Evrime delil gösterilenler, birer safsata, yalan, hile ve sahtekârlıktan mı ibarettir?

Soru Detayı

Soru 1: Evrimcilerin kendi lehinde koz olarak kullandığı, yaratılışla ilgili sonuçlarda; mesela insanın kuyruklu doğması, eşcinsellik ve çift cinsellik, bazı organların eksik veya fazla oluşu ve buna benzer her türlü sebep sonuçlarda daima Rabbimizin bizim tam idrak edemediğimiz hikmetlerinin var olduğunu düşünüp kabul etmemiz mi gerekiyor? Bunları niçin öyle kabul etmeliyiz?
Soru 2: Evrime delil olarak sunulan her türlü deney ve çalışmalar aslında birer safsata, yalan, hile ve sahtekârlıktan mı ibarettir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soru 1:
Evrimcilerin kendi lehinde koz olarak kullandığı, yaratılışla ilgili sonuçlarda; mesela insanın kuyruklu doğması, eşcinsellik ve çift cinsellik, bazı organların eksik veya fazla oluşu ve buna benzer her türlü sebep sonuçlarda daima Rabbimizin bizim tam idrak edemediğimiz hikmetlerinin var olduğunu düşünüp kabul etmemiz mi gerekiyor? Bunları niçin öyle kabul etmeliyiz?

Cevap:

Kâinatın yaratıcısı ve sahibi Allah’tır. O istediğini istediği şekilde yaratır. Her türlü yaratılışın şekil ve yapısını tayin eden O’dur.

İnsanın anne karnında yaratılışında kendisinden kaynaklanan bir takım hatalar vardır. Mesela, anne çocuğunun olmasını istememekte ve onu düşürmek için ilaç almaktadır. Çocuk düşmemekte, fakat alınan ilaç onun bir takım organ ve dokularına zarar vermekte, ya da doğum esnasında haznede fazla kalan bebeğin havasızlıktan beyin hücrelerinin bir kısmı ölmekte, neticede sakat ve zihin özürlü fertler hâsıl olmaktadır.

İnsanın kuyruk sokumu, onun rahat oturmasını sağlar. Öyle iddia edildiği gibi lüzumsuz bir organ değildir. Bazılarında bu kuyruk biraz uzun olabilmekte, bazen iki başlı, ya da kalbi veya ciğerleri vücudun dışında fertler hâsıl olabilmektedir. Bunların büyük bir kısmına insan kendisi sebep olmaktadır.

Allah her şeyi bir sebebe bağlamış, insanlar da o sebeplere göre hareket edince neticesine razı olması gerekiyor.

Mesela, Allah, tarlaya buğday atarsanız size buğday, gül dikerseniz gül veririm diyor.

Aynen bunun gibi, çocuğun yeni teşekkülü esnasında annenin radyasyona maruz kalması halinde o çocuğun bazı organları ya teşekkül etmiyor veya farklı yerde ve şekilde meydana geliyor.

Bazı sebepler de ferdin dışından değil içinden kaynaklı olabiliyor. Söz gelimi şeker hastasıdır veya anne alkol, ya da uyuşturucu kullanmaktadır. O zaman çocukta da bu sebeplere bağlı olarak Cenab-ı Hak bir takım arızalar yaratıyor.

Evrimcilerin buradan bir yere varmaları mümkün değildir. Tam aksine, onlar davalarını ispat edemedikleri için böyle bir takım hastalıklı ve özürlü fertlerden iddialarına güya delil getirmeye çalışıyorlar.

Sakat veya hastalıklı bir ferdin başka bir türün devamını sağlaması nasıl mümkün olacak?  Mesela iki başlı veya üçayaklı bir insan yeni bir silsilenin başı olabilir mi? Zaten insanlık tarihi boyunca böyle bir şey olmamış, olması da muhaldir.

Bir kısım anormallikleri de Cenab-ı Hak ibret veya başka maksat ve gayeler için yaratmaktadır.

Bir de meseleye şöyle baksak: Allah her şeyi ve her insanı mükemmel yaratmak mecburiyetinde mi? Hiçbir varlığın Allah’tan bir alacağı yoktur. İnsan da buna dâhildir. Allah her hangi bir ferde isterse bir göz verir, isterse iki. Tek göz verince Allah’tan bir göz alacağı mı oluyor?

Allah’ın kâinattaki icraat ve tasarrufuna itiraz edenler hadlerini aşıyor, Allah’a karşı isyankâr oluyorlar. Allah’a düşman hale geliyorlar. Allah düşmanlığıyla ölünce de muhtemelen imansız gidiyorlar. Zaten şeytanın insana yaptırmak istediği de budur. Onu inkârla ahrete ve dolayısıyla cehenneme göndermek.

Dünya imtihan meydanı değil mi? İnsan burada bir takım olumsuzluklarla karşılaşacak, bazı sıkıntılara ve hastalıklara maruz kalacak. Bunlar karşısında takındığı tavır ve davranışa göre not alıp buradan ahrete gidecek ve o aldığı notlara göre orada ya mükâfat veya ceza görecek.

Yani, bu dünyadaki bir takım olumsuzluklar imtihanın gereğidir. Hikmetini ve maslahatını bilemediğimiz bir takım olaylar ve yaratılışlar, imtihan özelliğindendir.

O bakımdan Allah’ın icraat ve tasarrufuna karışmamak, İbrahim Hakkı gibi söylemek  gerekir;

Hak şerleri hayır eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Arif onu seyreyler,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Deme nedendir bu böyle?
O yerindedir öyle,
Bak sonun sabır eyle,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

De, pencerelerden seyret içlerine girme. Yani, meşru ve helal olan maddi ve manevi bütün tedbirleri aldıktan sonra, Allah’ın yaptığı işlere fazla karışma. Sonra isyankârlar ve asiler defterine yazılırsın. O deftere asi olarak yazılan da ebedî hayatını kaybetmiş olur.

Soru 2:  
Evrime delil olarak sunulan her türlü deney ve çalışmalar aslında birer safsata, yalan, hile ve sahtekârlıktan mı ibarettir?

Cevap: Hayır. Bu konuda bazı ciddi çalışmalar yapılmakta, bazı sahtekârlıklar da.

Şimdi burada göz önüne alınması ve bilinmesi gereken temel hususlar var. Onlar bilinmezse, konunun anlaşılması zorlaşır.

Bunlardan birisi; evrim teorisinin ilmin metoduna uymamasıdır.

İlimde bir konu hakkında fikir beyan edebilmek için konu ile ilgili bir takım deliller toplanır. Ona göre bir hükme varılır. Mesela bugünün hangi gün olduğunu bilmek istiyoruz. Bunun için araştırma yapılır. Takvimlere bakılır. Bilgi alınabilecek yerlere müracaat edilir. Ondan sonra bugünün haftanın hangi gün olduğuna karar verilir.

Evrim teorisi bu metodu takip etmiyor. O, bugünün Cumartesi olduğunu kabul ediyor. Ondan sonra günün Cumartesi olduğunu ifade edecek deliller aramaya başlıyor. Yani, onlar bütün canlıların silsile halinde birbirinden meydana geldiğini kabul ediyor. Ondan sonra güya bu silsileyi ispat edecek deliller aramaya başlıyorlar.

Mesela sığırlarda 5 ayaklı anormal bir buzağı doğsa bunu evrim iddialarına delil olarak alıyorlar. Bir takım sebeplerden dolayı kuyruklu bir insan dünyaya gelse hemen ona delil diye yapışıyorlar.

Hâlbuki o insan ya yavru vermeden ölüyor veya yavruları kuyruksuz olarak dünyaya geliyor.

Canlıların silsile halinde birbirinden meydana geldiği iddiasını güya ispat için, buldukları yarım kafatası iskeletini alçı ile tamamlayıp, o fosili temsil ettiği iddiası ile hayallerinden o kafatasının yarı maymun yarı insan resmini çizip kitaba basıyorlar.

İşin içerisinde olmayanlar da gerçekten öyle yarı maymun yarı insan bir varlığın yaşadığını zannediyor.

Allah şimdi her bir bitkiyi tek hücreden yaratıyor. Hayvanı da, insanı da tek hücreden halk ediyor. Bunun için ilk canlıya veya ilk insana kadar geriye gitmeye gerek yok.

Şu an da bütün canlılar tek hücreden yaratılıyor. Bitki olsun, hayvan olsun her bir türün kendine has genetik yapısı o tek hücre içerisinde şifrelenmiş ve o genetik yapının değişerek bir başka canlıyı vermesi mümkün değil. Şimdiye kadar da olmamış.

İnsan da öyle. O da tek hücrede 46 kromozomun içerisindeki genetik yapısıyla kendine has karakter ve özelliklere sahip. Bu karakterler her hangi bir canlının genetik yapısın değişmesiyle meydan gelmiş değil, doğrudan kendinse verilmiş karakterler.

Biz buna bakarız. Hayal ürünü bir takım uydurma görüş ve düşüncelere değer vermeyiz. Daha doğrusu ilim böyle diyor. Onların görüş ve düşüncelerini safsata kabul ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.317 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR