Allah'ın gücünün her şeye yetmesi, kıssalar ve hayatın gerçekleri arasındaki çelişkiler nasıl açıklanabilir?

Tarih: 24.06.2019 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

“Allah’ın her şeye gücü yetiyorsa niye çocuklar ölüyor? Allah ya güçlü değil ya da iyi değil” sorusunu çokça duymuşsunuzdur.
- Bunun yanında “Allah’ın emirlerine karşı gelenler, faiz yiyenler, hırsızlık yapanlara bir şey olmuyor, durumları iyi” gibi sorularda var. Bu sorulara genel olarak verilen “Allah’ın gücü her şeye ama insanlara özgür irade vermeyi tercih etmiştir. Sebep-sonuç ilişkisinde Allah gereğini yapana verir” gibi cevapları da iyi biliyorum.
- Peki o zaman neden kıssalarda İbrahim’i ateşin yakmadığı, Yunus’u balığın yutmadığı gibi şeyler söyleniyor?
- Neden “bütün insanlar size kötülük yapmak için toplansa Allah istemedikçe yapamazlar“ deniliyor?
- Sebep sonuç dairesi içinde yaşıyorsak neden dua ediyoruz?
- Demek istediğim eğer dünyadaki kötülükleri özgür irade, sebep sonuç ilişkisi içerisinde açıklayacaksak, insanlara niye bu kıssalarla umut veriliyor?
- Neden her yıl milyonlarca çocuk ölürken insanlara “bütün insanlar sana karşı olsa bile Allah istemedikçe bir şey olmaz” deniliyor?
- Şöyle denilse daha dürüst olmaz mıydı: “Ateş İbrahim’i yakmadı ama sizi yakar çokta şey yapmayın. Allah istemedikçe bütün dünya gelse bir şey olmaz, ama Allah genelde karışmaz çünkü özgür irade var.”
- Ya da dua bize ne kazandıracak?
- Dua edeceğimize sebeplerin peşinden koşalım zaten o şeyi elde edip etmeyeceğimiz o sebeplere bağlı. Çocukları, sebep sonuç ilişkisi bozulmasın diye (ki yoksa imtihan olmaz), tecavüzden açlıktan korumayan Allah, bana araba almam için niye yardım etsin?
- Bu dürüst bir yaklaşım mıdır? Tutarlı bir yaklaşım mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Evvela soru ile cevap birlikte geliştirilmeye çalışılmış. Ancak kullanılan örnekler açıkça hatalar içermektedir. Zira kurtarılan peygamber kıssaları kadar, zulüm gören, öldürülen, yakılan hak önderlerinin kıssaları da vardır.

Peygamberlerin kurtarılışı ile ilgili kıssalar onların eninde sonunda vefat edip ayrılacakları geçici dünya yaşamında hayatlarını biraz daha uzatmakla ilgili değildir. Onların kurtuluşları mukaddes davalarını ve tebliğ görevlerini tamamlamaları için verilmiş adil ek müddetlerdir.

Sadece Hz. Peygamber (asm)’in hayat öyküsü bile onun nasıl büyük çile ve ızdıraplarla dolu bir peygamberlik görevi yaptığını görmemiz için yeterlidir.

Evrende ve sosyal hayatta ilahi takdirin tezahürü olan kanunlar, bu kanunların sahibi olan Allah Teâlâ tarafından gönderilmiş bir peygamberin davasını tebliğe mani değildir. Ancak eğer insanlar toplu olarak bu kanunlara muhalefet ederek bir peygamberi engellemede doğal muhalefet sınırlarını çiğneyerek haddi aşarlarsa, buna müsaade edilmemiştir.

Ateşin İbrahim (as)’ı yakmamasının nedeni, onun peygamberliği temsil eden şahsında yıkılmış olan şirkin yanlışlığını tüm insanlara göstermek içindir. Yoksa ateşe yakıcı olma emrini Cenab-ı Allah vermiştir; içine gireni yakacaktır. Eğer yakmamışsa, bu onun Rabbinin tüm evrenin Rabbi olduğunu gösteren bir doğrulama olduğu içindir.

Sonuçta tüm peygamberler öyle ya da böyle muvaffak olmuşlardır.

Dualar, varlığın akışını tersine çevirmek için yapılan sihir veya simya çalışmaları değildir. Onlar bela ve musibet vakitlerinin özel ibadetleri olduğu için yapılır. Bazen dualara dünyada icabet edilir, bazen de ahiret için kabul edilir.

Kaldı ki dualarına dünyada iken cevap verildiğini söyleyen binlerce insan da vardır.

Bununla birlikte İslam’da gerçek kurtuluş asla dünyevi değildir. Dünyevi kurtuluş hiçbir gerçek dinin vaat etmediği bir olgudur.

 İlk dönem Müslümanları olan sahabelerin hiçbiri Müslüman olduğundan dolayı hayatı zevk ve sefa içine girmemiştir. Asıl olan ebedi hayattaki saadet veya şekavettir.

Çocuklarımızı gerçekten korumak istiyorsak, bu koruma hem onların bedenlerine hem de ruhlarına yönelik olmalıdır. Ebedi azaptan ve dünyevi felaketlerden onları koruyabilmemiz için İslam dini var.

İslam diri diri gömülen çocukları kurtarmakla işe başlamıştır. Şikayet konusu olan her türlü kötü fiil, faiz, içki, kumar, ana babaya ve akrabaya hıyanet, gıybet, suizan, kibir, gurur, aldatma, haset, zina, livata, hırsızlık, katillik, mala ve ırza tecavüze, yalanın fiili ve sözlü tüm biçimlerine karşın İslam’ın tavrı çok net ve adildir. İslam duayı ubudiyetin ruhu hükmünde kabul ettiği gibi, dünyada ve ahirette her türlü kötülüğe karşı adil cezaları da uygular.

Öte yandan İslam kötülüğe giden tüm yolları daha başından kesip atar. Gelin görün ki şeytanla oturup kalkan ve onu arkadaş edinen insanların ve sistemlerin yaşandığı toplumlardaki pisliklerden İslam ve onun yüce sistemi nasıl sorumlu tutulabilir.

Cevap 2:

Allah bir şeyi yaratırken hayırlı neticeler vermesi için yaratmaktadır. Kainattaki düzene baktığımızda hiçbir eksikliğe ve başıbozukluğa rastlanmamakta ve kainattaki düzeni gören her akıl sahibi Allah'ın büyüklüğünü tesbih etmekten kendisini alamamaktadır.

Ancak insanlar kainatta yaratılan bu hayırlı şeyleri kendi iradeleriyle şerre çevirebilmektedirler.

Mesela, ateşin yaratılması hayırdır. Ancak bir insan gidip elini ateşin içine sokarsa, ateş o insan hakkında şer olmuş olur.

Halbuki Allah ateşi, insanlar onunla ihtiyaçlarını görebilsinler diye yaratrmıştır. Ancak o insan kendi iradesiyle elini ateşe sokmuşsa, artık "Allah neden bu ateşi yaratmış, neden bu ateş benim elimi yaktı, Allah neden buna müsade etti" gibi bir iddiada bulunmaz. Çünkü Allah'ın kainatta koymuş olduğu kanunlar vardır. Ona riayet edersen menfaat elde edersin, riayet etmezsen zarar görürsün. Bu misaller çoğaltılabilir

Allah'ın bu dünyada kötülüklere doğrudan engel olmaması ise, imtihan dünyasında olmamızdandır. Bu dünya bir imtihan salonudur ve yanlış yapana da doğru yapana da müsade edilmiştir. Eğer yanlış yapanlara müdahale olsaydı, bu imtihan salonunun bir anlamı olmazdı.

Sevap işleyenlarin başına güller saçılsaydı ve günah işleyenlarin başına da dikenler atılsaydı, artık bu dünya bir imtihan salonu olmaktan çıkacaktı.

Bu kısa bilgiden sonra soruda geçen konulara gelince:

Bu soru ve barındırdığı diğer soruların çoğu belki de hepsi Allah’ı hakkıyla tanımamaktan, din imtihanının  hakkıyla bilmemekten, küçük aklını kıt bilgiler arasında dolaştırmaktan ve “cahilin cesareti” türünden açtığı koridorda egosunu kabartmaktan ileri gelen çok çarpık sorulardır. Çünkü;  Bu sorularda Allah’ın “sonsuz ilim, hikmet ve kudretiyle” yarattığı ve idare ettiği kâinatın gidişatı sorgulanmaktadır. Mesela:

a) Çocuklar için açılan ölüm dosyasının kaldırılması istenmektedir.

Halbuki, Allah mutlak hikmetinin öngördüğü çerçevede, kime ne kadar (kaç yıl, kaç ay, kaç saat, kaç dakika, kaç saniye) ömür biçildiğine dair de bir kader dosyası açılmıştır. Kalkmış birisi bu dosyanın da kapatılmasını istiyor. Şımarıklığın da bir haddi olmalıdır. 

b) Sebep-sonuç determinizmi içerisinde bütün işleri sebebe bağlayarak, Allah’ın en bariz sıfatı olan “irade dosyasını” rafa kaldırmak istenmektedir.

c) Daha önceki kavimlerin veya peygamberlerin başına gelen olayları da sebep-sonuç paralelinde açıklamaya çalışan yazar, Allah’ın “iradesinin elini kolunu bağlamak” istiyor. Buna göre, daha önce yapılan olayların aynısının bu zamanda da cereyan etmesini talep ediyor. 

Güya ona göre Hz. İbrahim ateşe atılmış ise, daha sonraki zamanlarda da bazı kimseler ateşe atılmalı idi. Hz. İbrahim ateşten kurtulduğu gibi, daha sonra da dünya çapında çıkan yangınlarda ateşe düşen kim varsa hepsinin kurtulması icap eder. Daha neler!..

Bu listeyi fazla uzatmadan, gerçekleri ortaya koyalım ki hayaller altüst olsun.

Bilindiği gibi, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde düşünülse bile, “Ortaya çıkan her gerçek, ortada dolaşan hayallerin hepsini ortadan kaldırır.” “Bir hakikat danesi, harmanlar dolusu yalanları yakar kül eder.” “gerçeğin ötesi yalan, hakkın ötesi batıl, hakikatin ötesi hayal, iradeli düzenin ötesi, el yordamıyla yapılan düzmeceler vardır.”  İşte.. Evet, bin kere evet..!

1) 

“Bütün mülk elinde olan Allah yüceler yücesidir. O her şeye kâdirdir.” (Mülk, 67/1)

“Olur ki sevmediğiniz bir şey sizin için hayırlı; sevdiğiniz bir şey de sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216)

“Her şeyin melekûtü / hikmetli yaratılışı elinde olan Allah’ın her türlü kusurdan münezzehtir. Ve hepiniz sonunda Ona döneceksiniz.” (Yasin, 36/83)

“Göklerin ve yerin anahtarları Allah'ındır.” (Zümer, 39/63)

Bir numune olarak bu son ayetin manası özetle şöyle açıklanabilir: 

a) Göklerde ve yerde bulunan hazinelerin anahtarları sadece Allah’ın elindedir. Dilediğine bu hazinlerin/veya bir kısmının kapılarını açar, dilediğine açmaz. (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

b) Göklerin ve yerin ahalisine ihsan edilen bütün hayır ve bereketlerin anahtarı yalnız Allah’ın elindedir. Öyleyse bütün hayırlar bereketler -başkalarından değil- yalnız Allah’tan istenmelidir. (Maturidi, ilgili ayet)

c) Göklerde ve yerdeki bütün hazinelerin sahibi Allah’tır. Bu hazinelerin anahtarları da yalnız ondadır. Bu hazinelerden biri de gökten (yukarıdan) gelen yağmur ve yerden biten bitkilerdir. (Zadu’l-Mead, Kurtubi, ilgili yer)

d) Mekalid, itaat manasına da gelir. Buna göre ayetin manası: “Göklerde ve yerde yapılan bütün itaatler yalnız Allah’a yapılmaktadır.” şeklinde olur. (Kurtubi, a.g.y)

e) Göklerde ve yerde bulunan ne kadar işler varsa, hazineler varsa, ne kadar sanatlı işler varsa, hepsinin yegâne yaratıcısı, müdebbiri, idarecisi Allah’tır. (Nazmu’d-Dürer, ilgili yer)

2) “Allah yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmıştır.(Secde, 32/7) mealindeki ayette mevcut varlıkların hepsi, kendi konumunda en güzeldir.  Karınca karınca olarak, fil fil olarak, insan insan olarak güzeldir. “Allah’ın yarattıklarında hakiki hiçbir kusur yoktur.” (Mülk, 67/4) mealindeki ayette de bu gerçeğin altı çizilmiştir. 

3) Bütün kainatı bir vahdet içerisinde yaratan, bütün varlıkları birbirinin imdadına koşturan, her şeyi her şeyle bağlayan, aynı anda hadsiz canlılara nefes aldıran, oksijen veren; sırr-ı kayyumiyetle, bütün kâinatı ayakta tutan, aynı anda birbirinden çok uzak bölgelerde akılsız arıya aynı balı yaptıran, kör ipek böceğine aynı ipek mamulatını dokutturan, bütün canlıları atmosferdeki oksijen tüpüne bağlayan, vs... Allah’ın ilmi, hikmeti ve kudreti sonsuz demektir. Bu sonsuz sıfatlara sahip bir yaratıcının işlerinde kusur aramak  aklî bir çelişkidir. 

- Bununla beraber, ezeli olan bir ilim, hikmet ve kudretin rakibi  yoktur ki, müdahale etsin. Acizlik, cahillik, yanlışlık, bu sonsuz sıfatların zıddıdır. Aynı anda hem gece hem gündüz; bir şeyin aynı zamanda hem beyaz hem kara olması mümkün olmadığı gibi, bir ilim, hikmet ve kudretin aynı anda hem sonsuz hem sınırlı olması imkansızdır. 

Bu yazdıklarımız, soruda geçen bütün sorunları çözecek bilgi ve bulgular vardır. Yeter ki, önyargısız bir surette  aklı çalıştırarak dikkatle okuyalım.

İlave bilgi için tıklayınız:

Şeytan ve şerler niçin yaratıldı?
ŞER.
Şerri de Allah mı yaratıyor?
Allah bu dünyadaki kötülüklere neden müsaade ediyor? Zulme ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun