Hz. Aişe validemiz, kendisini kral eşi gibi birilerine taşıttırır mıydı?

Tarih: 08.12.2018 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

"Çünkü o zaman kadınlar hafif idi; iri ve ağır vücutlu değillerdi. Yemek de az yerlerdi. Bu sebeple hizmetçiler hevdeci yüklemek üzere kaldırdıklarında, hevdecin ağırlık derecesinin farkına varamayarak yüklemişler. Hem ben, küçük ve zayıf bir kadındım. Deveyi sürüp gitmişler."
Soru: Hz Aişe validemiz, kendisini birilerine taşıttırır mıydı, Peygamber eşine böyle bir davranış yakışır mı?
- Yerden alıp deveye takana kadar dahi olsa kendisine kral eşi gibi hizmet edilmesi tevazu ve takva bakımından uygun mudur?
- Zira takvalı ve tevazulu insanlar daha farklı olmaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yaklaşık 15 asırdan beri -kim olursa olsun- yolculukta icap ettiği anda erkekler kadınlara hizmet ediyor, atlarının dizgini tutup taşıyor. Bugün de bu durum revaçtadır. Bunun kibir / tevazu ile bir ilgisinin olduğunu düşünmüyoruz. Kadınlar güçsüz ve nazik olduklarından, erkeklerin hizmetine muhtaçtır.

“Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar; Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar…” (Nisa, 4/34)

mealindeki ayette de erkeklere bu hizmet görevi verilmiştir. Erkeğe büyük bir sorumluluğun verilmesinin gerekçesi olarak gösterilen “erkeklerin üstünlüğü”, fazilet üstünlüğü değildir.

Ayette belirtilen üstünlük, aile geçimini sağlama noktasındaki üstünlüktür. Yani, erkek kuvvette, sabırda, aile geçimini temin etmede kadından daha üstündür / daha kabiliyetlidir / daha dayanıklıdır / daha sorumludur demektir. Kocaların eşlerine mehir vermek, evin masraflarını yüklenmek, aileyi geçindirmek gibi mali yükümlülükleri taşıyabilmeleri için, bu farklı kabiliyetlere sahip olması kaçınılmazdır. 

İslam’da gerçek üstünlük, fazilet, kıymet ve değer üstünlüğüdür.

Yoksa, birçok hayvanın insanlardan güç kuvvet bakımından daha üstün olduğu bilinmektedir. Nitekim, “Allah katında en değerli / en üstün olanınız, Allah’a karşı en çok saygılı olanınızdır.” (Hucurat, 49/13) mealindeki ayette, üstünlük kriteri (erkeklik-kadınlık değil), Allah’a karşı gösterdikleri saygı / takva olduğu ifade edilmiştir.

- Bununla beraber, Hz. Aişe’nin durumu çok farklıdır. Hz. Aişe -ordunun mola vermesi esnasında- diğer kadınlar gibi devesinin hevdecinden inmiş ve insanlardan uzaklaşarak bir yerde ihtiyacını gidermiştir.

Sonra takısını kaybettiğini fark etmiş ve vardığı yere tekrar gitmiş, onu aramaya başlamıştır. Ancak akşam / gece karanlık olduğundan takısını bulmadan ordugâhtaki yerine dönmüştür. Herkesin gittiğini, devesinin de orada olmadığını görünce, -beni gelip bulurlar düşüncesiyle- orada oturmaya devam etmiş, fakat bir süre sonra uykuya dalmıştır.

Ordunun istirahat karargâhını teftiş etmek, orada bulunmayanları tespit etmek üzere görevlendirilmiş sahabi, bu görevi esnasında Hz. Aişe’nin yerde yattığını görmüştür. Bunu büyük bir musibet olarak telakki etmiş olduğundan “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.” demekten kendini alamamıştır. İşte Hz. Aişe bu sesle uyanmıştır.

Bir kadın olarak deveye binmesi çok zordur. Bu sebeple, ilgili sahabi devenin çömelmesini sağlamış ve onu bindirmiştir.

Gerek hevdec içindeyken gerekse doğrudan deveye binerken bir kadına yardım edilmesinde bir kibir, gurur aramak abesle iştigaldir. Özellikle Allah’ın Kur'an’da övdüğü, mükemmel kişiliğini tescil ettirdiği Hz. Aişe validemiz gibi yüksek bir şahsiyet hakkında, hatıra gelen bu gibi vesveselere hiç itibar etmemek gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun