayı Araplar dilleri ile düzeltecekler." denmesi de hatalıdır. Çünkü Kur'ân Arap ve Acem herkesin önünde ve elinde olduğu halde o günden bu güne aynı durmaktadır. Eğer hata olsaydı şimdiye kadar düzeltilirdi.

d. Hz. Osman, Kureyş lehçesi dışında yazılan kelimeleri düzeltmişken, hata sayılan diğer yerleri düzeltmemesi düşünülebilir mi?(İbn Teymiyye, Mecmûu'l-Fetâvâ, XV,248-264).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun