Dinden dönmeyi birkaç defa tekrarlayanların tövbeleri kabul edilmez mi?

Soru Detayı

- Çok özür ama bir yerde okuduğum biraz uzun yazıyı aynen kopyalayıp buraya yapıştırıyorum okursanız iyi olur. Yazıda ''Dinden dönmeyi birkaç defa tekrarlayanların tövbelerinin kabul edilmeyeceğine delil olarak da şu âyeti kerîme gösterilmektedir: '' diyor ve (Nisa, 4/137) ayetini gösteriyor burada ne demek isteniyor benim bildiğim tevbe kapısı ölünceye kadar açık.. iste o yazı...

- İmam Mâlik, Leys, İshak ve Ebu Hanîfe; zındıkın ve irtidat edip tevbe ettikten sonra tekrar dinden dönenin tevbesinin dikkate alınmayacağını ve haddin uygulanacağını kabul etmişlerdir. Çünkü zındıkın mürted sayılmasını gerektiren önceki görüşlerinden kabul etmişlerdir. Çünkü zındıkın mürted sayılmasını gerektiren önceki görüşlerinden döndüğü hiçbir zaman açık olarak tesbit edilemez. Allah Teâlâ; "Ancak, tevbe edip kendilerini düzelten ve Allah'ın indirdiğini açıklayanlar müstesna." (Bakara, 2/160) buyurmaktadır. Dinden dönmeyi birkaç defa tekrarlayanların tövbelerinin kabul edilmeyeceğine delil olarak da şu âyeti kerîme gösterilmektedir:

"İman edip sonra inkâr eden, sonra imân edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak ne de doğru yola eriştirecektir." (Nisa, 4/137)

- Dinden çıkanlarla ilgili konular hakkında bilgi verir misiniz?
- Dinden çıkan kadın da öldürülür mü?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Nisa Suresi 137. Ayetin meali şöyledir:

“İman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenleri Allah ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir.”

Elmalılı Hamdi, bu ayeti şöyle tefsir eder:

Şu da muhakkak ki, önce iman etmiş, sonra inkâr etmiş, sonra iman etmiş, sonra yine küfretmiş ve tamamen küfre dalmış olanlar, böyle imandan küfre, küfürden imana dönerek sonunda küfürde karar kılmış ve bu şekilde küfürü çoğaltmış olanlar yok mu, hiçbir şekilde Allah'ın bunları affetmesine ve doğru yola sevketmesine ihtimal yoktur.

Yani iman ederlerse kabul etmez değil, fakat çoğunlukla bunlar kalpleri mühürlü olduklarından can çekişme zamanına gelmedikçe iman etmezler ve belki o zaman bile etmezler.

Ve iman etmeyince de “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz.” (Nisa, 4/116) âyeti delaletince asla af yüzü görmezler.

Tövbenin kabul edilebileceği bir zamanda tövbe edip ihlas ile iman etseler, gelecek olan “Tövbe edenler, durumlarını düzeltenler...” (Nisa, 4/146) istisnası gereğince kabul edilir ve affedilebilirlerdi ama etmezler ki... (Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

İslâm tarihinin ilk döneminde iman ile inkâr arasında gidip gelenler, bunu kötü maksatla yapanlar veya iman henüz yeterince kafalarına ve gönüllerine yerleşmemiş bulunduğu için böyle hareket edenler olduğu gibi tarihin başka devirlerinde de benzeri durumlara rastlanmıştır.

Önemli ve muteber olan son durumdur; insanlar sonunda imana karar verir, bunda sebat ederlerse kurtulurlar, daha önceki inkârları da bağışlanır. Çünkü;

 "İman, kendisinden önceki sayfayı siler, inanç bakımından sabıka kaydını ortadan kaldırır." (Müsned, IV, 199, 204; İbn Mâce, Zühd, 30)

Sonu inkâr olan ve bu halde ölenler (inkârlarını arttıranlar) bağışlanmazlar, inkarcıların doğru yolda oldukları da iddia edilemez. İnkâr ile -iman bakımından- doğru yolda olmak çelişkilidir, ikisi bir arada bulunamaz.

Bu özet bilgiden sonra, konuyla ilgili ayet ve hadisler ile bunlardan çıkarılan bazı hükümler şöyledir:

Kur’ân-ı Kerîm’de, iman ettikten sonra küfre girenlerin doğru yoldan sapmış oldukları, yaptıkları amellerin dünya ve âhirette geçersiz sayılacağı, dünyada ve âhirette elem verici bir azaba çarptırılacakları ve Allah’ın gazabını üzerlerine çekecekleri ifade edilir. Ancak irtidadın dünyadaki cezaî müeyyidesinin ne olduğu belirtilmez.(Bakara 2/108, 217; Âl-i İmrân 3/86-91; el-Mâide 5/54; et-Tevbe 9/66, 74; en-Nahl 16/106; el-Hac 22/11; Muhammed 47/24-26)

İrtidad, adam öldürme ve silâhlı gasp fiillerini işleyen Ureyne kabilesinden bir grup hakkında nâzil olduğu rivayet edilen (Müslim, Kasame, 9) ve ağır cezalar öngören âyetler ise (Mâide, 5/33-34) esasen eşkıyalık suç ve cezasını konu edinir.

İrtidad eylemini cezalandırdığına dair fiilî veya takrirî sünnet örneği bulunmamakla birlikte (Bedreddin el-Aynî, XIX, 364) Hz. Peygamber’in, “Dinini değiştireni öldürün.” dediği (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 2) ve müslümanın dinini terkedip cemaatten ayrılmasını ölüm cezasına gerekçe olabilecek üç suçtan biri olarak saydığı (Buhârî, Diyât, 6), Muâz b. Cebel’in Allah ve resulünün, dininden dönenin boynunu vurmayı emrettiğini ifade ederek bu cezayı uyguladığı (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 2) muteber kaynaklarda rivayet edilmiştir.

Konuya ilişkin sahâbe uygulamaları, özellikle Hz. Ebû Bekir döneminde baş gösteren ridde olaylarında mürtedlere karşı savaşılması fakihlerin dayanaklarından bir diğerini oluşturur (Buhârî, İstitâbetü’l-mürteddîn, 3; Kâsânî, VII, 134)

Ancak sahâbenin bu savaşlardaki tutumunun ridde cezası konusunda delil sayılması üzerinde tam bir ittifak bulunmayıp bazı âlimlere göre bu olaylarda ridde suçundan ziyade isyan (bağy) suçu söz konusudur. İsyancıların bir bölümünü teşkil eden Müseylime ve Secâh gibi peygamberlik iddiasında bulunan yalancıların yandaşları –meselâ İbn Hazm’a göre- esasen hiçbir zaman müslüman olmamış, diğer bir bölümü ise bir te’vil ardına sığınarak Hz. Ebû Bekir’e zekât vermemekte direnmiş, ancak dinden çıktıklarını ifade etmemiştir. (İbn Hazm, XII, 115-116; İbn Hacer el-Heytemî, IX, 80)

Doktrinde erkek mürtedin ölümle cezalandırılacağı üzerinde icmâ bulunduğu ifade edilmekle birlikte (İbn Abdülber en-Nemerî, V, 306; İbn Dakīkul‘îd, IV, 256) bu hususta icmâın varlığı tartışma konusu olmuştur. İbrâhim en-Nehaî’den nakledilen, “Mürted daima tövbeye davet edilir” sözü (Abdürrezzâk es-San‘ânî, X, 166) bu tartışmanın dayanaklarından biridir. Bazı âlimler, mürtede ölüm cezası verilmeyeceği sonucunu doğuracağı için bu sözü icmâa aykırı bir görüş olarak aktarıp reddeder. (İbnü’l-Münzir en-Nîsâbûrî, II, 239; Muvaffakuddin İbn Kudâme, X, 77)

Diğer bir grup fakihe göre ise Nehaî bu sözüyle irtidad ne kadar tekerrür ederse etsin tövbenin cezayı düşüreceğini kastetmiş olup onun icmâa muhalefeti söz konusu değildir. (Serahsî, Şerĥu’s-Siyeri’l-kebîr, IV, 1938; İbn Hacer, XII, 270)

Nehaî’nin kendisinden bu yorumun doğruluğunu gösteren açık ifadeler de nakledilmiştir (İbn Ebû Şeybe, VII, 598, 602; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, VIII, 197)

İcmâın varlığı iddiasını tartışmalı kılan diğer bir bilgi, İbn Hazm’ın -kime ait olduğunu belirtmeden- mürtedin öldürülmeyip sürekli tövbeye davet edileceği yönünde bir görüş nakletmesidir. İbn Hazm bu bağlamda, irtidad eden bazı kimselerin tövbeye davet edilmeden öldürüldükleri haberini alan Hz. Ömer’in bunu onaylamadığını ve onların hapsedilip İslâm’a dönmeye davet edilmesi gerektiğini söylediğini nakleder. (el-Muĥallâ, XII, 112-113)

Ancak bu rivayet Hz. Ömer’in, cezasının kesinleşmesi için mürtedin tövbeye davet edilmesinin zorunlu olduğu kanaatini taşıdığı şeklinde yorumlanmış, ayrıca kendisinden bu yorumu destekleyen rivayetler de aktarılmıştır. (Ebû Yûsuf, s. 195; Abdürrezzâk es-San‘ânî, X, 165-166)

Bu durumda İbn Hazm’ın zikredip eleştirdiği bu görüşü belli bir kişi veya gruba nisbet etmemesi ve literatürde konu hakkında Nehaî’ye atfedilenden başka bir görüşten söz edilmemesi, İbn Hazm’ın Nehaî’nin sözünü maksadına aykırı biçimde yorumlayarak temellendirmeye çalıştığı kanaatini güçlendirmektedir. (Îsâ Mennûn, XXVII/8 [1956], s. 885)

İrtidad eden kadına kural olarak ölüm cezası uygulanmayacağını savunan Hanefîler, savaşta kâfir kadınların öldürülmesini yasaklayan Hz. Peygamber’in bunu onların savaşa katılmaması gerekçesiyle açıklamasına (Ebû Dâvûd, Cihâd, 111) dayanır. Onlara göre bu nas aslî küfürle ârızî küfür (irtidad) arasında bir ayırım yapmamakta, dolayısıyla irtidad edenlerin öldürülmesiyle ilgili hadislerin anlamını savaşmayan kadınlar dışındaki mürtedler şeklinde sınırlandırmaktadır. Hanefîler bu görüşlerini, İbn Abbas’ın irtidad eden kadının öldürülmeyeceği yönündeki ifadesi (İbn Ebû Şeybe, VI, 585) ve Ömer b. Abdülazîz’in irtidad eden bir kadına ölüm cezası vermediği rivayetiyle (Abdürrezzâk es-San‘ânî, el-Mebsût, X, 176) destekler.

Ancak mürtedin cezalandırılmasını dinden çıkma değil savaşçı olma gerekçesine dayandıran Hanefîler’e göre irtidad eden kadın fikirleriyle etkili ve yandaşları bulunan biri olduğunda ona da ölüm cezası verilir. (Serahsî, el-Mebsûŧ, X, 111; İbnü’l-Hümâm, VI, 71-72)

İslâm hukukçuları, irtidad eden mümeyyiz çocuğa ölüm cezası verilmeyeceği konusunda hemfikir olup söz konusu ihtilâf medenî hukuka dair tasarrufları ilgilendirmektedir.

Ridde suçunun ispatı ikrar veya şahitlik yoluyla gerçekleşir. Fakihlerin çoğunluğu bu konuda iki erkek şahidin tanıklığını yeterli görür. Ancak Hasan-ı Basrî, sonuç itibariyle ölüm cezasını gerektiren bütün suçlarda dört şahidin gerekli olduğunu savunur. Ridde suçunun sabit olmasından sonra mürtedin kendiliğinden tövbe etmesi halinde cezasının düşeceği fakihlerin büyük çoğunluğunca kabul edilir.

Kendiliğinden tövbe etmeyen mürtedin tövbeye davet edilmesi Hanefîler’e göre müstehap, diğer üç mezhebe göre vâciptir. Şâfiîler’in dışındaki çoğunluğa göre tövbe etmesi için mürtede üç gün süre tanınıp irtidad etmesine sebep olan şüphelerinin giderilmesi için gerekli açıklamalarda bulunulur.

Fakihlerin bir kısmı suçun tekerrürünün cezayı ağırlaştırıcı bir sebep olduğu ve -sayısı üzerinde fikir birliği bulunmamakla birlikte- bu durumda tövbenin kabul edilmeyeceği görüşündedir. Hanefî ve Şâfiîler’e göre ise tekerrürün sayısına bakılmaksızın tövbe ölüm cezasını düşürür; ancak caydırma amacıyla ta‘zîr cezası uygulanır.

Ridde kapsamındaki bazı eylemlerin suçu ağırlaştırması veya nitelikli hale getirmesi ve bu durumda tövbenin cezayı düşürmemesi ayrı bir tartışma konusudur. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Ridde md.)

İlave bilgi için tıklayınız: 

MÜRTED

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR