Evin geçimini kadın üstlenmişse, o zaman kadın mı üstün oluyor?

Tarih: 24.12.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Nisa 34’te mallarda harcama yapmaları evin reisliğin gerekliliğidir, bu yüzden erkekler üstün. Ama bazı kadınlar evin geçimini kendileri üstleniyor. Ayete göre erkek mi olsun diyor?
- Evin geçimini kadın üstlenmişse, o zaman kadın mı üstün oluyor?
- Bu ayette bir derece üstünlük diyor, neden bir derece demiş?
- Çünkü erkeğin de kadının da birbirinden farklı üstünlükleri var. Erkeğin miras ve boşama konusunda üstün olması gibi.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konu sıkça sorulduğu ve bazı çevrelerce istismar edildiği, İslamofobya maksadıyla kullanıldığı için, genişçe açıklamanın faydalı olacağını düşünüyoruz:

İslam’dan önceki birçok dinde ve kültürde, kadın cinsinin hem insan olarak hem de haklar ve ödevler bakımından erkeğe nisbetle ikinci sınıf bir varlık olarak kabul edildiği bilinmektedir.

Cahiliye Araplarında da kadının durumu farklı değildi; ana, eş, kardeş ve çocuklar olarak kızlar ve kadınların hakları erkeklerin istek ve keyiflerine bırakılmıştı; dilediklerini verir, dilediklerini alırlardı.

Hz. Ömer bu tarihî gerçeği şöyle dile getirmiştir:

“Cahiliye devrinde biz kadınları bir şey saymaz, hesaba katmazdık; bu durum Allah Teala'nın onlar hakkında ayetler indirmesine ve kendilerine birtakım haklar vermesine kadar devam etti...” (Müslim, Talak, 31 vd.)

 “Kadınların da ödevlerine denk haklarının bulunduğunu” bildiren ayet (bk. Bakara, 2/228), özellikle o günün şartları dikkate alınırsa eşi bulunmaz bir “insan hakkı” kuralı ve “kadın hakları vesikası”dır. Hakları ve ödevleri teker teker saymak yerine bir genel çerçeve veren bu ayette yer alan üç kayıt, kadın haklarının mahiyeti, derecesi ve değişme kabiliyeti açısından büyük önem arz etmektedir:

a) Kadın haklar bakımından erkeğe mutlak anlamda eşit değildir; her ikisinin hakları arasındaki nisbet “benzerlik ve denklik”tir.

b) Nasların değişmez kıldıklarının dışında kalan haklar ve ödevlerin değişim ve dengesi sosyal şartlara ve kamu vicdanındaki meşruiyet ölçülerine (marufa) göre ayarlanabilecektir.

c) Haklar ve ödevler karşılaştırıldıkları zaman, erkeklerin haklarında bir derecelik fazlalık bulunduğu görülecektir.

Bu kayıtları biraz daha açmak gerekirse:

1. Ferdin topluma, toplumun da örgütlenme ve düzene ihtiyacı vardır. Devletten aileye kadar bütün kurumlarda düzen bir yönetimi, yönetim ise yöneten ve yönetilenlerin karşılıklı hak, salahiyet, ödev ve sorumluluklarının belli ve dengeli kılınmasını gerekli kılmıştır.

Kadını ve erkeği ile bütün insanlar insanlıkta ve insanlığa bağlı haklarla yükümlülüklerde eşittirler. Yönetimin ve düzenin gerektirdiği iş bölümüne ve farklı rollere gelindiğinde eşitlik yerine “denge, adalet, hakkaniyet, ehliyet, kabiliyet” gibi değer ve kriterler devreye girer.

İslam insan ve kul olmaya bağlı haklar ve ödevlerde kadınlarla erkekleri eşit kılmıştır. Kadınların insanlık ve kullukta erkeklerden aşağı derecede veya geri olduklarını ifade eden bütün söylemler ya dinî kaynakları bakımından sahih değildir ya da yanlış anlaşılmış ve yorumlanmışlardır.

Kurumlar ve toplum içindeki farklı rollere bağlı haklar ve yükümlülüklere gelindiğinde ise kadınlarla erkekler arasında eşitlik değil, dengeli ve erkek hakkının dengi, misli olma ölçüsü vardır. Eski sosyoekonomik ilişkilerden bazı örnekler vermek gerekirse kadın ekmek ve yemek pişirirken kocası da alet ve malzemeyi temin edecektir, kadın çocuğuna bakarken kocası rızıklarını temin edecektir, kadın kocasına sadık kalırken kocası da ona sadakat gösterecek, eş ve çocuklarına karşı adil davranacaktır.

Karşılıklı iyi geçinmek, iffetleri korumak, geçimsizlik halinde hakeme başvurmak, aile idaresinde ve çocukların yetiştirilmesinde danışma ve iş birliği gibi konularda ise eşitliğe yakın hak ve ödev benzerliği vardır.

2. Nasların sabit kılmadığı hakların ve ödevlerin takdiriyle değişme ve gelişmesinde dinin hakem kıldığı ve rol verdiği bir meşruluk ölçütü de “maruf”tur.

Maruf “bozulmamış fıtrat, olumsuz bir şekilde şartlanmamış akıl, dinin temel amacı ve nasları çerçevesinde oluşan, gelişen ve gerektiğinde değişen değerler, kurallar, telakkiler, kabuller, gelenekler”dir.

Kadının birden fazla erkekle aynı zamanda evli olması caiz değildir. Bu kural hem değişmez dinî naslarla sabittir hem de maruf ölçütüne uygundur. Hakları eşitlemek veya dengelemek uğruna ya da bazı Batı ülkelerinde yaygınlık kazanan nikahsız birlikte yaşama olgusuna dayanılarak bu kural değiştirilemez.

Ama eşle kocanın ev içinde ve dışındaki rollerinde –marufun değişmesine paralel olarak– değişiklikler olabilir.

Nitekim Hz. Peygamber (asm) damadı Ali ile kızı Fatıma arasında rolleri dağıtmış “su taşıma, ev temizliği, ekmek ve yemek pişirme vb. iç işleri Fâtıma, dış işleri ise Ali yapsın demiş” olmasına rağmen, bazı fıkıhçılar bu taksimin bağlayıcı ve devamlı olmadığını, marufa göre değişebileceğini ifade etmişlerdir. (İbn Kayyim, Zadü’l-mead, V, 186 vd.)

İslâm’ın geldiği yıllarda yaşanan bir başka değişme ve gelişmeye de Hz. Ömer şöyle işaret etmektedir:

“Biz Kureyşliler kadınlarımıza hakim bir topluluk idik. Medine’ye gelince orada, kadınları erkeklerine hakim (dediklerini yaptırır olmuş) bir toplum yapısı bulduk, bizim kadınlarımız da onlarınkilerden bunu öğrenmeye koyuldular... Bir gün eşime kızdım. Baktım bana karşılık verip itiraz ediyor, ben buna tepki gösterince eşim, ‘Sana karşı çıkmamı niçin yadırgıyorsun? Vallahi Hz. Peygamber’in eşleri de ona itiraz ediyorlar, hatta bazıları sabahtan akşama kadar ona küs bile kalıyorlar.’ dedi. Derhal gidip kızım Hafsa’ya sordum, o da bunu doğruladı...” (Müslim, Talak, 34)

Aynı kaynaktaki bir başka rivayete göre Hz. Ömer konuyu bir de Ümmü Seleme’ye sormuş; o da “Ömer, sana şaşıyorum! Her şeye karışıyorsun. Şimdi de Resulullah ile eşlerinin arasına mı giriyorsun?” diyerek ona sitemde bulunmuştur (Müslim, Talak, 31)

Bu sahih rivayetler, İslam’ın yaptığı büyük devrim sonucu, kısa zamanda kadın-erkek ilişkilerinde meydana gelmiş bulunan önemli değişikliklere ışık tutmaktadır.

3. İstisnalar bir yana bırakılınca genel olarak erkeklerin, genel olarak kadınlardan bir derecelik hak fazlalığı nedir ve neye dayanmaktadır?

Bu soruya cevap arayan eski müfessir ve müçtehidler dayanak olarak erkeğin fizik gücünü, üstün aklını ve güçlü iradesini ileri sürmüşlerdir.

Erkeğin fizik gücünün kadınınkinden fazla olduğunda şüphe bulunmadığından buna dayalı bulunan hak ve ödev farklılıkları da tabiidir.

Erkeğin aklının daha fazla olduğu iddiası “Aklı ve dini eksik olanlar içinden, sizden fazla, akıl sahiplerine hâkim (galip) olanları görmedim!..” (Müslim, İman, 132) mealindeki hadise dayandırılmıştır.

Halbuki bu hadisin söyleniş amacı kadınlarla erkekler arasındaki akıl farkını açıklamak değildir. Ayrıca burada geçen “akıl eksikliği”nden maksadın ne olduğu hanımlar tarafından Hz. Peygamber’e sorulmuş; akıl eksikliği, “şahitlikte bir erkeğe karşılık iki kadın şahit istenmesi”; din eksikliği ise “hayız halinde namaz kılmamak ve oruç tutmamak” olarak tanımlanmıştır.

Şahitlik konusu Bakara Suresinin 282. ayetinde şöyle açıklanmaktadır:

“Erkeklerinizden iki şahidi de tanık tutun. Şahitler iki erkek olmazlarsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkekle -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki de kadın olsunlar.”

Malî konularda şahit ya iki erkek ya da bir erkek, iki kadın olacaktır. Daha azı iddianın ispatı için yeterli değildir. Tek erkeğin yeterli olmaması, onun akıl ve dürüstlük bakımlarından eksik olduğu gerekçesine değil, hakkın ve alacağın zayi olmaması için daha ihtiyatlı ve tedbirli olma hikmetine bağlıdır.

Bir kadın yerine iki kadının şart koşulması da tek kadının akıl ve dürüstlüğünün yeterliği konusundaki şüpheden veya hükümden değil, onların özel durumları, konumları, psikolojileri, ev dışındaki hayatla ilgileri bakımından unutma veya şaşırma ihtimallerinin daha fazla olmasındandır; yani yine hakkın zayi olmamasına yönelik bir tedbirden ibarettir.

Kadın bu bakımdan da ikinci sınıf ve dereceden bir insan olarak algılanmadığı içindir ki, “erkek bulunmadığı takdirde” denilmemiş, erkek bulunsa bile kadınların tanıklığı kabul edilmiştir.

Ayetin ifadesine dikkat edildiğinde anlaşılacağı üzere iki kadının şahitliğinde tanıklık eden yine bir kadındır; yani nisabı (şahitlik için gerekli sayı) doldurma bakımından bir kadın, bir erkek gibidir. Diğer kadının işi, hemcinsinin unutması veya yanılması halinde ona hatırlatmaktan, hatırlamasına yardımcı olmaktan ibarettir.

Kadınların din eksikliği konusu ise, kadınlar, aybaşı halinde iken menedildikleri için namazlarını kılmazlar, oruçlarını da –sonradan kaza etmek üzere– tutmazlar. Bunun olumsuz manada din eksikliği ile bir ilgisi olamaz. Buradaki “din”le bu kelimenin “yükümlülük” anlamının kastedildiği, dolayısıyla din eksikliğinin de “yükümlülükten muaf tutulma” anlamında kullanıldığı açıktır.

İlgili hadisin mana ve maksadı bir vakıayı dile getirdikten sonra buna dayanarak “Böyle olduğunuz, böyle yaptığınız halde yine de erkekleri etkiliyor ve kandırabiliyorsunuz. Bu özellik ve kabiliyetinizi kötüye kullanmayın.” şeklinde bir uyarıda bulunmaktan ibarettir.

İrade gücü dahil olmak üzere kadınla erkeğin psikolojilerinde farkların bulunduğu inkar edilmemektedir.

İki cinsin fizyolojik ve biyolojik yapıları da birbirinden farklıdır.

İstisnaları bulunmakla beraber genellikle evin geçimini sağlamada ağır yük ve temel rol de erkeğe aittir. İşte bu temel ve değişmez farklılıklara dayalı olarak erkeklere bir derece fazla hak verilmiştir.

Bu hak, Nisa suresinde (4/34) açıklanan “koruma ve yönetme” (kavvamlık) hakkıdır.

Eski fıkıh alimleri aile ve devlet yönetiminde erkeklerin önceliğini ittifakla benimsemişlerdir. Diğer hüküm ve yönetim alanlarında ise farklı içtihadlar vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun