Allaha inanan, ancak ibadet etmeyen kişinin durumu nedir? Bu tip insanların hiç namaz kılmadan ölse, ahirette kurtulma ihtimali var mıdır?

Soru Detayı
Bir yakınım ibadetlerin yalnız bu dünya için yararlı olduğuna inanıyor. Yani namazın amacı vücudu hareket ettirmek, egzersiz yapmak vs imiş. Ben bunların da namazın yararları arasında olduğunu, ama tek amacın bu olamayacağını açıklamaya çalıştım. Pek ikna olmadı. Namaz da kılmıyor. Ama çok çok iyi bir insan, yardımsever, dine düşman falan da değil. Bu tip insanların hiç namaz kılmadan böyle ölse, ahirette kurtulma ihtimali var mıdır? Ayet ve hadislerde bir bilgi var mıdır?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an-ı Kerim ibadetlerin en câmii olan namaza "zikir" demektedir. Namaz kılan bir mü’min Allah’ı anmakta, zikretmektedir. Bu zikir abdestle başlar. O’nun huzuruna çıkacağının şuuru içinde, O’nun sevgili Habib (a.s.m.)'inin öğrettiği biçimde hazırlık yapan insan, Allah’ı yâd etmekte O’nu zikretmektedir.

Kâbe’ye teveccüh ettiğinde zikirdedir. Niyet ve tekbir zaten zikirdir. Derken Allah’ı tesbih ile, hamd ile, O’ndan başka ilâh olmadığını ifade ile zikir sürdürülür. Namaz kılan bir mü’min bir taraftan da okuduğu sûrelerin mânâlarını düşünür. Kalbi okuduğu sûreye göre halden hâle girer.

Lisanen zikir namazdadır, kıraat sûretiyle. Kalben zikir namazdadır; tefekkür, haşyet, ümit, muhabbet sûretiyle.

İnsan, beden ve ruhtan ibaret olduğu gibi, âlem de şehadet ve gaybdan ibaret. Yâni, görünen ve görünmeyen âlemler. İnsanın maddesi bu âlemin maddesinden süzüldüğü için, bedenen yaptığı zikir de kâinatın zikrini temsil eder.

Gök gürlemesinden şimşek çakmasına, yaprak hışırtısından kuş cıvıltısına kadar, bu âlemi dolduran bütün sesler bir nev’i kıraattir. Kudretin söylettiğini duyururlar bize. Ve biz namazda Kur’an okumak suretiyle bu cehrî zikirlere hem iştirak eder, hem de hepsinin önüne geçeriz.

Eğer namaz sadece vücut hareketlerinden olsaydı, o takdirde namaz kılarken Kur'an okumakla emrolunmazdık. Halbuki namazda Kur'an-ı Kerim okunmadığı takdirde kılınan namaz geçerli değildir. Demekki namazı vücut hareketi olarak değil, bir dua, zikir ve Allah'a kulluğun bir sembolü olarak görmek gerekir.

Bir insan yaratıcıyı kabul etti mi, bu kabul bir bedel ve mükafat gerektirir. Bu bedel ödeme bizim, mükafat ise Allah’ındır. Yani Allah’ı kendine rab olarak kabul eden birisi nasıl ki, Allah'ın emrettiği yerden yemek yiyor. Emredilen yerden hava alır, suyu içer, emredilen yerden görür, emredilen yerden işitir, emredilen yerden düşünür. Yani bir insan “Ben Allah’a iman ettim, ama ben ağzımla değil kulağımla yemek yiyeceğim. Burnumla değil ağzımla koku alacağım, kulağımla değil gözümle işiteceğim, gözümle değil kulağımla göreceğim.” diyemez. Dese hayatını noktalamış olacak, yakınlarına bir taziye davetiyesi çıkarmış olacaktır. Çünkü, kainattaki ilahi kanunlara zıt hareket etmiştir.

Aynen öylede, Allah'ın ikinci şeriatı ve kanunu olan Kur’an'ında emredilen ibadet tarzını yapmayan birisi de aynı duruma düşer. Çünkü, Allah “Namaz kılın.” diyor. İnsan “Ya Rab, ben sana iman ettim, ama bu hususta sana ittiba etmek zorunda değilim. Ben istediğim şekilde hareket edeceğim.” dese, elbette kendi manevi hayatına kast eder. Madem Allah her şeye kadirdir. Ve her şeyin amiridir. Her şeyin O’nun emrini tutmasıyla hayatımız devam ediyor. Ve rahat ediyoruz. Bunun gibi, biz de kainattaki her şey gibi Allah’ın emirlerine ittiba etmekle hakiki kul olacağız.

Namaz kılmamak ve ibadetleri terketmek büyük günah olsa da insanı kafir etmez. Bu bakımdan Allah'a inanan bir insan cehenneme gitse bile günahlarından temizlendikten sonra tekrar cennete gidebilecektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bazı kimseler, "ibadetin kalpleri temizlemek için yapıldığını" söylüyor ve "benim kalbim temiz olduğuna göre ibadet yapmam gerekmez" diyorlar? Böyle bir gerekçe ile kişi ibadet sorumluluğundan kurtulabilir mi?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR