Ayet ve hadislerde geçen nur nedir ve nasıldır?

Soru Detayı

- Kuran-ı kerimde Tahrim suresi 8. ayette o gün onların nuru önlerinden ve sağlarından koşarak cennete yol gösterirken...
- ve yine Hadid suresi 13. ayette o gün münafık erkekler ve münafık kadınlar bize de bakında nurunuzdan faydalanalım derler...
- Peygamber Efendimizin de (asm) önümde bir nur arkamda bir nur.... ver diye duaları var. Öğrenmek istediğim:
a) Ayet ve hadislerde geçen bu nur nedir ve nasıldır?
b) Efendimizin bu nur ile arkasını da gördüğünü öğreniyoruz. Dünyada bu nur başka kimlere nasıl tecelli eder?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) İlgili ayetlerin ifadesinden anladığımız kadarıyla, kıyamet günündeki Nur, hem maddi hem de manevi nurdur. Bu nedenle, ahiret alemlerine ait olan nurları, hem bedensel hem de ruhsal özelliklerimize bakan nurlar olarak anlamak mümkündür.

Sözlükte “aydınlık, ışık” anlamına gelen nûr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde “insanların önünü aydınlatıp doğru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırt etmelerini sağlayan mânevî ve ilâhî ışık” mânasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir.

“Müminlerin velîsi olan Allah, onları karanlıklardan nura çıkarır.”(Bakara 2/257; Mâide 5/16)

meâlindeki âyetlerde mecazi anlamda hidayete nur, dalâlete zulmet denilmiştir.

Peygamber gönderilmesinin ve ilâhî kitaplar indirilmesinin esas amacı, karanlıkta kalan ve yollarını şaşıran insanlara doğru yolu göstermek olduğundan, nur ve zulmet kavramlarına önemle vurgu yapılmıştır.

“İnsanları Rablerinin izniyle karanlıklardan aydınlığa, aziz ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için bu kitabı indirdik.”(İbrâhîm, 14/1)

âyetinde Hakk’a giden yola nur, ondan sapmaya zulmet denilmiş, vahyin amacının hidayet olduğu açıkça belirtilmiştir.

Esas itibariyle hidayet eden ve yol gösteren Allah Teâlâ olduğundan O’nun isimlerinden biri de nurdur. “Allah semaların ve arzın nurudur” meâlindeki âyet (Nûr, 24/35) genellikle, “Semaları ve yeryüzünü ışıklandıran ve süsleyen Allah’tır.” veya “Allah nurun yaratıcısıdır.” şeklinde yorumlanmakla beraber, Allah’ın nur olduğu da ifade edilmiştir. Bir hadiste de Allah’a "Nur" denilmiştir. (Tirmizî, Daavât, 82)

Hz. Peygamber (asm)’e mi‘rac gecesi Allah’ı nasıl gördüğü sorulduğunda, “O’nu bir nur olarak gördüm.”, diğer bir rivayette ise, “O bir nurdur, nasıl görebilirim.” demiştir. (Müsned, V, 157; Müslim, Îmân, 291; Tirmizî, Tefsîr, 53/7)

Özü itibariyle zâhir olup başka zuhurların kaynağı olan şeye "nur" denir. Varlıkla yokluk karşılaştırılınca varlık nur, yokluk zulmettir. Her şeyi yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran Allah’ın nurudur. Feyezan yoluyla eşyaya gelen varlık da O’nun zâtının nurudur. Bir nur olan güneşin her zerresi kendisinin delili olduğu gibi varlıkların her zerresi de Allah’ın varlığının delilidir. Allah’ın bâtın olmasının sebebi çok zâhir olmasıdır. Çünkü O’nun nuru nuruna perde olmuştur. (Gazzâlî, el-Maksadü’l-esnâ, s. 99, 106)

Dünyevî ve maddî nurlar olduğu gibi, uhrevî ve mânevî nurlar da vardır. Güneşin, ayın ve yıldızların ışıkları gibi dünyevî nurların bir kısmı gözle, Kur’an gibi ilâhî kaynaklı nurlar ise basiret ve akılla algılanır.

“Allah’a, resulüne ve indirdiğimiz nura iman ediniz.”(Tegābün 64/8; Nisâ 4/174)

meâlindeki âyetlerde nurdan maksat Kur’an’dır. Kur’an’ın isimlerinden biri de nurdur.

Kur’an’dan önce indirilen suhuflar, Tevrat, Zebur ve İncil gibi kutsal kitaplar da Allah’ın kelâmı olmaları bakımından birer nur ve hidayet meşalesidir. (Mâide 5/44, 46; En‘âm 6/91; Süyûtî, I, 5)

“Muhakkak ki Allah’tan size bir nur, bir de apaçık kitap gelmiştir” (Mâide, 5/15) âyetindeki nur ise Hz. Peygamber (asm)’dir. “Allah’ın gönlünü İslâm’a açtığı kişi Rabbinden bir nur üzere değil midir?”(Zümer, 39/22) meâlindeki âyet,  takvâ sahibi müminlerin ilâhî nurdan nasip aldığını gösterir.

Resûl-i Ekrem (asm)’in hayatında ve dualarında "nur" kavramı önemli bir yer tutar. Resûlullah gece kalkıp namaz kılar ve şöyle dua ederdi:

“Allah'ım! Kalbime, gözüme, kulağıma, sağıma, soluma, üstüme, altıma, önüme, arkama nur ver ve nurumu arttır.” (Buhârî, Daavât, 9; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 181, 189)

Hadislerde namazın nur olduğu ifade edilir, iman ve hikmet nurundan bahsedilir (el-Muvatta, İlim, 1; Müslim, Tahâret, 1)

Mişkâtü’l-envâr adlı eserindeki görüşleriyle nur fikrine büyük katkı sağlayan Gazzâlî tek ve hakiki nurun Allah olduğunu, O’nun dışındaki nurlara ancak mecaz yoluyla nur denilebileceğini ifade etmiş ve nuru “zuhur” olarak tanımlamıştır.

Ona göre kalpteki gözün nuru baştaki gözün nurundan daha önemlidir; bu sebeple bu gözün görmesini sağlayan nur gerçek nurdur.

Bilgiler insanlara Hz. Peygamber (asm)’in kutsal ruhu vasıtasıyla ulaştığından ona “sirâc-ı münîr” denilmiştir. (Ahzâb, 33/ 46)

En karanlık şey yokluktur, varlık ise nurdur. Allah nurların nurudur. Bir şey bu nurdan pay aldığı nisbette mükemmel bir varlık olur. Gazzâlî’nin “itaat edilen varlık” (mutâ‘) dediği şey Muhammedî nurdur. Güneşe göre ışıkların durumu ne ise mutâa göre varlıkların durumu da odur.

b) Efendimiz (asm)'in duasında istediği nurdan maksat, maddi olmaktan ziyade manevi nurdur. Bununla her yönden sırat-ı müstakim ve hidayet yolunda olmasını dua etmiş olabilir.

Arkasını gördüğü doğrudur. Namazlarda “Saflarınızı düzgün tutun, önüm gibi arkamı da görüyorum.” manasındaki hadisten bunu anlıyoruz.

Ancak orada “bir nur ile gördüğüne” dair bir ifade yoktur. Arakasını Allah’ın inayetiyle bir mucize eseri olarak görmüştür.

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberimizin arkada gözü mü vardı? Arkasını nasıl görürdü?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun