Papa, dinsizliği ve eşcinselliği mi savunuyor?

Biz Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde inançları ve bazı uygulamaları anlatılan Hristiyan ve Yahudilere, vaktiyle hak peygamberlerine gelen sahih kitaplarından dolayı “ehl-i kitab” diyoruz. İslam hukuku onlara, müşriklerden farklı muamele ediyor, bazı hak ve hürriyetler tanıyor. Ancak aşağıda, Papa’nın, bir Arap haber kaynağından özetleyeceğim son açıklaması, karşımızda farklı bir Hristiyanlığın, hatta kaynaklarımızda ve kaynaklarında anlatılan Hristiyanlık’tan farklı yeni bir uydurma dinin oluştuğunu gösteriyor.

Papa diyor ki:

“Biz alçak gönüllülük, ruhi ve manevi araştırma, tefekkür ve dua sayesinde, bazı itikatlarımızla (inançlarımızla) ilgili yeni bir anlayış kazandık… Artık kilise, insanların azap çektiği bir cehenneme inanmıyor, bu inanç Tanrı’nın sonsuz sevgisine ters düşer. Tanrı yargıç değil, insanlığın dostu ve sevenidir. Tanrı suçlamaz, aksine kucaklar. Cehennem edebî bir tekniktir; Âdem ve Havva kıssası gibi, cehennem ayrı düşmüş ruhun üstü kapalı anlatımıdır (bundan kinayedir). O ruhta sonunda bütün diğerleri gibi Allah sevgisinde birleşecektir… Bütün dinler haktır, sahihtir; çünkü inananların kalbinde ve inancında böyledir ve bundan başka da bir hakikat yoktur… Kilise eskiden insanların günahları ve hataları ile ilgili hakikatler konusunda çok sert idi, ama biz şimdi yargıç olmaktan vazgeçtik, biz seven ve sevecen bir baba gibiyiz, çocuklarımızı suçlamamız ve cezalandırmamız mümkün değildir. Kilisemiz farklı cinsel eğilimlere sahip olanları, kürtaja taraftar olanları ve karşı olanları, muhafazakârları ve liberalleri, selamladığımız ve bize katılan komünistleri… kucaklayacak kadar geniştir. Hepsini seviyoruz ve aynı tanrıya tapıyoruz.”

Papa’nın bu açıklamadan maksadı ve asıl inancı nedir sorusunun cevabı üzerine çok şey söylenebilir, üç noktayı tahlil etmek istiyorum:

1.Hakikat anlayışı

Papa’ya göre mutlak hakikat yok, hakikat izafi (göreceli), her inanç sahibi neye inanıyorsa hakikat de ondan ibarettir.

Bize göre hem madde âleminde beşeri bilgiye ulaşma araçları ile hakikate ve doğruya ulaşma imkânı vardır ve hakikat tektir, ona uymayan bilgi ise batıldır, aslı yoktur, vakıa mutabık değildir; hem de beşerin bilgi vasıtaları ile ulaşılması mümkün olmayan hakikatlere ulaşmanın yolu vardır; bu da ilâhî bilgi kaynağı olan vahiydir. Vahyin verdiği bilgi izafi hakikat değildir, mutlak hakikattir; vahyin usulüne göre yapılacak yorumu ise beşeridir, Allah katında olana uyarsa isabetli, uymazsa hatalı olur, ama bu hata Vahyeden’in bağışladığı bir hatadır.

2.Din anlayışı

Papa’nın hakikat anlayışına bağlı olan din anlayışı da isabetli değildir. Allah Teâlâ’nın birçok peygambere vahyi vardır, bu vahiylerde ortak noktayı teşkil eden “hak dinin temel bilgileri inanç esasları” Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır, Ehl-i kitabın ellerinde bulunan ve kısmen değişmiş olan kitaplarda da bu temel bilgilerin kırıntıları vardır. İşte hak dinin bu temel bilgi ve inancı ihtiva etmesi gerekir. Bugün yeryüzünde mevcut olan İslam’dan başka hiçbir dinde bu temel bilgi ve inanç, sahih ve kâmil olarak mevcut değildir, şu halde bir hak din vardır, o da –bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri dinin de adı olan- İslam’dır. Bu hak bilgi ve inanca göre bütün dinlerin mensupları aynı tanrıya ibadet etmiyorlar, Papa gibi din adamlarının uydurdukları sözde tanrılara tapıyorlar. Papa’nın din anlayışının insanlığı götüreceği sonuç dinsizliktir, varlık ve bilgi olarak hakikatin inkârıdır ve hakikate dayalı olan kâmil insanlık ve ahlak nizamının yıkımıdır. Nitekim merhum Aytunç Altındal yıllar önce bu sonuca şöyle ışık tutmuştu:

“Gerçekten Ateizm’in kaynağının bizzat Roma Kilisesi olduğunu söylesem şaşardınız, değil mi? Nasıl olur da Tanrı’dan başka güç tanımayan ve onun adına kurulduğu ve hareket etmekte olduğu varsayılan bir kurum, Kilise, Tanrıtanımazlığın kaynağı olur? Ama olmuştur. Özellikle de son 400 yılın ilk öncü Hıristiyan kökenli Ateistleri hep bu kiliseden çıkmışlardır. Özellikle de 15. ve 16. yüzyıllarda papazlık eğitimi görmüş, yıllarca Hıristiyanlığın “Tanrısı” için çalışmış fakat hayatlarının belli bir dönemine gelince Ateizm’e geçmiş ve bu kez de aynı Tanrı’ya karşı amansızca mücadele etmeye başlamış sayısız papaz vardı.”

3.Ahlaklı-ahlaksız, dinli-dinsiz bütün insanlığı kucaklama anlayışı

“Teşbihte hata olmaz derler” ben de bir teşbih ile maksadımı anlatmaya çalışayım:

Fahişeler, iffetli kadınların arasında rahatsız olurlar, isterler ki, bütün çevre kendileri gibi olsun, fark ortadan kalksın ve huzur bulsunlar. Papa da bakmış ki, aklı, vicdanı, şuuru yerinde olan ve fıtratı bozulmamış insanlara, mevcut kitaplarından ve yaptıkları reformlardan yola çıkarak Hristiyanlığı kabul ettirmek mümkün değil; bunca imkân ve gayretlerine rağmen elde ettikleri sonuç kilisenin talim ve telkin ettiği Hristiyanlık’tan kaçış. Kendisi ve diğer din adamları bir yandan emsalsiz bir saltanat sürmekteler, diğer yandan azımsanamayacak sayıda mensupları küçük çocuklara tecavüz etmekte, Papa tazminat ödemekten bıkmış, üstelik itibar kaybetmekteler… Bu dini insanlığa kendisi olarak sunmak ve kabul görmek yerine (bundan ümit kestikleri için) bütün dinleri ve muhafazakâr ahlak anlayış ve uygulamalarını ve bu meyanda yegâne hak din olan İslam’ı bozmaya, hak-batıl, güzel ahlak-ahlaksızlık, insanlık için yararlı olan-olmayan ayrımını ortadan kaldırmaya, insanları “her şeyi mübah ve hak-hakikat görme” anlayış ve uygulamasına yönlendirmeye karar vermiş. Dış görünüşü müsamaha şekeri ile kaplı olan bu açıklama-açılım, insanlığı hayvanlar topluluğuna çevirecek bir uyuşturucudur.

1960’lı yıllardaki Papa, dinler arası diyalog adıyla bir teşebbüs başlatmıştı, başta başka dinlere de bir kurtuluş penceresi açmış, tepki görünce de “maksadım diyalogu, misyonerlik için kullanmaktır” diyerek tornistan yapmış veya asıl maksadını açıklamıştı. Türkiye’den ve yurt dışındaki dindaşlarımızdan bu faaliyete katılanlar olunca yazılarımda ve kaleme aldığım küçük bir kitapta şu uyarıyı yapmıştım:

“Bugün yurt dışında yaşayan dindaşlarımız yoğun bir misyonerlik taarruzu karşısında bulunuyorlar ve oradaki din rehberlerimiz çeşitli maksatlarla Hristiyan din adamlarıyla bir araya geliyor, diyaloglar yapıyorlar. Bu noktada önemli olan husus, “kırmızı çizgilere dikkat etmek, dengeyi bozmamak, kâr zarar hesabını iyi yapmak”tır; eğer bu çeşit diyalog İslam’ın ve Müslümanların menfaatine değil, zararına olursa zinhar ondan uzak durmaktır. Müslümanlar, “dinler arası diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir “misyoneri: davetçisi, tarafı” olarak diyaloga girerler.”

Anlaşılan odur ki, Papalık, dinler arası diyalog faaliyetinden de ümidini kesmiş, bütün dinleri ve sanırım özellikle yegâne hak din olan İslam’ı ortadan kaldırmak için yeni bir “sözde din anlayışını” ilan etmiştir.

Yıllardır dikkatimi çeken bir husus da şudur: Kilisenin yaptığı şey, mensuplarını kitaptaki dine çekmek yerine kitaptaki dini; fikirde, fiilde ve modada hâkim olan duruma çekmek, dini modaya uydurmak olmuştur. Son moda cinsi ve cibilliyeti bozulmuş insanların kabullenilmesi, hoş görülmesi, hatta onore edilmesi olduğundan Papa, yaşına başına bakmadan onları da kucaklamak suretiyle dikkatimi çeken yaklaşıma bir yenisini daha eklemiştir. Bir çelişkisi de şöyledir: Önce eşcinselliğin ve benzerlerinin (LGBT) bir çeşit hastalık olduğunu açıklayarak psikiyatri yolunu göstermiş, sonra tepki görünce onları savunmuş, tabii görmüş, sonunda da kucaklamıştır.

İbretlik bir olayı daha nakledeyim:

Komünizmden, ateizmden, dine karşı savaştan yeni çıkmış olan Rusya’nın devlet başkanı Putin eşcinsellerin, çocuklara zarar vermesinden korkuyor ve tedbir olarak ülkede reşit olmayan kişiler arasında eşcinsellik propagandasını yasaklayan bir yasa yürürlükte bulunuyor, bir soru üzerine de şu açıklamayı yapıyor:

“Eski İtalya Başbakanı Berlusconi için ‘Eğer eşcinsel olsaydı hakkında dava açılmazdı.’”

Ülkesinde eşcinsellere yönelik baskı uygulandığına dair suçlamalara da sert çıkıyor ve “Neslimiz tükeniyor, bizim derdimiz bu” diyor.

 

1511 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun