Fussilet suresi 3. ayet, Kur'an'ın sadece Arap kavmi için mi indirildiğini söylemektedir?

Tarih: 17.02.2014 - 11:08 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Fussilet Suresi 3 nolu ayetini bilerek yanlış çeviriyorlar. Çünkü bu ayet Kuranın Arap Kavmi için olduğunu çok açık olarak belirtiyor. O yüzden doğru tercümesini veremiyorlar.

- "Li kavmin" demek "tek kavim için" anlamına mı gelmektedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Burada ve linkte de bu cahil adamın ve de gayrimüslim cahilin iddiası tamamen bir cehaletin ürünüdür. Onun üzerinde durduğu nokta Kur’an’ın sadece bir tek kavime / Araplara indirildiğini lanse etmektir. Konuyu fazla uzatmadan, bu art niyetli cahil için değil, buna kanan safdil insanlara bunu şöyle açıklayabiliriz: 

a) Konuyu çarpıtmak adına “Li-Kavmin” kelimesini “tek kavim için” şeklinde tercüme etmiştir ve “doğrusu budur” demiştir. Asıl doğru olan şudur: “li” için anlamındadır. “kavim / kavmin” kelimesi nekre (belirsiz bir şekilde) olduğundan hiçbir zaman “tek kavim” anlamına gelmez. Bilakis milyonlarca kavimleri içine alan “herhangi bir kavim” manasına gelir. Türkçede bunu bazen “herhangi” kelimesini kullanmadan, sadece “bir kavim” şeklinde tercüme edilir ve bununla yine de “herhangi bir kavim” kastedilir. 

b) Bu cahil adamın yanlışını daha açık ortaya koymak için şu ayete de bakabiliriz.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgarların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda,  elbette aklını çalıştıran kimseler (aklını kullanan bir kavim) için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.”(Bakara, 2/164).

Ayetin son cümlesi olan “Elbette aklını çalıştıran / aklını kullanan kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır.” ifadesinin “aklını kullanan bir kavim için” mealindeki cümlenin Arapçası: “Li Kavmin Ya’kılûn”dur. Eğer bu ayetin bu ifadesini adamın talimatı doğrultusunda tercüme edersek manası: “aklını kullanan tek kavim için…” şeklinde olur. Bu durumda akıllı olan tek kavim var, o da Arap kavmidir. Oysa “kavim” kelimesi Arapçada “kavim” manasında olduğu gibi, “topluluk” manasında da kullanılır. Nitekim, kelam, fıkıh, hadis, tefsir, tasavvuf gibi değişik ilim disiplinlerinde bazen “kavim böyle diyor” ifadesini görüyoruz. Ancak bu ifadelerde kavim kelimesi “el-kavm” şeklinde marife / belirtili olarak kullanılır ve ilgili ilim dalının alimleri kast edilir. Yani buralarda “kale el-kavmu” derken bir kavmi / milleti değil, “ilgili ilim dalındaki alimler topluluğu / grubu”nu kast ediyorlar.

Bundan da anlaşılıyor ki, “kavim” terim olarak çoğu zaman “millet” değil topluluk anlamında kullanılır. Onun içindir ki, yukarıdaki ayetin mealinde haklı olarak “aklını kullanan bir kavim” yerine “kimseler” sözcüğüne yer verilmiştir. “Akıllı kimseler” aynı zamanda “akıllı gruplar/topluluklar” manasınadır.

c) Kur’an’ın ilk muhataplarının Arap kavmi olduğu hususu gizli-saklı bir şey de değildir.

“Biz her peygamberi, kendi kavminin (kendi milletinin, içinde bulunduğu topluluğun) lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O azîzdir, hakîmdir / mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”(İbrahim, 14/4)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu hususa açıkça vurgu yapılmıştır. 

d) Kur’an’da açıkça vurgulanan bir başka hakikat de vardır ki, o da: Kur’an’ın yalnız Arap kavmine değil, bütün insanlara / bütün kavimlere gönderilmiş bir kitap olduğu gerçeğidir. Daha Mekke devrinde, peygamberliğin ilk yıllarında bu gerçeğe vurgu yapılmıştır: 

“Resulüm, biz seni bütün insanlar / almler için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik.”(Enbiya, 21/107)

“Resûlüm! Biz seni bütün insanlığa / insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcısı olarak gönderdik, lâkin insanların ekserisi bunu bilmezler.”(Sebe, 34/28).

e) “Ya’lemun” kelimesi “kavm”in sıfatıdır. Arapça'da fiil de olsa sıfatlar mevsuftan (nitelenen kelimeden) sonra gelir. Türkçe'de ise dilin kuralı olarak sıfatlar daha önce kullanılır. Anlaşılan, adam  Arapça bilmediği gibi Türkçeyi de bilmiyor, onun için meallere bu noktadan da itiraz ediyor. Örneğin, Arapça’da “Reculun (bir adam ki) yetekellemu (konuşuyor)” ifadesi Türkçe'de “Konuşan bir adam” şeklinde tercüme edilir.  

Keza Türkçe'de olduğu gibi Arapça'da da bir cümlede kullanılan sıfatlar o ifadenin omurgasını teşkil eder ve mana ona göre verilir. Mesela bir kurum, “Hukuk fakültesi mezunu bir eleman arıyorum.” diye bir ilan verse, bununla “Belli bir hukuk fakültesi mezunu, belli bir kimse” değil, “herhangi bir hukuk fakültesini bitiren herhangi bir insan” kastedilir. Aynı şekilde soruda geçen ayette de -deyiş yerindeyse- şu ilan verilmiştir: “Bu kitap / Kur’an -bilen / anlayan bir topluluk için...indirilmiştir.”  Meseleyi bilen, işi anlayan herkes bu ilanın muhatabıdır. 

Yani: meallerde herhangi bir yanlışlık yapılmamıştır. Bir yanlış varsa, o da bu adamın zihninde ve beynindeki algı yanlışıdır.

Bütün bu doğru bilgileri verdikten sonra, sorudaki ayetin mealini verebiliriz:

“Bu kitap; bilen / anlayan bir kavim / topluluk (kimseler) için ayetleri açıklanmış bir kitap olup, Arap diliyle olan bir Kur’ân’dır.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun