Sebepler, Tabiat ve Kendi Kendine Var Olma

1. Sebepler ve Tesadüfler Kâinatı Meydana Getiremez:

Tesadüf, kanunla zıtlaşmak demektir. Kanun, belirli ve devamlı bir münâsebeti ifade eder. Onda bir plân, program, nizam ve intizam vardır. Halbuki tesâdüf, gelişigüzelliğin ve başıboşluğun adıdır. İlimler ise, dâima kanunlarla meşgul olur; tesâ-düfleri meşgûliyet sahalarına almaz ve onlarla uzaktan yakından ilgilenmezler. İlimler ve kanunları tesadüflerle bir arada mütalâa etmek, büyük bir yanlışlıktır.

Kelimeler üzerinde bu kadarcık durduktan sonra, hükmümüzü teyid için birkaç misâl verip, bu mevzûyu geçelim:

Bir insanda altmış tirilyon hücre ve bir hücrede bir milyona yakın protein vardır. Bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesi için, 10 rakamının arkasında 160 sıfır ile ifâde edilen ihtimal gereklidir. Ortada tercih ettirecek bir sebep olmadan bu ihtimallerden birinin tesadüfen vukû bulması ise, yine o rakamlar adedince muhâldir ve mümkün değildir!..

2. Kâinat Kendi Kendine Meydana Gelemez:

Varlığı zarurî olma, olmaması mümkün olmama demektir. Burada zarurî kelimesinden maksad, vücubdur. Vücudu vacip olanın dışında her varlık, imkân dairesine dahildir. İmkân ise, olup olmaması müsâvî manâsına gelir. Vücudun vacip olması, aynı zamanda sonsuzluğu gerektirir. Halbuki kâinatta müşâhede edilen her varlık, süratle bir sona doğru kaymaktadır. Öyleyse, kâinatta sonradan varlık sahasına çıkmış hiçbir mevcûdun vücudu vacib değildir. Vücudun vacip olmayışı, mümkün olmasıyla eşdeğerdir. Mümkün ise, bir yaratıcıya muhtaçtır. Muhtaç olunan yaratıcı ile muhtaç olan eşyanın aynı olması ise, sadece bir hezeyan ifadesidir. Öyleyse, yaratıcıya muhtaç olanı yaratan, hiçbir zaman madde ve madde cinsinden olamaz. Onu yaratan, vücudu vacip olan bir Zât olabilir ki, O da Allah (cc)'dır.

Diğer taraftan, -farzımuhal- eğer madde aynı zamanda kendini yaratan güçse, şimdi o güç ve kuvvet nereye gitmiştir?. Ebedî olmayan bu gücün ezelî olamayacağı da gayet açıktır!. Öyleyse, varlığın ötesinde bütün varlığa hükmeden ezelî ve ebedî bir Zât vardır ki, O da, Allah (cc)dır.

3. Tabiat ve Tabiat Kanunları da Yaratıcı Olamaz:

Kanunla, o kanunu vazeden aynı değildir. Tabiat kanunlarını yine tabiat kanunları koymuş olamaz. Diğer taraftan, tabiatın kendinde olmayanı başkasına vermesi de muhâldir. Sonra, insanda mevcut binlerce duygunun hiçbiri tabiatta yoktur. Öyleyse tabiat, kendinde olmayanı insana nasıl verebilmiştir? Bu muhâli hangi akıl kabul edebilir?

Kendinden daha mükemmeli yaratamayan taş, toprak, hava, ısı ve ışıktan mürekkeb olan tabiat, insanı nasıl yaratabilir?

4. Tevhidde Sühûlet Vardır:

Bütün eşyayı bir tek şeye vermek, bir tek şeyi bütün eşyaya taksim etmekten daha kolaydır. Bir zerrenin yaratılması için bütün bir kâinat gereklidir. Bütün kâinatı yaratamayan, bir tek zerreyi yaratamaz. Zirâ eşya arasında böyle bir telâzum -biribirini gerektirme, biribiriyle sıkı alâka içinde bulunma- vardır.

İdare açısından bir orduyu bir kumandanın emrine vermek, gayet kolaydır. Buna karşılık, bir tek neferi ordunun neferleri adedince kumandanların emrine vermek ise, iş ve idareyi zorlaştırmak demektir.

Bütün kâinatı Cenâb-ı Hakka isnad etmekle, bir zerrenin yaratılmasını Ona nisbet etmek arasında fark yoktur. Mes-elenin aksinde de netice aynı olacaktır. Yani bir zerreyi kim yaratmışsa, bütün kâinatı da o yaratmıştır. Daha açık bir ifadeyle, yaratılışın zerresiyle küresi, mikrobuyla gergedanı, damlasıyla deryası, parçasıyla bütünü arasında fark yoktur. Küreyi yaratamayan zerreye, gergedanı yaratamayan mikroba, deryayı yaratamayan damlaya, bütünü yaratamayan da parçaya sahip olamaz ve hükmedemez...

Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun