Boşanma sonrasında kadının yokluğa düşmesine İslam ne der?

Tarih: 13.07.2026 - 09:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

20 yıldan fazla evliyim. Eşim hiçbir geçerli sebep göstermeden boşanmak istedi ve yakında boşanacağız. Evlilik boyunca çalışmadım; kendimi eşime, evime ve çocuğumuza adadım. Bu nedenle bir meslek edinemedim. Şimdi 50 yaşındayım, iş bulamıyorum ve beni destekleyecek ailem de yok. Eşim ortak evimizi bana bırakıyor ve bir süre maddi destek olacağını söylüyor; ancak bunun devam edip etmeyeceğini bilmiyorum. Ayrıca evlenirken kararlaştırılan mehrimi de ödemek istemiyor. İslam hukukuna göre boşandıktan sonra bu durumda kalan bir kadının hiçbir hakkı yok mudur? Geçimini nasıl sağlayacaktır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Konuya iki açıdan cevap vermek daha uygun olacaktır:

1. Kocanızın sizi meşru bir neden göstermeden boşaması**

Öncelikle ifade edelim ki, İslam'da boşanma meşru olmakla birlikte, meşru bir sebep olmadıkça başvurulması istenmeyen bir çözümdür. Esas olan, eşlerin aralarındaki sorunları gidermeye çalışmaları, sabır göstermeleri ve aile birliğini korumalarıdır.

Şayet bir koca, dinen geçerli ve makul bir sebep olmaksızın, yıllarca kendisiyle hayatını paylaşmış, evine ve çocuklarına emek vermiş eşini sadece "sıkıldım, istemiyorum" diyerek boşuyorsa, her ne kadar hukuken sahip olduğu boşama hakkını kullanmış olsa da bu davranışın Allah katındaki sorumluluğu ağırdır. Çünkü İslam, hukuki hakkın kullanılmasının yanında adalet, vefa, merhamet ve ihsan ilkelerine de büyük önem verir. Bir insanın ömrünü kendisine ve ailesine adamış eşini, geçim imkânı olmaksızın mağdur edecek şekilde terk etmesi bu ahlaki ilkelerle bağdaşmaz.

Nitekim Kur'an-ı Kerim'de boşanma sırasında bile iyilikle davranılması emredilmiş, "Onları ya güzellikle tutun veya güzellikle salıverin." (Bakara, 2/229) buyrulmuştur. Bir başka ayette ise, "Aranızdaki iyiliği unutmayın." (Bakara, 2/237) emri verilerek, eşler arasında yıllarca yaşanmış emek, fedakârlık ve hatırın gözetilmesi istenmiştir.

Bu sebeple, bir kimsenin sırf canı istediği için eşini mağdur ederek boşaması hukuken mümkün olsa bile, dinen adalet, vefa ve güzel muamele ilkeleri açısından ciddi bir mesuliyet doğurabilir.

Mümin, sadece hakkını değil, Allah'ın rızasını ve ahirette vereceği hesabı da gözeterek hareket etmekle yükümlüdür.

2. Boşandıktan sonra aç ve açıkta kalacağınız endişesi

Öncelikle ifade edelim ki, İslam hukuku boşanma sonrasında kadının sahipsiz bırakılmasını veya yokluk içinde yaşamaya mahkûm edilmesini hedeflemez. Aksine, kadının mağdur olmaması için aile ve akrabalardan başlayıp topluma ve devlete kadar uzanan çeşitli güvence mekanizmaları öngörmüştür.

Bu sorumluluk, imkân ve yükümlülük sırasına göre ilgili kişi ve kurumların üzerine düşen dinî bir görevdir. Kendisine düşen bu yükümlülüğü yerine getirmeyen kimse, Allah katında sorumlu olur ve görevini ihmal ettiği için günaha girmiş olur.

Evlenirken kararlaştırılan mehir henüz ödenmemişse, kocanın bunu ödemesi gerekir.

Boşanmanın ardından iddet süresi sona erdiğinde, eski eşin artık nafaka yükümlülüğü sona erer. Bununla birlikte, eski eşinizin iki yıl boyunca size maddi destek olmayı taahhüt etmesi dinen güzel bir davranış ve iyilik olarak değerlendirilir. Böyle bir desteği sürdürmesi, teşvik edilen ahlaki bir davranıştır.

İslam'da geçimini sağlayamayacak durumda kalan bir kimse sahipsiz bırakılmaz. Öncelikle nafaka yükümlülüğü, yakınlık derecesine göre erkek akrabalarına aittir. Eğer bu imkân da bulunmuyorsa, toplumun dayanışma kurumları ve devletin sosyal yardım mekanizmaları devreye girer.

Nitekim İslam'ın hedeflediği toplum düzeninde sosyal adaletin çok önemli bir yeri vardır. Bu anlayışa göre, İslam toplumunda yaşayan her insan, insanca yaşayabilmesi için gerekli temel ihtiyaçlarını karşılayabilmelidir. Kendi imkânlarıyla bunu sağlayamıyorsa, önce yakınları, ardından toplumun yardım kuruluşları ve nihayet devlet hazinesi (beytü'l-mâl) devreye girer. Bu, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi açısından vazgeçilmez bir ilkedir.

Bunun yanında İslam, sadece açlık ve yoksulluğu önlemekle yetinmemiş; toplumun refahını paylaşmasını da teşvik etmiştir. Kur'an ve sünnette zekât, sadaka, fitre, kefaretler, vakıflar, faizsiz borç verme (karz-ı hasen), komşuluk hakları, gönüllü yardımlaşma ve gerektiğinde devletin mali imkânları gibi birçok sosyal dayanışma kurumu bu amaçla teşvik edilmiştir. Hatta Resulullah (asm), işverenlerin ve imkan sahiplerinin, yanlarında çalışan kimselere yediklerinden yedirmelerini ve giydiklerinden giydirmelerini tavsiye ederek sosyal dayanışmanın en güzel örneklerini göstermiştir.

Dolayısıyla İslam hukuku, boşanan ve geçimini sağlayamayan bir kadını tamamen kendi hâline terk etmeyi değil; mehir hakkının verilmesini, iddet süresindeki haklarının korunmasını ve sonrasında da aile ve akrabalar, toplum ve devletin imkânlarıyla hayatını sürdürebileceği bir sosyal güvence sistemini esas almıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun