Allah’ın kudretine göre yaratmada az-çok, küçük-büyük fark ediyor mu?

Tarih: 05.05.2020 - 14:26 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kudretin nisbeti kanunidir; yani çoğa-aza, büyüğe-küçüğe bir bakar. Cenab-ı Hakk’ın kâinatta cari olan bazı kanunları vardır. Bunlara göre, az-çok, büyük-küçük fark etmez. Bunlar Allah’ın âlemlerdeki tasarrufunu anlamaya yardımcı olurlar. Bunları Bediüzzaman şöyle gruplandırmaktadır:

“İşte, kâinatta şeffafiyet, mukabele, muvazene, intizam, tecerrüt, itaat birer emirdir ki, çoğu aza, büyüğü küçüğe müsavi (eşit) kılar."

"Birinci temsil: Şeffafiyet sırrını gösterir. Meselâ, şemsin feyz-i tecellîsi olan timsali ve aksi, denizin yüzünde ve denizin herbir katresinde aynı hüviyeti gösterir. Eğer küre-i arz, perdesiz güneşe karşı muhtelif cam parçalarından mürekkep olsa, şemsin aksi, herbir parçada ve bütün zemin yüzünde müzahametsiz, tecezzîsiz, tenakussuz bir olur. Eğer faraza şems fâil-i muhtar olsaydı ve feyz-i ziyasını, timsal-i aksini iradesiyle verseydi, bütün zemin yüzüne verdiği feyzi, bir zerreye verdiği feyizden daha ağır olamazdı.” (bk. Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, s. 527-528)

İşte şeffafiyet sırrıyla güneşin küçük bir cam parçasındaki tecellisi ile bütün zemin yüzündeki tecellisi aynıdır. Yani, bir cam parçasına ziyasını nasıl veriyorsa, yeryüzünün tamanına da aynı şekilde verir.

 

Bunu şöyle bir misalle de akla yaklaştırmak mümkündür. Mesela sizin bahçenizde tek bir kiraz ağacı var. Bir de yeryüzünün tamamının kiraz ağacıyla doldurulmuş olduğunu düşünelim. Güneş için, o bir tek ağaca ışığını aksettirmekle, bütün yeryüzündeki kiraz ağaçlarına ışığını aksettirmek arasında zorluk-kolaylık diye bir şey yoktur.

İşte buradan hareketle Allah’ın kudretine göre, o bir tek kiraz ağacını yaratmakla, zemin yüzündeki bütün kiraz ağaçlarını yaratmak arasında zorluk-kolaylık açısından bir fark yoktur. Bir tek ağacın yaratılmasındaki kudretin tecellisi ne ise, sonsuz sayıdaki ağacın yaratılmasındaki kudretinin tecellisi de aynıdır.

“İkinci temsil: Mukabele sırrıdır. Meselâ, zîhayat fertlerden, yani insanlardan terekküp eden bir daire-i azîmenin nokta-i merkeziyesindeki ferdin elinde bir mum ve daire-i muhitteki fertlerin ellerinde de birer ayna farz edilse, nokta-i merkeziyenin muhit aynalarına verdiği feyiz ve cilve-i akis müzahametsiz, tecezzîsiz, tenakussuz, nisbeti birdir." (bk. age.)

İşte, insanların teşkil ettiği bir dairenin ortasında bir kişinin elinde bir mum, çevredekilerin ellerinde de birer ayna farzediliyor. Çevredeki fertlerin aynalarına bu mum ışığı hiç bölünmeden aynı kolaylıkla giriyor.

Aynen bu misaldeki gibi; Allah’ın kudretine göre bütün mahlukat bir hükmündedir. Büyük ve küçük, az-çok, O’nun kudretine zorluk çıkarmaz, engel teşkil etmez, bir ile bin eşit hükmünde olur.

"Üçüncü temsil: Muvazene sırrıdır. Meselâ, hakikî ve hassas ve çok büyük bir mizan (terazi) bulunsa, iki gözünde iki güneş veya iki yıldız veya iki dağ veya iki yumurta veya iki zerre, herhangisi bulunursa bulunsun, sarf olunacak aynı kuvvetle o hassas, azîm terazinin bir gözü göğe, biri zemine inebilir.” (bk. age.)

 İşte hassas bir terazinin bir gözünde bir zerre, diğer gözünde de bir zerre olsun. Bu durumda terazi dengededir. Bir gözüne bir zerrenin ilavesi bu dengeyi bozacaktır.

Aynı terazinin her iki gözünde de aynı büyüklükte iki güneş tartılsa, yine dengededir. Bu dengeyi, bir göze ilave edilecek bir zerre bozacak ve terazinin bir gözünü yere indirecek, diğerini de göğe kaldıracaktır.

Aynen bu misaldeki gibi bütün mahlukat, büyük-küçük, az-çok fark etmeden, mümkinat terazisindedir. Yani var olmak terazinin bir kefesi, yoklukta kalmak terazinin diğer bir kefesidir. Allah’ın sonsuz kudreti ise bu dengeyi bozan bir dokunuş hükmündedir.

Cenab-ı Hak, bir zerreyi yaratmak istediği zaman, varlık âlemindeki iradesinin tecellisi ne ise, bir güneşi ya da bütün kâinatı yaratmak istediği zaman da iradesinin tecellisi aynıdır. Yani, yaratılacak şeyin büyüklük ve küçüklüğü önemli değildir. Allah’ın bir zerreye “Ol”  demesiyle zerrenin olması ile, bir güneşe “Ol” demesi ile güneşin meydana gelmesi arasında fark yoktur.

"Dördüncü temsil: İntizam sırrıdır. Meselâ, en azîm bir gemi, en küçük bir oyuncak gibi çevrilebilir." (bk. age.)

İşte kâinattaki intizam sırrından dolayı, Allah bir zerreyi döndürdüğü aynı kuvvetle yerküreyi de döndürür. O’nun kudreti karşısında büyük-küçük farkı yoktur.

"Beşinci temsil: Tecerrüd sırrıdır. Meselâ, teşahhusattan mücerred bir mahiyet, bütün cüz'iyâtına, en küçüğünden en büyüğüne, tenakus etmeden, tecezzî etmeden bir bakar, girer. Teşahhusât-ı zâhiriye cihetindeki hususiyetler müdahale edip şaşırtmaz. O mahiyet-i mücerredin nazarını tağyir etmez. Meselâ iğne gibi bir balık, balina balığı gibi o mahiyet-i mücerredeye mâliktir. Bir mikrop, bir gergedan gibi, mahiyet-i hayvaniyeyi taşıyor." (bk. age.)

Allah’ın Zatı gibi kudreti de kâinatın cinsinden değildir. Yani kâinatın vasıf ve kayıtlarından mücerret ve mukaddestir. Öyle ise kainatın kendi içindeki engel ve kayıtlar Allah’ın kudret sıfatını bağlamaz. Allah’ın sonsuz kudretine  küçük balığı yaratmak ve yönetmek ile büyük bir balinayı yaratmak ve yönetmek aynı ve eşittir.

"Altıncı temsil: İtaat sırrını gösterir. Meselâ, bir kumandan, 'Arş' emriyle bir neferi tahrik ettiği gibi, aynı emirle bir orduyu tahrik eder.”

"Şu temsil-i itaat sırrının hakikati şudur ki: Kâinatta, bittecrübe, herşeyin bir nokta-i kemâli vardır. O şeyin, o noktaya bir meyli vardır. Muzaaf (katlanmış) meyil, ihtiyaç olur. Muzaaf ihtiyaç, iştiyak olur. Muzaaf iştiyak, incizap olur. Ve incizap, iştiyak, ihtiyaç, meyil, Cenâb-ı Hakkın evâmir-i tekvîniyesinin (yaratılışla ilgili emirlerinin), mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler. Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemâli, mutlak vücuttur. Hususî kemâli, istidatlarını kuvveden fiile çıkaran, ona mahsus bir vücuttur."

"İşte, bütün kâinatın kün emrine itaati, bir tek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir. İrade-i ezeliyeden gelen kün emr-i ezelîsine mümkinatın itaati ve imtisalinde yine iradenin tecellîsi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap, birden, beraber mündemiçtir. Lâtif su, nazik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itaat sırrının kuvvetini gösterir." (bk. age.)

İtaat sırrından dolayı bir komutan “Arş” emriyle bir askeri yürüttüğü gibi, aynı emirle bir milyon askeri de yürütür.

Aynen bunun gibi, Allah’ın da kâinattaki icraat ve tasarrufu emirledir. O bir “Ol” emriyle bir atomu yokluktan varlığa çıkardığı gibi, aynı emirle bütün kâinatı yokluktan varlık âlemine çıkarır.

Varlık sahasına çıkmamış şeylerin mutlak kemali öncelikle varlık sahasına çıkmaktır. Kâinatta her şeyin bir kemal noktası vardır. O varlığın istidat ve kabiliyetinde kemal noktasına, yani en mükemmele doğru bir meyli  vardır. O meyil katlandıkça ihtiyaç olur. İhtiyaç katlandıkça iştiyak olur. İhtiyaç da katlandıkça incizap haline gelir.

İşte mahlûkattaki bu meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap, Allah’ın tekvini emirlerine uymak için birer temel nokta ve çekirdek olur.

İşte, bütün kâinatın Allah’ın kün emrine itaati, bir tek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir. Varlıklardaki iradenin tecellisi olan meyil, ihtiyaç, iştiyak ve incizap, Allah’ın emirlerine itaat için yerleştirilmiştir. Latif suyun Allah’ın “Don” emrini aldığı zaman demiri parçalaması, elementlerin bu itaat sırrının kuvvetini gösterir. 

“Şu altı temsil, hem nâkıs (noksan), hem mütenâhi (sınırlı), hem zayıf, hem tesir-i hakikîsi yok olan mümkinat kuvvetinde ve fiilinde bilmüşahede görünse, elbette hem gayr-ı mütenâhi (sonsuz), hem ezelî, hem ebedî, hem bütün kâinatı adem-i sırftan (yoktan) icad eden ve bütün ukulü (akılları) hayrette bırakan, hem âsâr-ı azametiyle tecellî eden kudret-i ezeliyeye nisbeten, şüphesiz her şey müsavidir (eşittir). Hiçbir şey Ona ağır gelmez."

"Gaflet olunmaya, şu altı sırrın küçük mizanlarıyla o kudret tartılmaz ve münasebete giremez. Yalnız fehme takrib (akla yaklaştırmak için) ve istib'âdı (akıldan uzak görme) izale için zikredilir.” (bk. age.)

Özet olarak; Allah’ın kudreti zatındandır. Sıfat zatından olunca zıddı onun içine giremez. Zıddı onun içine giremediği için, o sıfatta mertebelenme ve derecelenme olmaz. Mertebelenme olmadığı için, Allah’ın kudretine göre yaratmada az-çok, küçük-büyük fark etmez.

Aynen bunun gibi, Allah’ın görmesi, işitmesi, iradesi ve ilmi gibi sıfatları da zâti olduğundan, bir şeyi bilmesi ile bütün her şeyi bilmesi arasında, bir sesi işitmesiyle bütün sesleri işitmesi arasında, bir şeyi görmesiyle her şeyi görmesi arasında fark yoktur. Aynı anda her şeyi işitir, her şeyi görür, her şeyi bilir, her işi yapar. Hiçbir iş bir işe mani olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun