Haşr suresi 1. Ayet ve Ahzab suresi 41. ayet arasındaki özgür irade farkı nedir?

Tarih: 02.12.2018 - 20:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

"​Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Haşr 1 Meali.
"Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin." Ahzab 41.
- Şimdi soruma geçeyim, lütfen dikkat ile okuyup beni anlamaya gayret ediniz. Sizler ilim ehlisiniz, sorumu doğru anlayınız ki doğru cevap veresiniz.
- Haşr 1 mealine göre, yerde ve gökte ne var ise, canlı cansız, örneğin atomdan, buluta, çataldan kaşığa, insandan hayvana her ne türlü şey var ise her şeyi Allahu tealayı tespih etmektedir. Yani her şey, Allah'ı aralıksız tespih etmektedir. Ancak Ahzab 41 mealine göre Allah'ı çokça anın, zikredin diyerek bir tavsiyede bulunulmuş ve zikretmek işi, kulların iradesine bırakılmıştır.
Soru 1: Eğer Haşr 1 mealine göre zikretmek işi yerde ve gökte ne varsa hepsinin zorunlu görevi olarak tecelli ediyor ise, yani meydana geliyor ise niçin Ahzab 41 de "Allah'ı zikredin" denilmiş, çünkü zaten Allah'ı istesek de istemesek de zikretmiş oluyoruz.
Soru 2: Eğer Ahzab 41’deki tavsiyeye göre Allah'ı zikretmek ve ya zikretmemek bizim elimizdeyse ve bu ayet bize sadece bir tavsiye ise, yani Allah'ı zikredip zikretmemekte özgür isek , Allah'ı zikretmeyen insanlar, yani kısaca kafirler Allah demedikçe ve kalplerinde hatırlamayarak Haşr 1 ayetindeki "yerde ve gökte ne varsa her şey Allah'ı zikreder" ayetine karşı koyup -haşa ve kella- onu yenebilmiş olmuyorlar ama zahiren bakınca böyle yanlış bir mana çıkabiliyor. Bunun doğrusunu nasıl anlamak gerek?
- Evet, inkarcıların kolları, kaşı gözü başı Allah'ı zikrediyor olabilir. Ancak inkarcının 1 organı bile veya ruhu veya aklı her ne ise Allah'ı zikretmez ise Haşr 1 mealindeki ayete ters bir hareket yapmış olarak o ayeti haksız duruma düşürmüş olacakmış gibi bir mana çıkabiliyor.
- Fakat Yüce Allah'u teala en doğrusunu bilir diyerek ona havale ediyor ve işin özünü öğrenmek için size bu konu hakkında sorumu soruyorum.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetlerin mealleri:

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.” (Haşr, 59/1)

“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzab, 33/41)

- Haşir suresinde geçen “tesbih” kavramıyla ilgili bazı yorumlar şöyledir:

a) “Tesbih”, bilinen namaz ve tesbih manasına geldiği gibi, aynı zamanda boyun eğmek manasına da gelir. (bk. Semarkandi, ilgili ayetin tefsiri)

Buna göre ayette “Her şeyin Allah’ın emirlerine boyun eğdiği” hususuna dikkat çekilmiştir.

b) Bu tesbihden maksat, takdis ve tenzihtir. Yani bütün varlıklar, harika yaratılışlarıyla, mükemmel sanat estetiğiyle, atomdan yıldızlara kadar duruş, hareket ve sair konumlarıyla belli hedeflerin tahakkuku için gösterdikleri pozisyonlarıyla sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi, bütün noksanlardan münezzeh bir yaratıcının varlığına şehadet etmektedir.

İşte kâinatın harika nizam ve intizamıyla, Allah’ın  tevhidine olan delaletleri, tenzih ve takdis etmeye yönelik  şehadetleri, “Tesbih” kavramıyla ifade edilmiştir. (krş. Kuşeyri, İbn Kesir,  ilgili yer)

c) Tesbih kavramı, namaz kılmak ve secde etmek manasına gelmekle beraber, bütün varlıkların tesbihinden söz eden ayetlerde, tesbih Allah’ın emirlerine boyun eğmek ve ona itaat  etmek manasına gelir. (bk. İbn Atıye, ilgili yer)

Nitekim, Yedi gök ve yer ile bunlarda olan kim varsa Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin. Lakin siz onların tesbihini anlamazsınız. O ise hilim sahibidir ve çok bağışlayıcıdır.” (İsra, 17/44) mealindeki ayette de her şeyin Allah’ı tesbih ettiği bildirilmiştir ki, bu da inkıyad ve itaat manasına gelir.

“Sonra (Allah’ın iradesi) duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: 'İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin.' dedi. Onlar: 'İsteyerek geldik.' dediler.” (Fussilet, 41/11)

mealindeki ayette ise, varlıkların bir diğer adı olan “yer-gök” unvanıyla bütün kainatın Allah’a isteyerek boyun eğip itaat ettiğine vurgu yapılmıştır.

Hülasa: “Her şeyin Allah’ı tesbih etmesi” demek, meleklerin, bir kısım insanların ve cinlerin Lisan-ı kal ile diğer varlıkların ise lisan-ı hal ile Allah’ın şerikten münezzeh, her çeşit noksandan müberra, her türlü kusurdan muarra olduğunu ifade etmektedir.

Bütün meleklerin ruhani ve nurani yapıları, İman etmeyen bütün  insanların cismani ve ruhani donanımları ve kafir olan  cinlerin de ruhani ve nurani tarafları lisan-ı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. “Bir harf katipsiz olmaz, bir iğne ustasız olmaz, bir köy bile muhtarsız olmaz” diyerek, kendilerinin bunlardan bin kat daha fazla bir yaratıcıya şahit olduklarını ilan etmekte ve bu hakikate delalet eden yönleriyle Allah’ı tesbih, tenzih ve takdis etmektedir.

- “Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin.” (Ahzab, 33/41) mealindeki ayetin muhatapları bellidir. Ne kainattır, ne meleklerdir, ne de kafir olan insan ve cinlerdir.. Bu muhataplar! “Ey İman edenler!” hitabına muhatap olan insanlar olduğunda şüphe yoktur.

Haşir suresindeki ayette, her şeyin lisan-ı kal veya lisan-ı hal ile Allah’ı tesbih ettikleri, vahdetine delalet ederek zikrettiklerine işaret edilmiştir.

Ahzab suresindeki ayette ise, iman edenlere Allah’ı zikretmelerine dair bir emir vardır.

Önceki ayet, bir haber cümlesiyle başlamıştır. Bu ayet ise iman edenlere bir emir kipiyle hitap edilmiştir. Bunun anlamı şudur:

Bütün varlıklar, kendi iradeleri dışında cereyan eden bir şahitlikle Allah’ı tesbih ederler. Kâfir-mümin fark etmeden bütün insanlar hal diliyle yine iradeleri dışında ister istemez Allah’ı tesbih ile zikretmektedir.

Ancak, imtihana tabi tutulan insanlar için gerçek teşbih, özgür iradeleriyle yaptıkları tesbihtir. Bunu da ancak iman edenler yapar.

Bu sebepledir ki, iradeleriyle bu işi yapmaları için özel bir emir söz konusu olmuştur.

Demek ki bu iki ayet arasında herhangi bir çelişki yoktur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun