Hastaydım, ziyaret etmediniz, kutsi hadisi Matta İncil’inden mi alındı?

Tarih: 30.11.2018 - 20:06 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Müslim, Birr, 13-40'ta geçen kudsî hadis ile Matta İncili, 25/34-46'ta geçenler arasındaki benzerlikler nasıl izah edilebilir?
- Her iki yerde, "Hastaydım, ziyaret etmediniz..." anlamında ifadeler mevcut. Bu kudsî hadis sahih midir?
- Eğer sahih ise -ki Müslim’de geçiyorsa, sahih olmalı- o halde, Matta'nın 25/34-46 kısmı tahrif edilmemiş kısımdır, diyebilir miyiz?
- Hadisin tamamını ve açıklamasını verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Tevrat ve İncil’in tahrifi konusu değişik yorumlara sahne olmakla beraber, hepsinin tahrif edildiğine dair İslami Literatürde hiçbir sağlam yorum yoktur. Örneğin, Tevrat’ta / Eski Ahit'te, Peygamberler Kıssaları ile ilgili pek çok husus, Kur'an’daki bilgilere uygundur.

Keza İncil’de de bazı güzel öğütler, ayet ve hadislerle çelişmez.

Bunlar, doğrudan bir vahiy mahsulü olmasa bile, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın verdiği derslerin bir tezahürüdür. Şifahi de olsa, ilgili peygamberlerden alınan bilgilerdir. Sorudaki bilgiler de bu türdendir.

Demek ki, bu bilgiyi biri diğerinden aldığı şeklinde açıklamak asla doğru değildir, Allah her iki peygambere de başka peygamberlere de bunu bildirmiştir, ikisinin kaynağı da aynıdır.

Bu hususta Ebû Hüreyre (ra) şöyle demiştir (Müsned, 5/ 98; Buhârî, İtisam, 25):

"Ehl-i Kitab, Tevrat`ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Resûlüllah (asm) ashabına şöyle buyurdu:

"Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki:

"Biz Allah`a, bize indirilen Kuran`a; İbrahim`e, İsmail`e, İshak`a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Mûsa`ya ve İsâ`ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitab ve âyetler)`e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırt etmeyiz. Biz (Allah`a) teslim olmuş Müslümanlarız." (Bakara, 2/136)."

Soruda geçen hadisin meali şöyledir:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ kıyâmet gününde şöyle buyurur:

“Ey âdemoğlu! Hastalandım, beni ziyaret etmedin”. Âdemoğlu:

- Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret edebilirdim, der. Allah Teâlâ:

“Falan kulum hastalandı, ziyaretine gitmedin. Onu ziyaret etseydin, beni onun yanında bulurdun. Bunu bilmiyor musun? Ey Âdemoğlu! Beni doyurmanı istedim, doyurmadın” buyurur. Âdemoğlu:

- Sen âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl doyurabilirdim, der. Allah Teâlâ:

“Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini benim katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, vermedin.” buyurur. Âdemoğlu:

- Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken ben sana nasıl su verebilirdim, der. Allah Teâlâ:

“Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?” buyurur. (Müslim, Birr 43)

Hasta ziyaretinin, Allah’ın rızasını kazanmak demek olduğunu bundan daha güzel anlatmak mümkün değildir.

Allah Teâlâ, herhangi bir hastayı ziyaret etmeyi, bizzat kendisini ziyaret etmek gibi değerlendirmektedir. Çünkü hadisin ilk cümlesinde hasta kulunu kendisiyle temsil ve teşrif etmektedir. Rızasının, hastanın yanında onu ziyaret edecek kimseleri beklediğini bildirmektedir. Bu, Allah Teâlâ’nın lütuf ve ikramının rahmet ve rızâsının; düşkün ve zayıfların, himmete ve yardıma muhtaçların yanında olduğu anlamına gelmektedir. Onlara gösterilecek ilgi nisbetinde ilâhî rahmet ve rızâya kavuşmanın mümkün olacağı anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi Yüce Rabbimiz’in hastalanması, bir şey yemesi içmesi ve bunlar için herhangi bir kimsenin yardımına muhtaç olması kesinlikle düşünülemez. Buna rağmen Allah Teâlâ’nın, “hastalandım, yiyecek istedim, su istedim” buyurması, kulun şaşkınlığına ve haklı olarak, “sen bunlardan uzak, tüm âlemlerin Rabbi iken ben seni nasıl ziyaret eder, nasıl doyurur ve sana nasıl su verebilirdim?” demesine yol açmaktadır.

Ancak birincisinde, hastayı ziyaret edenin, Allah’ın rızasını hastanın yanında bulacağı; iki ve üçüncüsünde de muhtaçları yedirme ve içirmenin sevabını Allah’ın katında bulacağı cevabıyla kulun şaşkınlığı giderilmektedir.

Bu arada, hadiste sayılan iyiliklerin, kulu Allah’a yaklaştıran amellerden olduğu; “Beni onun yanında bulurdun.” ifadesinden dolayı hasta ziyaretinin, aç olanı doyurmak ve susuza su vermekten daha faziletli olduğu gibi bazı değerlendirmelere gitmek de mümkündür.

Hatta, sırf bu ifadeden dolayı, “hasta ziyaretinin sevabından daha büyük bir sevap bildirilmedi” denilmiş,

Arapça yazılışları bakımından bir nokta farkı ve fazlalığı dikkate alınarak “el-İyâde efdalu mine’l-ibâde” sonucunu çıkaranlar olmuştur. (bk. Aliyyu’l-Kaarî, Mirkat, 4/10-11)

Toplumu sürekli diri, sağlıklı ve güvenli tutmak hasta, âciz ve düşkünlere ilgi duymakla mümkündür. Toplumda düzenin, insanda duygu ve davranışların en çok bozulduğu hastalık, düşkünlük ve ihtiyaç zamanlarında, sağlam ve imkânı olan kimselerin yapacakları iyiliklerin, doğrudan Allah’a sunulmuş ikram olarak değerlendirilmesi, büyük bir şeref ve teşviktir.

Tabiatıyla bu tür fırsatların kaçırılması ise, fevkalâde büyük bir gaflet ve telafi edilemez bir zarardır. Kul, kimi ziyaret ettiğini değil, "kimin emrini yerine getirdiğini" düşünmelidir. Ziyaretin veya ikramın muhatabı Ahmed veya Mehmed olabilir. Ama asıl önemli olan, bu ilişkiyi isteyen iradenin kime ait olduğudur. Allah’ın rızâsı, iradesinin yerine getirilmesindedir.

Hadiste, hasta ziyaretinin Allah’ı hoşnut etmeye vesile olduğu bildirilmekte, böylesi bir şansın kaçırılmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. 

Özetle

- Allah Teâlâ, hastaların ziyaret edilmesinden hoşnut olur.

- Muhtaçların ihtiyaçlarını gidermek, Allah katında son derece makbuldür ve karşılığı asla zayi olmaz.

- Hasta, zayıf ve düşkünlere karşı duyarlı olmak gerekmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun